Yazar: Janset Atacan
23 Mayıs 2022
Döviz kurunu yok sayan bir hayat: Netflix’te dadanmanız gereken 7 komedi programı

Friends’ın dördüncü sezonunu tekrar tekrar izlemekten yoruldunuz mu? Eğer cevabınız evetse, size alternatif komedi rotalarının tarifini yapacağız. Komedi programlarına dadanmak için asla geç değil. Soğuk bir hava olmasına ya da kar yağmasına da gerek yok. Yılın her saati, her gün ve her mevsim gülmeye davetlisiniz. Hayal kırıklığına uğratması mümkün olmayan Ricky Gervais’ten, keşfetmeyenin bin pişman olacağı Ali Wong’a Netflix’teki yedi komedi programına sizden önce sizin için dadandık.

Komedi dizilerinin kölesi olmam CNBC-e dönemine rast geliyor. High School Musical’ın üçüncü filminin hâlâ çıkmadığı ve Adele’in lise yıllarımızı alt üst eden 21 albümünü yayımlamadığı zamanlarda, It’s Always Sunny in Philadelphia’ı izliyordum. Friends’le tanışmam da aynı döneme denk geliyor. Seinfeld, Ally McBeal ve Gilmore Girls’ün hatim ettiğim sezonları da aklımın bir köşesinde. Bir gün büyük bir şehirde yaşayacağımı, trajikomik hayatımı yönlendirmeye çalışırken yazarlık yapacağımı düşünürdüm. Başıma sürekli aksilikler gelecek, her biri bana çok önemli bir ders öğretecek, kendimi çok kötü hissedecek fakat günün sonunda mutlu olacaktım. Hayallerimin bir bölümüne ulaştım. Büyük bir şehirde yaşıyor, yazar olarak çalışıyorum. Carrie Bradshaw kadar lüks giyinemiyorum elbette. Trajikomik bir hayatım var ama. Stand-up yapmaya hazır ve müsaitim. Oyunculuk ajansları tarafından da değerlendirmeye alınabilirim. Bu açık bir çağrı mıdır? Ayıp ettiniz, tabii ki. Stand-up komedilere olan ilgim tam da bu noktada başlıyor. İnsanları eleştirmeyi seviyorum, bunu bir sahnede yapmak daha çok hoşuma gider. Komedyenlerin, toplumun yalnızca eksik yönlerini eleştirdiğini düşünmüyorum. Ama şimdi onu da yapıyorsunuz, yapmıyoruz diyemezsiniz. Konu bizi burada Ricky Gervais’e getiriyor.

Tüm zamanların en iyi hiciv ustalarından biri olduğuna inandığım, önünde saygıyla eğildiğim, Altın Küre konuşmalarını defalarca izlediğim Gervais’e selam olsun. Size bu yazıda, Netflix’in gizli hazinelerini anlatacağım. Biraz gülelim, eğlenelim ve döviz kurunu düşünmeyelim. Gerçeklerden biraz kaçmakta fayda var.

Ali Wong – Baby Cobra & Hard Knock Wife & Don Wong

Ali Wong, her defasında üstün zekanın hayat bulmuş hali olarak karşımıza çıkıyor. 2016 yılında çektiği Baby Cobra’da hamileydi kendisi. Netflix bu programın beklenmedik şekilde çok izlendiğini fark edince Wong, Hard Knock Wife’ı çekti. Onda da hamileydi. Üçüncü programı Don Wong’da da hamile olacağını düşünüyordum ama Wong ters köşe yaptı.

Eşiyle ilişkisi üzerine saatlerce konuşabilen bir kadın Wong. Anne olmayı asla kutsallaştırmıyor, aksine bir çocuk büyütmenin ne kadar yıpratıcı bir süreç olabileceğini tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Cinsel hayatı hakkında konuşmaktan da asla çekinmiyor, birtakım tavsiyeleri de var üstelik. Dinlemekte yarar görüyorum. Son programı Don Wong’da eşini aldatmak istediğini söylüyordu. Aldattığını düşünmüyorum, ama iki çocuk ve üç programdan sonra ayrıldılar. Üzdün bizi Wong.

Taylor Tomlinson – Quarter-Life Crisis

Taylor Tomlinson genç mi genç, güzel mi güzel bir komedyen. Aramızda yalnızca iki yaş olduğunu, onun ünlü ve başarılı bir yazar benimse Cihangir ünlüsü bile olamadığım bir hayat yaşadığımı fark edince biraz moralim bozulsa da bu durum kendisine hayran kalmama engel olmadı. Tomlinson’ın, Netflix’te iki programı var. Quarter-Life Crisis ve Look At You.

