Yazar: Zekican Sarısoy
11 Ağustos 2022
Bir kadının bedeni ne söyler: Karl Frid ile Haz filminin müziklerini konuştuk

İsveçli yönetmen Ninja Thyberg’in yönetmenliğini yaptığı ve Avrupa’dan Amerika’ya uzanan genç bir kadının erkek egemen bir endüstriyi keşfetme sürecini merkeze alan Haz (Pleasure) filmi bir süredir MUBI’de gösterimde. Geçtiğimiz sene Sundance ve Cannes’da gösterilen filmin, en az filmin kendisi kadar hafızada kalacak müziklerini çalışan müzisyen Karl Frid ile konuştuk. Porno filmlerin meşru olmayanı meşru kılması ve hikayede bunların üzerine üzerine yürüyen sert ayrıntılarla dolup taşması bu ilk filmi izlemeyi ilginç kılıyor. Derdimiz filme dair bir şey söylemekten ziyade filmden sonra uzunca bir süre dinleyeceğinize emin olduğumuz bir ayrıntı, ama büyük bir ayrıntı olarak o albüme yakından bakmak.

Başa dönelim: Haz’ın soundtrack albümünü hazırlarken kaç kişi çalıştınız?

Genel olarak sadece bendim. Bir de Ludvig Klint; müzik kısmında birlikte çalıştığımız yapımcımız. Luke bana yapımda çok yardımcı oldu. Ayrıca Caroline (soprano) ve Mapei vardı. Kardeşim Pär Frid ile son 12 yıldır birlikte çalışıyoruz; bu albümde genellikle sadece ben olsam da sık sık kapısını çalmayı ihmal etmedim. Filmin müziklerini ben yazdım ama yapım kısmında onun da ciddi bir iş üstlendiğini söyleyebilirim.

Müzik kullanımının özellikle izleyiciyi hikayede tutmak için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Örneğin, Thelma’nın (Joachim Trier, 2017) müziklerini hazırlayan Ola Fløttum ya da Benedetta’nın (Paul Verhoeven, 2021) müziklerine imza atan Anne Dudley. Filmlerin hikayesiyle birlikte bu müzikleri de hatırlamaya devam ediyoruz. Sinematik evrenle müzik endüstrisinin birlikteliği hakkında bir müzisyen olarak düşüncelerini merak ediyorum.

Bence, sessiz bir film bile olsa o filmin sessizliğin kendisine, müziğe ya da arka planda bir şeylere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Müzik her zaman hikaye anlatıcılığı için çok önemli bir basamak oldu. Müziği filmde nasıl kullanılacağına dair her zaman farklı türde ekoller veya kültürler olduğunu düşünüyorum. Bunların hangisi doğru ya da hangisi yanlış gibi bir tartışmaya girmek de anlamsız çünkü müzik ile çok fazla şey deneyimleyebilirsiniz. Müzik üzerinden duygularla oynayabilirsiniz. Yine müzikle verilen bir alt metin olabilir ya da gerçekten sadece var olanı sunabilirsiniz.

Hikaye anlatma anlamında da diegetic (bir sahnenin kendi sesi) müzik kullanabilir ya da sadece arka planda, ansızın beliren bir şey olarak müzikle oynayabilirsiniz. Ve sanırım kardeşim ve benim yıllardır müzik yaparken üzerinde durduğumuz şey ‘diegetic nedir’, ‘underscore nedir’ ve biz bu ikisini nasıl birleştirebiliriz oldu. Bizim için her bir filmde bu evreni nasıl kurabiliriz ya da bulabiliriz çok önemli. Mesela her filmin kendine has bir ses evreni ve kimliği var. Ve bu elinizdeki malzemeye ne olacağı, çektiğiniz filme, ne anlatmaya çalıştığınıza, hangi hikayeyi anlatmaya çalıştığınıza ve onu nasıl anlatmak istediğinize bağlı. Bütün bunlar estetiklerin bir bütünü. Ve bu kombinasyon yaratıcı kararlara; hangi türleri, enstrümanları kullandığınıza, hangi melodilerle çalıştığınıza bağlı.

