Yazar: Gamze Akyol
28 Eylül 2021
No Time to Die ile James Bond’un kadın yazarlarına, “görünmez” senaristlere dadanıyoruz

Klas bir takım elbise, tüm düşmanları alt edecek ufak ama etkili bir silah, envai çeşit dövüş kabiliyetleri ve elbette tüm bunları taşıyacak yakışıklı bir aktör. Evet, Ian Fleming’in yaratıcısı olduğu James Bond serisinden bahsediyoruz. Kendisi Hollywood’un en karizmatik, ölümsüz (ölse bile bir şekilde küllerinden doğan) ve maceraları defalarca kez beyaz perdeye uyarlanan ajanlarından biri şüphesiz. Ve bu havalı role 1960’lardan beri aralarında Sean Connery, Timothy Dalton, Pierce Brosnan ve son olarak da Daniel Craig’in bulunduğu yedi aktör hayat verdi bugüne kadar. Ama bu defa bu yetenekli aktörleri değil, Bond’un “arkasındaki” yaratıcı kadınları konuşmak için buradayız. Craig’i Bond rolüyle izlediğimiz son film olan No Time to Die vizyona girdiğine göre (elbette Phoebe Waller-Bridge’i sık sık anarak) James Bond’u şekillendiren yaratıcı kadınlara ve senaryo doktorluğuna dadanıyor, bu mesleğin cinsiyetçi tarafına daha yakından bakıyoruz.

Get Out Ugh GIF - Find & Share on GIPHY

No Time to Die, ilk olarak 30 Eylül’de İngiltere’de daha sonraki haftalarda da dünyanın çeşitli yerlerinde yaklaşık 17 aylık bir gecikmenin ardından vizyona girecek. Bu son Bond filminin duyurulmasının ardından filmle ilgili olarak özellikle iki konu çok konuşuldu; Craig’i son kez Bond olarak izleyecek olmamız ve Phoebe Waller-Bridge. Gerek TV dizilerinde gerek beyaz perdede sıkça maruz kaldığımız sıradanlığı yerle yeksan eden, basmakalıp kadın karakterlere bir tepki olarak görebileceğimiz Fleabag’in yaratıcısı olan PWB, başrolünü ve senaristliğini üstlendiği dizisinin dünya çapındaki başarısıyla beraber yaptığı her işin merakla beklendiği bir yazara dönüştü. Oyuncu kimliğiyle de takdir görse de, onun kalemine vurulmuştuk bir kere. Fleabag gibi bir kara komedinin ardından gerilimli, neredeyse polisiye diyebileceğimiz ve yine bir hayli eğlenceli olan Killing Eve dizisinin baş yazarlarından olmasıyla da tarzının hiçbir kalıba sığdırılmayacağını gösterdi bize. Ardından da Bond ekibinin, kendisine son filme katkıda bulunması için yazarlık teklif ettiğini duyduk. Bu ortaklığa Phoebe kadar biz de şaşırsak da 1960’lardan beri farklı gibi görünen ama birbirini tekrarlayan birçok ögeye sahip Bond serisine nasıl bir dokunuşta bulunacağı konusunda epey meraklandık. Tüm dünya da bizim gibi düşünüyor olacak ki Phoebe, No Time to Die ile anılan başlıca isimlerden biri oldu.

James Bond GIF by Regal - Find & Share on GIPHY

Phoebe’nin No Time to Die’ın yazar kadrosuna filme “PWB muzipliği” ve kadın karakterlere de gerçeklik katması için serinin yapımcısı Barbara Broccoli tarafından dahil edildiği biliniyor. ”Son James Bond” Daniel Craig bu konu hakkında şöyle diyor; “Phoebe’nin etkisi filmde kesinlikle hissediliyor. Onun gerilim-komedi kokteylinin filme sızdığını pek çok yerde fark edeceksiniz.” PWB ise bu konuda daha mütevazı. “Daniel Craig’in Bond’unu ilk izlediğimde performansında sevdiğim bir alaycılık vardı. Bu yüzden onun için diyalog yazma fikrinden heyecan duydum. Yani senaryo zaten oradaydı, onu benim yazdığımı söylemek haksızlık olur.”

