Ona, unutmayın ki, hiçbir şey olmaz: İkon gibi ikon Kate Moss
yazar: Zeynep Naz Inansal

Süper model denilince akla ilk gelen isimlerden, gerçek parti kızı, moda ikonu ve tüm zamanların en havalı kadınlarından Kate Moss’un bugün doğum günü. Adının karıştığı skandallarla, hayatına giren erkeklerle, tüm parti kızı hikayeleriyle yıllardır her adımını takip ettiğimiz biri kendisi. Zamansız bir güzelliğe ve stile sahip olan Moss, yıllar içinde çok fazla şey yaşasa da hiçbir zaman karizmasını yitirmedi. Evet, elinde sigarası ve üstünde gece elbisesiyle denize girdiği fotoğrafında bile! Çok röportaj vermeyen, televizyonda pek boy göstermeyen, sosyal medya hesabı olmayan özel hayatının özel kalmasını seven birisi olarak oldukça gizemli de. Gerçi gizli bir Instagram hesabı varmış sadece bazı şeylere bakmak için kullandığı, ama o bizi ilgilendirmez.

Absolutely Famous filminin çekimlerinden bir kare ama Kate Moss’un günlük hayatından bir gerçek kesit adeta…

90’lardan beri moda dünyasının şekillenmesinde, belki de birçoğumuzun giyim tarzında büyük rol oynayan Moss hâlâ modellik yapmaya devam etse de parti kızı kimliğinden neredeyse emekli oldu diyebiliriz. Yakın zamanda kurduğu ve sektöre dair tüm bilgisini yeni nesillere aktardığı modellik ajansı Kate Moss Agency’de patron kimliğini benimsedi. Eskiden hiç yapmadığı şeyleri yaşlandıkça hayatına soktuğundan bahsediyor. Her gün yoga yapmaya, cildini temizlemeye ve yediklerine dikkat etmeye başlamış. 90’ların çoğunu sarhoş geçirdiğini ve gün ışığını özlediği için de bu hayat tarzına veda ettiğini anlatıyor. Tüm gördükleri, gezdiği yerler, dostları ve yaşadıklarıyla gerçek bir ikon hayatı yaşayan Moss’un doğum günü bahanesiyle hayatında güzel bir yolculuğa çıkalım dedik. Artık her gün yoga yapan gönüllerin rock star’ı Kate Moss’a dadanıyoruz.

Londra’nın Croydon adlı banliyösünde doğan Kate Moss, Bahamalar’daki aile tatilinden dönerken JFK Havalimanında, bir modellik ajansı sahibi tarafından keşfediliyor ve moda endüstrisine bir daha ayrılmamacasına giriyor. Hem de yalnızca 14 yaşındayken. Moss’u keşfeden Sarah Doukas, sıfır beden, incecik model akımını başlatan isimlerden biri. Kızımızın modellik kariyeri ful fors başlıyor ve ilk dergi kapağı 1990 yılında, şimdilerde hayatta olmayan The Face dergisi için yayınlanıyor. İki yıl sonra, yani 18 yaşında, Calvin Klein’ın marka yüzü olan Kate’in, Mark Wahlberg’le yarı çıplak poz verdiği kampanya bazıları tarafından çok beğenilirken, Moss’u anoreksik bulan bir kesim de oluyor.

Burada da Moss’un o zamanın modellerinden nasıl ayrıldığını anlatmak gerek. Aralarında Naomi Campbell, Cindy Crawford ve Claudia Schiffer’ın da bulunduğu upuzun ve kıvrımlı modellerin zamanı o zamanlar. Bu açıdan da Kate Moss, nispeten kısa boyu ve ince figürüyle bir anti-süper model gibi başlıyor. Tabii sonralarda bu durumun nasıl problematikleştiğini hepimiz biliyoruz. Şimdilerde çeşitlilik ve beden olumlama akımları moda dünyasının ana gündemiyken, o zamanlar devrimci olan Moss’un ince figürü… Bir şekilde tüm alışılmış görünümü ve kuralları yıkmış oluyor ve 90’larda popülarize edilen sıfır beden akımı da kendi bedeni üzerinden pazarlanıyor.

Hatta hiçbir şeyin tadının, ince olmak kadar iyi hissettirmediğini söylediği ünlü bir sözü bile var Moss’un. Şimdilerde bu sözünün arkasında durmadığını, onun o zamanlarda model dostlarıyla birbirlerine tekrarladıkları bir motto olduğunu anlatıyor. Moss da beden olumlama akımının destekçilerinden artık.

O zamanlarda özellikle Naomi Campbell ve Christy Turlington, Moss’a kol kanat geriyorlar ve ona moda dünyasında hayatta kalmanın yollarını anlatıyorlar. Hatta bir dönem beraber yaşıyorlar ve Moss, bağımsız bir kadın olmayı onlardan öğrendiğini anlatıyor. 90’lı yıllar Moss için bol partili, yüzlerce kapaklı, çekimli ve defileli geçiyor. Artık moda dünyası Kate Moss’tan ayrı düşünülemez hale geliyor. Bohem ve klasiği karıştırdığı stili herkes tarafından taklit edilmeye başlanıyor. Bu zamanlarda Johnny Depp’le olan ilişkisiyle de bolca basına malzeme veriyor. Bu şaşaalı döneme yakışır bir şekilde 30. yaş doğumgününü F Scott Fitzgerald’ın kitabı The Beautiful and the Damned temalı, çokça konuşulan bir partiyle kutluyor.

