Ona dadanmak mutluluktur: Seren Şirince
yazar: Yiğit Tuna

Seren Şirince bu sezon tiyatro sahnesinde ve pozitif enerjisi bulaşıcı, heyecanı hiç bitmiyor, hayata dadanmayı o da seviyor. Yakında hatta yeni bir dizi projesiyle yeniden televizyon ekranlarında olacak. Daha ne olsun?

Fotoğraflar ve video: Cemre Okyay

Türkiye’de tiyatronun çok enteresan bir döneminden geçiyoruz. Enteresan kelimesini tamamen olumlu anlamda kullanıyorum; en sevdiğimiz oyuncular, yazarlar, yönetmenler dizi ve film setlerinin yanında birbiri ardına tiyatro sahnesine de adım atıyorlar ve birçoğu, yer aldıkları ya da ürettikleri işlerle alıştığımız tiyatro oyunu standartlarını sürekli yukarıya taşıyor. Bu enteresan parlaklıktaki dönemin son temsilcilerinden olan ve geçen sezonların bol övgülü oyunlarından Yoldan Çıkan Oyun’un yazarlarının kaleminden çıkan Bir Banka Soygunu Komedisi, 12 Ocak’ta prömiyerini yaptı ve Zorlu PSM’de sahnelenmeye devam ediyor. Hal böyle olunca da televizyonla hayatımıza giren ve şimdi tiyatroyla hasret giderdiğimiz Seren Şirince’yle kahve içmemek olmazdı.

5

Seren’in orijinal oyunu İngiltere’de izlemesi ile Türkiye’de provalara başlamaları ve oyunun sahnelenme süreci rüzgar gibi geçmiş. Biz bu sohbeti ederken prömiyeri atlatmış olsalar da Seren’in heyecanı hala taze. Sanırım bu heyecanlılık hali, bir oyunucunun hiç kaybetmemesi gereken bir hal zaten. Oyunculuk yolculuğunun en başını, kıvılcımın çaktığı o anı sorunca bu düşüncem onaylanıyor:

“Kıvılcımın ilk çaktığı an çok klişe bir hikaye aslında. Ben yönetmen olmak istiyordum, hala da hayatımın bir noktasında yapmayı çok istiyorum. Lisede sinema-televizyon okumak istediğime karar vermiştim ama arkadaş çevremde sürekli taklitler yapıyordum, çok eğleniyorlardı ve onlar ‘Sen oyuncu olmalısın, tam sana göre’ dedikçe ben de oturup düşündüm ve İzmir Han Tiyatrosu’na gittim. Hiç unutmuyorum onu, annemle gitmiştik ve Rüçhan Gürel bana tirat vermişti, ezberleyip oynamamı istedi, beni ona göre kursa alacağını söyledi.”

Hikayenin sonu tahmin ettiğiniz gibi: Han Tiyatrosu’na girmek, o an onun için dünyanın en önemli olayına dönüşüyor, itici gücü olan heyecanı tüm benliğini sarıyor ve o heyecan bir hikayenin başlamasını sağlıyor.

Oyunculuğun hazzına bir kez vardıktan sonra hız kesmeyen Seren Şirince’nin yolu televizyonla kesişince aslında birçoğumuzun hayatına da böylece girmiş oldu. Özellikle yer aldığı dizilere bakınca, romantik komedi türünde işler hemen hepsi. Kendini bu türün oyuncusu olarak görüyor mu ya da onun gözünde “tür oyuncusu” diye bir kavram var mı, merak ediyorum.

6

“İlk kez İlişki Durumu Karışık’ın senaryosu geldiğinde karakteri çok sevmiştim, o yüzden açıkçası kafamda türüyle ilgili bir soru işareti yoktu. Ama Türkiye’de şöyle bir durum var, insanlar seni ilk olarak hangi rolle gördüyse ve hangi kimyayla tanıdılarsa, hep öyle görmek istiyorlar ve öyle roller geliyor. Bizde ters köşe olayı pek olmuyor ama farklı roller gelmesini de çok isterim.”

Bu sözlerin üstüne ister istemez aklıma Rami Malek’in Freddie Mercury rolünü kabul ederken dedikleri geliyor: “‘Evet’ dediğim an savaş ya da kaç durumu gibiydi, savaşmayı seçtim çünkü hayatımdaki en büyük ödülleri hep en büyük korkularımın üzerine gidince kazandım”. Her oyuncunun aklında “Keşke şöyle bir rol gelse…” dediği bir rol ya da karakter var mıdır bilmiyorum ama Seren Şirince, mesleğinin içerdiği bu meydan okumaya her zaman açık.

“Gerçekten ama gerçekten fikirlerine veya ideolojisine temas etmediğim bir rolü oynamayı çok isterim çünkü aslında bu şekilde insanları anlayabiliyoruz. Film izlerken de benzeri oluyor.”

Hayaller, hayattaki kahramanlar ve hedefler üzerine konuşurken Seren, insanın doğasını işaret ediyor.

7

“İnsan kimyasal olarak da bencil bir varlık olduğu için, geçmişte amaç edindiğimiz ve her zaman sahip olmak istediğimiz şeylere sahip olduktan sonra aslında onun çok da önemli olmadığı hissine kapılıyoruz. O yüzden hayatta ille de bir şeye sahip olmak uğruna hareket etmek yerine hep daha iyi bir insan olmak için çabalamayı isterim.

Zaten yüzünde öyle bir ifade var ki, o ifadeyi cümleye dökmek istesem “meseleleri mesele etmezsek mesele olmaz” derdim. Yani size her şeyin bir çözümü varmış hissini veriyor ve hep daha iyi bir insan olmaya gayret ederken lisede kurduğu hayalleri de unutmuyor.

“Bazı yönetmenlerden çok etkileniyorum açıkçası. Bazılarının çektiği filmleri kıskanıyorum, onların çektikleri filmleri çekmek istiyorum. Andrey Zvyagintsev’in her filmi beni şaşkınlığa uğratıyor, Jim Jarmusch da öyle, David Lynch de öyle…”

Yönetmenlik onun “bir gün mutlaka”sı ancak şu sıralar oyunculuğa tam konsantre olmuş durumda. Mesleğini yaparken en önemsediği noktanın ne olduğunu sorunca cevabını hiç düşünmeden veriyor.

“Dürüstlük bence. Beğendiğim oyuncuları izlediğim zaman örneğin, o kadar temiz bir oyunculuk oynuyorlar ki, o insanın kendi derdine dair hiçbir şey görmüyorum, tamamen oynadığı karakteri anlamış ve ona dönüşmüş oluyor. Tamamen dürüst oynuyor yani. Ben de yaptığım oyunculuğun dürüstlüğüne dikkat ediyorum her zaman.”

Karşımda Kate Winslet’ın Titanic yıllarındaki halini andıran bir yüz var. Öyle temiz, öyle masum, öyle mutlu ve insan, karşısında mutlu birini görünce o mutluluktan nasibini alıyor, kendisine de bulaşıyor. Seren Şirince’yle oturup Roma’nın ne kadar dokunaklı bir film olduğunu dakikalarca konuşabilir ama yine de yanında gülümseyerek ayrılabilirsiniz. Bu sezon kendini tiyatroya adamış durumda, onu Bir Banka Soygunu Komedisi’yle sahnede izlemek ve bulaşıcı enerjisinden faydalanmak isterseniz diye yeniden hatırlatıyorum.

P.S: Eğer istemeden ezberlediği şarkıyı ya da hayatını oynamak istediği kişiyi merak ediyorsanız, ona 10 soruda nasıl dadandığımızı izlemeden de geçmeyin.