Yaşlanmaya başladığını fark eden Tomlinson’ın, ailesi ve özel hayatına dair fikirler edindiğimiz bu programlar hafif bir seyir sunuyor. Tomlinson, sert bir komedyen değil. Kendinizi aşırı dürüst ve eleştirilerle dolu bir programda bulmayacaksınız. Ama hoş vakit geçireceğinizin garantisini verebiliriz.

Hasan Minhaj – Homecoming King

Göçmen bir ailenin çocuğu olan Hasan Minhaj, Netflix’in politik prensi. Korkusuz, eğlenceli ve samimi bir anlatım sunan Minhaj’ın Homecoming King isimli programını Netflix’te bulabilirsiniz. Minhaj, hiç bilmediği bir ülkede uyanan bir göçmenin gözünden Amerikan Rüyası’nı anlatıyor. Ülke ve dünya gündemini üç adımda Minhaj’la öğrenmek mümkün. Kendisini ilk kez beş sene önce Beyaz Saray’da yaptığı bir konuşmada dinlemiştim. Aşırı ciddi insanların önünde güler yüzlü kalmayı ve politikacıları olduğu kadar gazetecileri de eleştirmeyi başarmıştı.

Homecoming King’deki sunumunun da artık klasikleşen tarzının bir yansıması olduğunu söyleyebiliriz.

Hannah Gadsby – Nanette

Ah Nanette, vah Nanette…

‘‘Seni pamuklara sarmalar sararım

Ne bedel isterim ne hesap sorarım

Ne sitemle güzel kalbini yorarım

Sakınma tatlı dillerini’’

Hannah Gadsby için söylenecek pek fazla söz yok gibi. Bu insanı ve yaptığı mizahı ne pahasına olursa olsun koruyun. İşin aslı, Peabody Ödülü’ne layık görülen Nanette isimli programında pek de gülmüyorsunuz. Öyle doyasıya kahkahalar atacağınız şakalar da yok. Gülmekten karnınıza ağrılar da girmiyor. Peki Nanette’i neden izlemelisiniz? Trajikomik bir hayat hikayesi çünkü Nanette. Gadsby’nin ciddi bakışlarının altında, gülmekle gülmemek arasında kalıyorsunuz. Programın sonuna geldiğinizde yüzünüzde bir tebessüm kalıyor. Çok iyi bir yazarın kaleme aldığı o kadar belli ki. Nanette kaçırılmaması gereken bir hikaye.

Trevor Noah – Son of Patricia

Bu listede yer alan en zeki insanlardan birinin programını önermenin haklı gururunu yaşıyorum. İtiraf ediyorum, It’s Always Sunny in Philadelphia ve HIMYM’ın tüm sezonları bir yana Trevor Noah’ın Son of Patricia’sı bir yana. Noah’ın annesinden öğrendiklerini bize aktardığı programda, komedyenin ırkçılıkla nasıl mücadele ettiğine de şahit oluyoruz. Elbette oldukça zeki bir şekilde yapıyor bunu. Karşısındaki ırkçı insan, Noah’ın onunla dalga geçtiğini bile anlamıyor. Noah’ın seyirciyle kurduğu bağ; önceden planlanmış, yönetmeni ve yapımcısı olan bir program değil de sokağın bir köşesinde bir komedyene rastlamış hissi uyandırıyor. Doğal, ikna edici ve seyirciyi yormayan şakalarla bugün ve yarın Noah’ı izleyebilirsiniz.

Bo Burnham – Make Happy

Bo Burnham: Make Happy, isminden de anlaşılacağı üzere sizi mutlu ediyor. Kendisinin Netflix’te Inside isimli bir çalışması da mevcut. Hatta çoğu kişinin Burnham’ı buradan tanıdığını da biliyorum. Nasıl olduğunu sormayın, biliyorum. Ancak size öncelikle Make Happy’i izlemenizi öneririm. Zira, Bo Burnham öyle alışkın olduğunuz komedyenlere pek benzemiyor. Çabasız tarzını her daim hissettiren, müzikleri, sesi ve piyanosunu yanından ayırmayan Bo komediye deneysel bir bakış açısı sunuyor. Fazla söze gerek yok, Bo sizi mutlu etsin yeter.

 

editörün seçtikleri