2002 yılında Dazed & Confused editoryal direktörü Jefferson Hack’ten olan kızı Lila Grace doğuyor. Şimdilerde Lila Grace de modellik yapıyor ve yeni Marc Jacobs kampanyasının yüzü oldu bile. Hamilelikten ve kızının hayatına girmesinden çok mutlu olduğunu her fırsatta dile getiren Moss, anneliğin onu partilerden alıkoymasına izin vermiyor. Hatta Mario Testino’nun onu hamile olduğu için çağırmadığını düşündüğü partisini basıyor ve ona güzel bir azar çekiyor.

2005 yılında Kate Moss’un o zamanki sevgilisi Pete Doherty’le uyuşturucu kullanırken çekilen fotoğrafları ve videosu basına sızınca Moss için oldukça zor bir dönem başlıyor. Aralarında H&M, Burberry, H. Stern ve Chanel’in bulunduğu birçok marka Moss’la olan kontratlarını birer birer iptal ediyorlar. Onun genç kızların idolü olarak yanlış davrandığı ve bu olayın onun modellik kariyerini bitireceği konuşuluyor. Zaten Moss’un o dönemki kontrat iptallerinden 4 milyon dolara yakın bir kayıp yaşadığı söyleniyor. Tüm bunlar yaşanırken Moss’un yakın dostu Alexander McQueen Paris Moda Haftası’ndaki defilesine üzerinde ‘Seni Seviyoruz Kate’ yazan bir tişört giyerek katılıyor ve modele olan koşulsuz desteğini gösteriyor. Aralarında Sharon Stone, Naomi Campbell, Robbie Williams, eski sevgilisi Johnny Depp ve Anna Wintour’un da bulunduğu birçok kişi Moss’a olan desteklerini açıklıyorlar.

Zaten kısa bir süre sonra W dergisi kasım sayısı kapağına Kate Moss’u taşıyor ve modelin kaçınılmaz geri dönüşü de başlamış oluyor. Sonuçta herkes hata yapar ve Kate Moss bir hatayla harcanamayacak kadar özel biri. Magazin basınının tüm bu karalama kampanyası Prenses Diana’nın yaşadıklarıyla da benzeşiyor. Güçlü, bağımsız bir kadını en ufak bir hatada silme hevesleri boşa gidiyor ve Moss eski halinden daha da güçlü bir şekilde kariyerine devam ediyor. Moss’un en ikonik anlarından biri de bu olayın üstüne yine McQueen vesilesiyle yaşanıyor. 2006 yılında moda haftalarına katılmak istemeyen Moss, bir hayalet olarak gelmeye karar veriyor. McQueen’in defilesinin sonunda, kimsenin beklemediği bir anda Moss’un hologramı dans etmeye başlıyor ve ortalık yıkılıyor. Moss, her zaman beklenmedik olanı, çabasız bir şekilde yapıyor. İçinden gelerek yaptığı küçük hareketler, giydikleri, bir araya getirdikleri ertesi gün trendlere dönüşüyor.

Moss’un altından bir heykelini yapan sanatçı Marc Quinn, onu her anlamıyla tükettiğimizi söylüyor. Herkesin ondan bir parça almak istediğini anlatıyor. Bu bağlamda düşününce Moss’a da bir sanat eseri gibi yaklaşmak mı gerekiyor artık? Zaten Marc Quinn dışında da Moss’un sanat dünyasıyla bağı güçlü. Yakın dostu Lucian Freud’un Moss hamileyken yaptığı portresi Christie’s açık artırmasında 5 milyon dolara satılıyor. Müzisyen dostlarının da etkisiyle kendisi The White Stripes, Elvis Presley, Primal Scream ve Marianne Faithful’un videolarında boy gösteriyor. Oasis ve The Lemonheads’in şarkılarında bazı şarkılarında da back vokal yapıyor. Londra’da yapılan 2012 Olimpiyatları kapanış töreninde İngiltere’nin medar-ı iftarlarından olarak model dostlarıyla yer alıyorlar. Moss, Campbell, Stella Tennant ve Karen Elson sahnede ünlü İngiliz tasarımcılar Christopher Kane and Alexander McQueen’in kıyafetleriyle dünyaya meydan okuyorlar. Böylece de hâlâ şüphe eden varsa Moss’un ikonluğu ve tabii bir İngiliz değeri olduğu tescillenmiş oluyor.

Başta da söylediğimiz gibi şimdilerde sakin bir hayat yaşayan Moss, başında olduğu modellik ajansıyla gençlerin önünü açıyor. Tabii hâlâ birçok markanın yüzü ve neyse ki düzenli olarak dergi kapaklarında yer almaya da devam ediyor. Anlat anlat bitmeyecek bir hayata sahip olan Moss’u yalnızca bir model olarak tanımlamak kendisine haksızlık olur.  Her şeyin ve herkesin giderek birbirine benzediği, herkesin farklı olmaktan korktuğu bir devre girdik dünya olarak. Onun gibi kafasının dikine giden, hata yapmaktan korkmayan, özgürce hayatını yaşayan ve tüm bunları yaparken de şahane görünen bir asi ruh böyle zamanlarda daha da kıymetli oluyor. Kate Moss iyi ki doğmuş. Bu yazı iştahınızı açtıysa diye de kariyerinden birçok kişinin ona sorular sorduğu, onun da keyifle cevapladığı nadir röportajlarından birini buraya bırakıyoruz: