Yazar: Tuğçe Özdenoğlu
3 Ekim 2021
Nerdesin aşkım? Bisikletteyim aşkım.

Zincir Kıran Kadınlar; kadınların ulaşım özgürlüklerini geliştirme, sürdürülebilir şehirler yaratma, kadınları maddi ve manevi olarak güçlendirme ve kadın dayanışması yaratmayı amaçlayan bir inisiyatif olarak kuruldu ve 2019 Ocak ayında diğer kadınların da özgürleşmesine, fiziksel ve zihinsel her türlü engele meydan okumasına, kız kardeşlik ruhunu daha sağlamlaştırmaya vesile olma ümidiyle bisikletli kadın dayanışma grubuna dönüştü.

Şimdi de zincirlerini kırmayı bekleyen her kadını kız kardeşleriyle gürültü yapmaya davet ediyor. Cadıların akşamından, şiir dinletilerine uzanan ve yüzlerce kilometreyi geride bırakan bir hikaye. Zincir Kıran Kadınlar’ı, kurucusu Hande Karaca’dan dinledik.

Zincir Kıran Kadınlar’ın hikayesi nerede, nasıl başladı?

2018’de çıktığım bir bisiklet yolculuğuyla başladı. Bizden önce de bisiklet toplulukları vardı, birçok kadının bisikletle bir şeyler yaptığına dair fikrim vardı; fakat bu sürecin içine dahil olduktan sonra bisiklet topluluklarının düşündüğümden az olduğunu gördüm. Kendi kendime birçok bisikletçi, turcu kadın vardır diye düşünüyordum. Spor açısından eşitlik olduğunu düşündüğüm için bisikletin kadınlar için bir ihtiyaç olduğunu fark etmemiştim, ta ki yaşadığım depresif döneme kadar.

Maslak’ta çalışan, Kadıköy’de yaşayan bir reklam yazarıydım. 2018’in sonlarına doğru depresif bir döneme girdim. Bu depresyon tedavisinde de herkesin bana çeşitli önerileri oldu; yogaya git, meditasyon yapmayı dene gibi. Ben de kendi depresyonumun içinden çıkmaya çalıştığım bu dönemde bisikletle yeniden bir araya geldim. Etrafımda “Engelsiz Pedal” adında bisiklet topluluğu vardı. Bisikletle uzun süreli bir tur yapıp biraz buralardan uzaklaşmak istediğimi söyledim. Onlar da hemen “hadi gel” deyince, üç kadın bir erkek iki kişilik bisikletlerle yola çıktık. Daha ilk yokuşta, hem bisikletlerin durumundan hem de acemi bisikletçiler olduğumuz için zinciri kırdık. Bisiklet zincirini kırmak çok da kolay değil ve hatta şimdi görüyorum ki toplumsal zincirlerimizde de aynı durum var. O zincirin kırıldığı an; zaten beceremediğim, depresyonda olduğum bir andı. Kendi kendime dedim ki ben bundan daha fazlasını kaldıramayacağım, bu benim limitim, zincirin kırıldığı yerde kalacağım. Hemen kızlar biz de gidemeyiz dediler. Meğerse biri işinden kovulup ailesine söyleyememiş, diğeri erkek arkadaşından ayrılmış. Biz de bunun üzerine hep birlikte o gece zincirin kırıldığı yerde kalmaya karar verdik. Sabah kırılmış zinciri tamir edip yola devam edecektik. Civar köyde bir tamirci bulduk, zincir aparatı bulduk ve hiç bilmeyen acemi bisikletçiler olarak kendi sorunumuzu bir şekilde çözmeyi başardık. Bunun üzerine bizi tura getiren kişi “vay be, siz gerçekten zincir kıran kadınlarsınız” dedi ve bu ismi o andan itibaren çok sevip sahiplendik. Bu isimle beraber ilk yolculuğumuzda 100 kilometre birlikte sürdük ve yol boyunca depresyon falan kalmadı. Fark ettik ki bizim birbirimize ihtiyacımız varmış ve 100 kilometrenin sonunda kız kardeş olduk. Geri dönünce Zincir Kıran Kadınlar olarak üçümüz bir WhatsApp grubu kurduk ve bizim gibi tur yapmak isteyen kadınlara, “Bırak ağlamayı, depresyonu bizimle yola çık. Yolda sohbet muhabbet edelim” demek istedik; fakat bu gruba herkesi alamadık. Herkes çok güzel bir iş yapmışsınız ama biz bisiklete binmeyi bilmiyoruz diye geri dönüşler yapmaya başladı. Demek ki ilk ve asıl problem kadınların bisiklete binmiyor olması diye düşünerek bu problemi çözmeye yöneldik.