James Bond GIF - Find & Share on GIPHY

Bond’u kökten değiştirme gibi bir amacının olmadığını sadece Lashana Lynch, Léa Seydoux ve Ana de Armas gibi oyuncuların canlandırdığı karakterlerin “gerçek insanlar gibi hissettirdiğinden” emin olmak istediğini ve bu amaçla filme ve bu karakterlere ince dokunuşlar yaptığını söylüyor. Ve işte Phoebe’nin yaptığı bu işi neredeyse karşılayan ve “senaryo doktorları” olarak anılan kişilerden bahsedeceğiz biz de. Senaryo doktorlarını genelde bitmiş ya da bitmek üzere olan bir senaryoyu gözden geçiren, onlar üzerinde ufak dokunuşlarda bulunan kişiler olarak tanımlayabiliriz. Genelde filme direkt etkileri oluyor bu kişilerin, senaryoya çekidüzen verip son haline getiriyorlar. Günümüzde saygınlıkları yüksek olsa da geçmişe baktığımızda bu işi yapan kadın yazarların “görünmezliği” can sıkıyor.

James Bond GIF by STARZ - Find & Share on GIPHY

Bond serisine tekrar dönersek bu can sıkıcı duruma iyi bir örnek verebiliriz; Johanna Harwood. İrlandalı Harwood, James Bond serisinin ilk uyarlaması olan Dr. No’nun senaryo kısmına önemli katkılarda bulunmuş bir yazar. Ama sektörde o kadar geri plana itilmiş ki, günümüzde bile adını arama motoruna yazdığınızda ilk olarak kendisinin değil de Bond mirasının tek kadın temsilcisi olan Phoebe Waller-Bridge’un fotoğrafları düşüyor önümüze. James Bond karakterine beyaz perdenin kapılarını açan Dr. No filminin uyarlandığı ve Ian Fleming’in eserine sadık kalan ilk senaryo taslağı aslında Johanna Harwood tarafından yazılıyor 1960’lı yılların başında. Ama filmin yapımcısı Albert R. Broccoli (evet, son Bond serisi de kızı Barbara’ya emanet) başka yazarları da denemek istiyor. Harwood’a haber bile vermeden Richard Maibaum ve Wolf Mankowitz’a bir taslak yazdırıyor. Bu taslakta filmin kötüsü, Bond’ın azılı düşmanı olan Dr. No bizim izlediğimiz Dr. No olarak değil, bir maymun (evet, bildiğimiz maymun) olarak karşımıza çıkıyor.

Ardından Broccoli bu durum karşısında dehşete düşüyor ve Mankowitz’i senaryo ekibinden çıkartıyor.  Maibaum’a Ian Fleming’in romanının hakkını verecek ama aynı zamanda bunu sinemalarda da ilgi çekici bir hale getirecek ve diyalogları daha “erkeksi” yapacak isimler bulmasını söylüyor. Burada da devreye Hintli general Berkely Mather giriyor. Ama bu sefer de film Harwood’un deyimiyle “basit bir mafya filmine” dönüşüyor. Ve artık son çare olarak daha önce de Broccoli yapımlarında senaryo doktorluğu yapmış ama ismi pek anılmamış senarist Johanna Harwood’ın kapısı çalınıyor. Harwood kendisine yapılan saygısızlığa rağmen günü ve filmi kurtarıyor; filmin yönetmeni Terence Young’ın da katkısıyla çekimler başlamadan sekiz gün önce Dr. No’nun izlediğimiz son halini şekillendiriyor.