Her zaman bir projeye başlarken filmi analiz etmeye, metinleri okumaya, yönetmen ve yapımcıyla konuşmaya odaklanıyoruz. Mümkün olduğunca yeterli bilgi almaya gayret ediyoruz. Ve elimizdekilerle müziği inşa etmeye başlıyoruz; ama bu kısım sadece enstrümanlar ve ortaya çıkacak melodilerle ilgili. Uzun uzun hikayeyi anlatmaya bu yapılandırmadan sonra başlıyoruz ve gerçekten bu süreçten çok keyif alıyorum çünkü müziğin her zamankinden de somut bir amacı var. Burada önemli olan bir ‘film müziği’ yaratmak. İki endüstri arasında el ele gidebilecek çok fazla şey var. Ve bence, müzik her şeyden önce gelir; bir film prodüksiyonu için müzik her şeyden önce bir varlıktır. Maliyetten bahsetmiyorum. Ama film yapımı sürecinde bir müzik bestecisi ne yazık ki bir proje için hep en son bakılan kişi oluyor. “Tamam, şimdi bir müzisyene ihtiyacımız var.” Bir bütçeye sahipsin ama bu bütçeyi bir nevi sıkıştırmaya çalışıyorsun. Oysa bir filmi duyururken aynı zamanda bir albümü de duyurabilirsiniz. Filmden önce albümdeki sanatçıyı öne çıkarabilirsiniz. Ve aynı şekilde bir film için hazırlanan bir müzik filmi tanıtmak için pazarlama sürecine dahil olabilir. Yani gerçekten el ele gidebilir.

Aslında çok uzun bir süreçten ama kısıtlı bir zaman diliminden bahsediyoruz bir yandan. Bu süreç içinde hiç yönetmenle ve proje ekibiyle bir araya geldiniz mi?

Filmden önce de tanışıyorduk birbirimizle aslında çünkü İsveç’te bu çevreler çok büyük değil. Yönetmen de, ben de Stockholm’de yaşıyoruz ve ilk olarak Cannes Film Festivali’nde karşılaşmıştık. Ama daha önce Erik Hemmendorff ile birlikte çalışmıştım, kendisi Ruben Östlund filmlerinin yapımcılığını yapıyor. Bunların dışında Markus Waltå ve Eliza Jones gibi yapımcılarla çeşitli projelerde çalışmıştık. Bu projeye ise bizim dahil olmamız bir miktar geç oldu; dahil olduğumuz zaman son kurguya 20-30 gün gibi bir süre vardı. Böylece projenin raw cut’ını görmüş olduk. Oldukça şaşırdım; ilk gördüğümde bunun çok cesur, ham ve gerçek bir şey olduğunu düşündüm.

Hepimiz porno dediğimiz şeyin orada olduğunu biliyoruz ama kabul etmeye ya da beğenmeye direniyoruz. Demek istediğim şu: Çoğumuz porno tüketiyoruz. Ama bunun hakkında rahatça konuşamıyoruz; pornoyu yaratan, oluşturan insanlar hakkında bilhassa. Oysaki patriyarka ve toplumlar hakkında çokça şey söylüyor porno endüstrisi ve onu oluşturan dinamikler. Ninja da sanırım bu filmde bunu denedi ve başarılı da oldu: Erkek bakış açısını ortaya çıkarmak için kadın bakış açısını kullanmak… Çok basit bir yöntem gibi gelebilir ama zekice ve bir o kadar da zor bir yöntem. Ve topluca bunu başardığımızı düşünüyorum.

Kardeşim o sırada meşguldü, çünkü bir orkestra projesi üzerinde çalışıyordu. Onun hazır olmasını bekledim ama müsait değildi. Sonunda “Evet, bunu benim yapmak gerekiyor sanırım” dedim 🙂 Normalde birlikte çalışıyoruz, bahsettiğim gibi. Benim tarafımda karmaşık duygular oldu. Heyecanlıydım ama aynı zamanda endişeliydim. Ama sakindim bir yandan da 🙂 Çünkü çoğunlukla Ninja ile iletişim halindeydik. Çok fazla tartıştık ve bu anlamda harika bir iş birliğimiz oldu. Müziğin her aşamasında çok ilgiliydi. Müziğin kullanımıyla ilgili çok başka yönleri keşfetmiş olduk.

Porno endüstrisinin erkek egemen tarafına değindin. Buradan bakınca böyle bir film için müzik üretme esnasında herhangi bir problemle karşılaştın mı?