Zincir Kıran Kadınlar’ın temelinde çok özel bir kadın dayanışması var. Bunu nasıl başardınız? Topluluğu kurarken öncelikleriniz neler oldu, katılımcıları nasıl topluluğun bir parçası haline getirdiniz?

Topluluk kurulduğundan beri şunu fark ettim aslında, bu bir ihtiyaçmış ve biz buna cevap vermeye başladık. Zincir Kıran Kadınları konuşmaya ilk başladığımızda mutlaka kırılması gereken üç zincir bulduk. Birinci zincir, sessizlik. Kendi derdimizi konuşmaktan çekindiğimiz için genelde susuyoruz. Biz de diyoruz ki ilk olarak sessizlik zincirini kır. Depresyondaysan depresyonda olduğunu söyle, çekinme.

İkincisi korku zinciri. “Başına bir şey gelmesin diye bisiklete binmeni istemiyorum” diyerek kadınları öyle bir korkutmuşlar ki; seviyormuş, kolluyormuş gibi görünürken bize ait olmayan korkular yaratmışlar. Bu korkular bize ait değil. Anne, baba ya da sevdiklerimizin kendi korkuları. Diyoruz ki korkmak yok. Korkmak bizi evin içine hapsediyor.

Üçüncü kırdığımız zincir ise yalnızlık. Yalnızlık bize yaramıyor. Bir taşı beş kişi kaldırmak isteriz biz, tarihte de birlikte çalışma kavramları kadınlarla ilerliyor, kadın olmanın doğası bu. Organize olmamız ve bir araya gelmemiz gerekiyor. Bisikletle de herhangi bir yere gitmek istersen, senin için gerekli olan birkaç arkadaşsa onun için de gruba katılabilirsin. Böylece yalnızlığımız da ortadan kalkıyor.

Tüm bunlarla birlikte yaklaşık 300 kadının öğrenmesine yardımcı olurken anneme bisiklet sürmeyi öğretemedim. Annem öğretmen ama onu bile bazı şeyler korkutmuş, bunu yapmak istemiyor. Bunların hepsini kırılması gereken zincirler olarak görüyorum. Anneme öğretene kadar da bu isteğimden vazgeçmeyeceğim.

Sizin hayatınızda bisiklet hep var mıydı, nasıl başladınız?

10 yaşımda bisiklet almak istedim, babam da bana dedi ki “sana neden bisiklet alayım?” Doğru dedim, bunu pazarlamam gerek ve hatta bu olay reklamcılığa ilk adımım oldu 🙂 Karnemi, kendi fotoğrafımı ve sokağımızın fotoğrafını bir resim defterine yapıştırdım ve babama anlatmaya başladım; karnem çok iyi, evimizin sokakları güzel ama yetersiz yeni yerler görmek istiyorum ve bak baba biraz tombiğim dedim. Babam da kabul etti ve sonra fark ettim ki babamı bile ikna ederek bisiklet sahibi olmuştum. O günden sonra da normalleştiricim hep bisiklet oldu.

Ben sürekli spor yapan biri değilim ve turlarda sizin kondisyonunuza yetişemeyeceğimi düşünerek çekiniyorum. Benim gibi bisiklet turlarına katılmak isteyen; fakat endişesi olan kadınlara mesajınız neler olur? 

Biz çok güçlü değiliz ama bizde tuhaf bir inat var, böyle düşün. Mesela yakın zamanda 24 saat yarışına katıldık. İlk başta biz nasıl yapacağız bu işi, sonuncu olacağız diye düşüyorduk. Sonra dedik ki “biz buraya katılmayan kadınlara, neden katılmadın, korkacağımız bir şey yok” kısmını göstermek istiyoruz. Sonuncu olsak da burada bayrak açarız, önemli olan gürültü yapmak çünkü 362 katılımcı vardı ve yalnızca 48’i kadındı. Buralarda olup görünür olmamız çok önemli. Bana ilk sürüşten sonra öğrenciler diyor ki “Bu kadar kolay mıydı?” Evet, bu kadar kolaydı. Demek ki hepiniz bunca zaman beni beklemişsiniz diye hissediyorum, bu da beni çok mutlu ediyor.