İlk Bond serisinin ilk iki filminin yönetmenliğini üstlenen Young ise Harwood’dan “kitabın ögelerini bir İngiliz karakterle daha uyumlu hale getiren bir senaryo doktoru” olarak bahsediyor. Toplumsal cinsiyet, feminizm gibi konularda uzman olan ve For His Eyes Only: The Women of James Bond’un yazarı Dr. Lisa Funnell’a göre ise Young’ın bu övgüsü sadece sözde, Young da Harwood’un hakkı olan takdiri kazanamamasında parmağı olan isimlerdenmiş. Harwood hakkında şöyle diyor Funnell; “Harwood ilk Bond filmlerinin Ian Fleming’in kaynak romanlarının özünü yansıtmasını sağlamak için mücadele etti ve popüler kültürün en ikonik figürlerinden biri olan Bond karakterinin sinema kimliğini şekillendirmede ciddi katkılarda bulundu. Buna rağmen tüm bu katkıları göz ardı edildi; film tarihinin kaprisleri ve birlikte çalıştığı kişilerin egoları tarafından bu rolüne gölge düşürüldü.” 1960’lı yıllardan bahsediyoruz farkındaysanız. O zamanlar çoğu yerde bırakın senaryolarına filmler çekmeyi, kadınların yoluna her sektörde taş koyuluyor, geçimini sağlamak için bile çalışmalarına izin verilmiyordu. “Script supervisor” olarak da bilinen senaryo doktorluğu ise o zamanlar kadınlar için kabul edilebilir, yani sektörün “bakın kadınlara da iş verdik” diyebildikleri bir kılıftı aslında…

James Bond Film GIF - Find & Share on GIPHY

Harwood’un yanı sıra Star Wars serisine de ciddi katkıları olan, sorunlu senaryoları düzelten ama ismi jenerikte bile görünmeyen Carrie Fisher’ı da bu “görünmez senaristler” arasında sayabiliriz mesela. Harwood, Bond serisinin ilk filminde gerçekten iyi bir çıkarmıştı, bu nedenle serinin ikinci filmi From Russia With Love’da da kendisiyle çalışıldı. Ama yine Funnell’in dediğine göre Harwood, Young da dahil olmak üzere yapım ekibinin cinsiyetçi tavırlarına sıkça maruz kalıyordu. Bu tavırlar From Russia with Love çekimlerinde ve tanıtımlarında arttığı için Harwood serinin üçüncü filmi olan Goldfinger’a herhangi bir katkıda bulunmadı. From Russia with Love filminde senaryo yazımına en az Richard Maibaum kadar katkıda bulunmuştu. Ama filmin künyesinde Maibaum’ın yanında “screenplan by” yazarken Harwood’ınkinde “adapted by” yazıyordu. Yani Maibaum senaryoyu yazmış, Harwood ise sadece filme uyarlanmasında katkıda bulunmuş gibi lanse edilmişti. Bond Girls: Body, Fashion and Gender kitabının yazarı ve akademisyen Dr. Monica Germana ise Harwood’dan şu sözlerle bahsediyor; “Çok hırslı bir kadındı, senaryo doktorluğu onun bir tutkusu haline gelmişti ama tüm bu emekleri çok küçük düşürüldü.”

Bu arada Bond serisi ve cinsiyetçilik konusu hakkında kitaplar yazıldığını fark etmişsinizdir, işin o tarafına bakarsak kadın yazarlara uygulanan bu ayrımcılık hiç de şaşırtmıyor. Çünkü zaten serinin kendisi ve Bond karakterinin en bariz özelliklerinden biri cinsiyetçilik; Bond’un evreninde tüm kadınlar sadece birer nesnedir, pek akıllı değillerdir ve Bond’ın cazibesine asla karşı koyamazlar.