Büyük bir sorunla karşılaşmadım; söylediğim gibi filme bayıldım. Bu filmin çok önemli olduğunu düşünüyorum çünkü seni bir aynanın önünde tutuyor gibi. Birisi size bir şey söylediğinde o işin doğrusunu yapmak zorundasın yoksa canın yanabilir. “Buna bayıldım” diyebilirsin ya da “Bu canımı yaktı” diyebilirsin ve sonrasında bu duygulardan birini kabul edersin ve nedenini düşünmeye başlarsın. Kendine süreci hatırlatırsın, açık olmaya çalışırsın ve şunu söylersin: “Hayır, bu benim bir parçam değil”. Benim için süreç onu yani yaptığım şeyi kucaklamakla ilgiliydi. Sanki onu hissedebiliyordum. Yani erkek olmaktan ve bu patriyarkal sistemin bir parçası olmaktan çokça utandım diyebilirim. Bu proje üzerinde çalışırken tam olarak böyle hissediyordum çünkü Ninja’ya da çok fazla yardım etmek istiyordum.

Tüm bu süreçte onun da dahil olmasını istedim çünkü öbür türlüsü adil bir yaklaşım olmazdı. Genellikle başlarken hep kendime sorular sorarak ilerliyorum. Güzel bir şey yaratacağım için değil bu haliyle güvenli olduğunu düşündüğüm için 🙂 Göremediğim katmanlar, açılar mutlaka oluyor -burada erkek olmamdan ötürü- ama filmin çok akıllıca hazırlandığını düşünüyorum. Eğer birden fazla akıl varsa, dahil oluyorsa o zaman anlamaya başlıyorsun; düşünmeye başlıyorsun ve aşamalandırıyorsun. Yani filmdeki bazı sahneleri izlemek benim için çok zordu. Ama bir taraftan da bu porno endüstrisine dair bir film. Böyle düşününce (ve bunu kendime tekrar ettikçe) çalışmam da kolaylaştı diyebilirim. Müziği yaparken herhangi birini yargılamaması ya da parmakla gösteren bir mesaj vermemesi için gayret ettik. Hikayeyi mümkün olduğunca açık ve gerçeğe yakın haliyle ele alması için çalıştık. Bu doğru ya da bu yanlış demek yerine samimi olmaya ve bütün o duyguları yüzeye çıkarmayı düşündük. Baş kahramanın bakış açısını hep korumayı hedefledik.

Çok anlaşılır. Porno endüstrisi inanılmaz erkek egemen bir alan ve çoğu zaman buradaki kadınlar ya da kuir insanlar bir çeşit mahkum konumunda. Sadece konu itibariyle bile oldukça karmaşık ve tartışmalı bir arka planı olan bir zeminde albümü ortaya çıkarmak bile başlı başına harika. Her bir parçayı ayrı ayrı konuşmayı çok isterim ama ne yazık ki öyle bir zamanımız yok 🙂 Özellikle bir parça olacaksa ‘Oro Supplex’ üzerine konuşalım çok isterim. Bir yalvarma, dua etme, Mozart, güncel bir müzik masası, senin birlikte çalıştığın müzisyenler… Bizi o zamana götürebilir misin? Yani bu parça üzerine çalıştığınız zamana.

Erkeklerin ataerkil yapıları korumak için nelere eğilimli olduklarını bilirsiniz: Kadınlara bir nesne gibi davranmaya ve onları bir yapının parçası olarak değerlendirmeye eğilimlidirler. Ortada ‘doğal’ olmayan bir durum var gibi. Bir kadının bedeni ne söyler; orgazm olurken ne söyler, biz ne işitiriz bunu keşfetmeye çalıştık biz de. Tam da bunları kırmak, sahici olmak için. Günün sonunda şu sonuca vardık: Opera bir çeşit yapay orgazm gibi. Bilirsiniz, teatral ve kurgulanmış bir şey ama seyirciyi ve sahnedeki bir erkeği memnun etmek üzerine kuruludur. Başlarken bu noktalara odaklandık. Bunun üzerine çalışmaya başladım ve muhteşem arya sanatçısı Caroline Gentele’i aradım. Sonrasında Caroline stüdyoya geldi ve onunla temelde çok fazla fikir alternatifi denedik. Ben biraz daha bir tür dramatik opera üzerine eğildim. Ama Ninja ve ben bir araya geldiğimizde, 13. yüzyılda yaşamış olan, Gregoryen ilahilerinin de bestecisi Azize Hildegard üzerine tartışırken bulduk kendimizi. Tabii bu ilahilerde *slut-shaming yapıyor Hildegard. Bundan yola çıkarak ilerledik biz de. Caroline ile çok fazla farklı şey denedik. Ama bir taraftan da vokallerle birlikte sözlerin çok da baskın olmamasını istedik. İzleyen (ve tabii dinleyen) şarkı tarafından yönlendirilmesin; şarkı ne anlatıyor diye merak ederlerken kendilerini bulsunlar. Şarkı sözlerini merak ederlerken filmi düşünmeye başlasınlar. Tam da bu yüzden sözlerin Latince olmasına karar verdim. Hem dini referanslarını da güçlendirmek için. Filmde dini çağrışımlar var ama algılarımızla oynamak dışında bir amacı yok bunların. Yani gizli Hristiyanlık mesajı falan yok 🙂 Ama genel olarak bu çerçevede oynamaya başladım: Klasik ama güldüren sözler, web aramaları, çoğu zaman omzunda hangi dövmeyi taşıdığın, genel geçer bilgiler, karakter hakkındaki doğrudan mesajlar… Evet, şarkılarda bunları duyabilirsiniz.