Eğitimlere ilgi nasıl, hangi yaş gruplarını daha çok görüyoruz?

Çok güzel bir karmaşa var ve bunu şuna benzetiyorum; eskiden resim derslerinde renkleri öğretirken ilk olarak pembeyi, kırmızıyı ve moru yan yana kullanmayın derlerdi. Neden olduğunu anlamıyordum o zamanlar ama şimdi anlıyorum. Bu üç renk kadının yaşlarını simgeliyor.

Pembe, kadının gençlik enerjisini simgeliyor. Bir sabah uyanıp pembe hissedebiliriz. Eğlenceli, muzip anlarımız gibi.

Kırmızı, tutkularımızın peşinden gittiğimiz, kadın gücümüzü hissettiğimiz anlar.

Mor ise olgunluk. Tarihte de hep bilgeliğin üst rengi diye geçiyor. Kadının olgunluğunu ve bilgeliğini anlatıyor.

Yıllardır bize pembeyi, kırmızıyı, moru yan yana koymayın diyenlere karşı, eğitimde her yaştan kadınları bir araya getiriyoruz. 19 yaşından 70 yaşına kadar kadın bisikletçilerimiz var. Hem elçilik hem öğrenci olarak tüm yaşlardan kadınlar bir araya geliyor ve pembe, kırmızı, mor yan yana çok yakışıyor.

Başlattığınız yeni programlardan biri olan bisiklet elçiliğini de dinlemek isteriz. Nedir Bisiklet Elçiliği?

Bisiklet elçiliği pandemiyle başladı. Öncesinde elçilik yapmıyorduk, gönüllü kadınlar bir araya gelip birbirimize yardımcı olarak ilerliyorduk; fakat pandemiyle birlikte bu dayanışmamız dağıldı. Bunun üzerine en mutlu olduğum şeyi yapamadığımı görünce bir elçilik oluşumu başlatmaya karar verdim ve Hollanda Konsolosluğu hemen projenin içinde olmak istedi. Bisiklet bir komite aslında; size dünyayı başka bir yerden gösteriyor. Dünyayı bisikletle gezen insanlarla konuştukça cesarete ve sabırlı olmaya dair çok şey öğreniyorsunuz. Biz de pandeminin birinci döneminde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kadıköy Belediyesi ve Hollanda Konsolosluğu ile elçilik sertifikası sürecini başlattık. Böylece bisiklet binmeyi bilen ancak bisiklet öğretmeyi henüz yeterince deneyimlememiş, bisikleti başka kadınlara öğretmeye hevesli elçilerimizi yaratıyoruz. Şimdi ise Get Women Cycling Derneği (USA) ve Bike Bridge Derneği’nin de (Almanya) desteğiyle ile Türkiye, Hollanda, Almanya ve Amerika’da geçerli olan elçilik sertifikası veriyoruz.

Bisiklete olan ilginin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Dayanışmamızı daha güçlü kılmak adına bundan sonrası için Zincir Kıran Kadınlar’a katılıp neler yapabiliriz?

Bisiklet dünyası hâlâ çok az kadını barındırıyor. Yapmamız gereken en önemli şey bisiklete binip görünürlüğü artırmak. Mesela 2022 yılında Tour De France ilk kez kadın takımlarına yer açacak. Fransa bile yeni adım atıyor buna. Her kadının kapıya vurup niye bizi bunca yıldır almadınız demesi gerekiyor. Artık biz de oyuna girdik ve oyun çok değişecek. Katıldığımız 24 saat yarışında kadınlar olarak öyle bir gürültü yaptık ki, kim bu “Zincir Kıran Kadınlar” demeye başladılar mesela. Her çarşamba akşamı “cadıların akşamı” dediğimiz, gece sürüşümüz var. Cuma akşamları için de yeni grup kuruyoruz, daha profesyonel olan ve hızlı sürmek isteyen kadınlar için. Çarşamba ve cuma, akşam sürüşleri; cumartesi ve pazar da eğitimlerimiz var. Arada şiir ve bağış geceleri. Yani gürültümüz asla bitmeyecek 🙂

editörün seçtikleri