2002 yapımı Die Another Day filminde rol alan Rosamund Pike seri hakkında şöyle bir açıklama yapmıştı yıllar sonra; “Bond’la ilgili şimdi geriye dönüp baktığımda ‘Tanrım’ diye düşünüyorum. Demek istediğim, o dünya inanılmaz miktarda cinsiyetçilik içeren bir dünyaydı”. Ve neredeyse 60 yıllık bir serinin ikinci kadın yazarı olan Phoebe Waller-Bridge de bu konuyla ilgili Deadline’a verdiği bir röportajda şöyle diyor; “Bond serisinin en fazla eleştiri aldığı konulardan biri karakterin kadınlara davranış şekli ve bu konuyla ilgili şu anda ne noktada olunduğu hakkında çok fazla konuşuluyor. Bence bu saçmalık. Evet, serinin bu konuda olgunlaşması gerekiyor. Büyümek ve gelişmek zorunda. Ama bence önemli olan Bond’un değil, filmin kadınlara düzgün bir şekilde davranması. Bu karaktere sadık kalınmalı çünkü Bond öyle biri.”

Phoebe’yi (ve Fleabag’i) tanımayanlar ilk okuyuşta bu söylediklerinden pek hoşlanmayabilirler. Ama kendisini tanıdığımız kadarıyla Phoebe’nin burada yine karakterin “kusurlu” olduğunu kabul etmemiz gerektiğini anlatmaya çalıştığını söyleyebiliriz. “Bond cinsiyetçi bir karakter ve hep öyle oldu. Önemli olan filmin bu konuda nerede durduğu” diyor yani… 1995’de yayınlanan Bond filmi GoldenEye’da Judi Dench’in hayat verdiği ilk kadın “M” karakteri (MI6 başkanının kod adı) Bond’u “cinsiyetçi ve kadın düşmanı bir dinazor” şeklinde tanımlıyordu mesela; film de Bond’ın cinsiyetçi olduğunu kabul ediyor ve bunu eleştiriyordu bir noktada. Filmin bu konuda sergilediği tavır, gerçekten de karakterin sergilediği tavrın önüne geçebiliyor istediği zaman.

Judi Dench ile yollarımız Skyfall’da da kesişiyordu tabii.

Yazımızın sonuna gelirken bir kez daha Dr. Monica Germana’ya kulak verelim; “Kadın yazarları sadece kadın yazarlar olarak görmemeliyiz. Onları çok iyi yazar oldukları için istiyoruz, bir kutuyu işaretlememiz gerektiği için değil.” Me Too ve Time’s Up gibi hareketlerin kadınlara tüm sektörlerde inanılmaz faydaları olsa da maalesef hâlâ “bir kutuyu işaretlemek” için işe alınan ve iş yerinde yine cinsiyetçi muameleye maruz kalan birçok kadın var. Ve Germana’nın da dediği gibi senaryo doktorluğu günümüzde de kadınlar için “kadın karakterleri şekillendirmek” gibi sınırlayıcı amaçlar içeriyor. Yani kadınlar senaryonun sadece kadınlarla ilgili kısımlarına müdahale etmesi için çağırılıyorlar.

Phoebe Waller Bridge Snl GIF by Saturday Night Live - Find & Share on GIPHY

Mesala Ridley Scott’ın yönetmenliğinde, Matt Damon ve Ben Affleck’in senaryosuyla çekilen The Last Duel’da da benzer bir durum karşımıza çıkıyor. Jodie Comer’ın hayat verdiği, hikayenin kilit ismi olan Marguerite de Carrouges karakterini ve filmin kadın bakış açısını şekillendirmek amacıyla Nicole Holofcener işe alınmıştı. Damon ve Affleck’in yazdığı senaryoya birtakım “kadınsal” dokunuşlarda bulundu kendisi. Elbette bu da cinsiyetçi, klişe bir yaklaşım. Ama şöyle bir tesellide bulunabiliriz; neyse ki artık senaryonun sürekliliğini sağlayan bu kadınların isimleri daha fazla duyuluyor, görevleri daha fazla takdir görüyor. Tüm bu ayrımcılığın karşısında duran ve geleneksel karakter algımızla bir güzel oynayan Phoebe Waller-Bridge’in tarihi böylesine erkek egemen ve de cinsiyetçi olan bir serinin yaratıcı kadrosuna dahil olması ve belki de etkisinin filmden daha çok merak ediliyor oluşu da bunun en iyi örneklerinden.

editörün seçtikleri