Başlarken Caroline ile bu sözleri kaydetmeye başladık. Sonrasında daha derin anlamları olan bir şeyler aradım. Buradan sorunun başında konuştuğumuz hikaye anlatma kısmına ve sürece geçmek istiyorum. Bir tür yolculuk yapıyor; merdiven ne kadar yükseğe çıkarsa o kadar tırmanıyor ama aşağı indikçe bir evsizlik ve araf başlıyor. Caroline ile birlikte bulduğumuz sözler çok güzeldi. Sonrasında melodileri daha konforlu bir alanda çalışmaya başladım. Temelde yaptığım ilk çalışma buydu. Ardından Ninja ile Madonna-fahişe sendromu üzerinde konuşmaya başladık.

Porno oyuncuları hakkındaki genel algılar şöyle: Bu kızlar çok zarar görmüş olmalılar; onlardan çok faydalanılmalı, kendi iradeleri olmadığı için bunu yapıyorlar vs. Ve bu önyargılar Madonna-fahişe sendromunu da pekiştiriyor. Yani kadınların kendi kararlarından ziyade onlar için söylenenler zihinlerde daha geçerli. Ve yönetmen Ninja, gerçekten bir kadının kendi bedeniyle ilgili ne yapmaya karar verdiğini çizen bir portre sunmak istiyordu. Zevk almak isteyebilir; zevk alabilir ve bunu kendi sınırları ve iradesi içinde yapabilir. Bunları konuşmak bizi hip hop’un o kendinden emin tavrına götürdü. Hip hop gerçekten iyi bir seçimdi. Kadınların kendilerini sert ve güçlü çizdikleri bir tür portre sunuyor.

Bir taslak fikirle başladım ve sonra Ninja’ya dinlettim. Epey sevdi. Buradan sonra başka bölümler eklemeye başladım ama bildiğiniz gibi Bella’nın temasında bir çatışma fikri vardı. Onun diğerlerine kendini nasıl sunacağı hakkında düşünmeye başladık; hip hop gibi materyalin varsa karakter bunu dinleyebilir ya da dış ses olarak onu güçlendirebilir.

Oro Supplex ise hikayenin final kısmı gibi daha en baştan bir son için yazmıştım onu. Özellikle sözlerin yazım sürecinde çok dikkatli olmaya çalıştım çünkü tarafsız olması gerekiyordu. Ne hissettiğimizi asla söylemiyor; sakin bir içtenlik sunuyor. Bella suistimal edildikten ve hasta olduktan sonra da Oro Supplex’i duymaya başlıyoruz. Aslında soundtrack’i bütün bir şarkı olarak düşünecek olursak Oro Supplex bu parçanın finali gibi. Sahnede olan Bella ve onun ne hissettiğiyle de ilgili bir diziliş bu, tüm şarkılarıyla.

*slut-shaming: Kişinin bedeninin ya da hal ve davranışlarının cinsellik çağrıştırdığı gerekçesiyle kişi üzerinde kurulan her türlü zorbalık ve tahakküm biçimlerine denir. Türkçe karşılığı için ‘sürtük utandırma‘ diyebiliriz.

editörün seçtikleri