Yazar: Janset Atacan
25 Mayıs 2021
Radikal bir prensesin kraliçeliğe yükselişi: Miley Cyrus’un sıra dışı kariyeri

Miley Cyrus’u anlatmaya nereden başlamalı, nasıl övmeli diye düşünürken kendimizi bu yazının ortasında bir yerde Cyrus’un Slide Away şarkısının güzelliğine tutulurken bulduk. Dudak uçuklatan başarılarını, sansasyonel kadın imajını ve fırtınalı sesini şüpheye yer bırakmayan bir radikallikle ortaya döken Cyrus’a dadanmak boynumuzun borcu.

Tartışmalı sahne şovlarının yegane ismi Miley Cyrus, Robin Thicke ile birlikte twerk yaptığı 2013 VMA performansının izlerini silen Plastic Hearts adlı son albümünün başarısını bir kraliçe gibi sırtladı. Peki Cyrus’un amacı bu izleri silmek miydi? Yoksa tercihini yaptığı her işi tarifsiz bir cesaretle göğüslemekten yana mı kullandı? Kimilerinin görmemek için kafalarını başka taraflara çevirmesine sebep olan kıyafetlerle televizyon programlarına katıldığı o meşhur Bangerz dönemi, Cyrus’un ‘‘ortamların kötü kızı’’ olarak anılmasını da beraberinde getirdi. Şarkıcı ise dünyada yanlış bir şeyler olduğunu kanıtlamak istercesine yorumları hiç takmadı. Ama yetmedi tabii ki. Yetmez, çünkü toplum, sıra dışılığın dayanılmaz zevkini tatmış biri için ikinci planda kalmaya mahkum bir Türk dizisi karakterine benzer. Bangerz’ı takiben yaptığı her şarkı ile, sahnenin deyim yerindeyse ”tozunu attıran” Cyrus’un geçmişinden utanması da gerekmiyor zaten.

Sanatçı ne eylerse, her zaman güzel eylemeyebilir. Fakat Cyrus’un 80’li yılların başında Madonna’nın açtığı yolu çekinmeden, korkusuzca, diş bileyerek katetmesi doğru işler yaptığının bir göstergesi. Söylediği sözlerin, tartışma yaratan performanslarının arkasında da duruyor üstelik. Bugün Stevie Nicks, Billy Idol, Joan Jett gibi rock müziğin efsane isimleri ile çalışması boşuna değil. Gelin birlikte Cyrus’un önlenemez, önlenmesi dahi düşünülemez yükselişine göz atalım.

Hannah Montana’nın saykodelik hayran kitlesi

Yıl 2006. Disney Channel That’s So Raven ve Lizzie McGuire’a eş olabilecek yeni bir dizi yaratmanın peşinde. Ariana Grande henüz piyasayı kasıp kavurmamış, Beyoncé 28 Grammy kazanarak tarih yazmamış. Güzel zamanlar, yine de biraz eksik çünkü Bella Hadid podyumlarda yok. Hatta öyle bir zaman ki, Keeping Up with the Kardashians bile ekranda değil. İşte tam da bu tarihlerde televizyona farklı bir yüz geliyor: Hannah Montana. İkili bir hayat süren bir pop yıldızının aşk, okul ve müzik ekseninde geçen hikayesi… Country müziğin prensi, aynı zamanda Miley’nin gerçek babası Billy Ray Cyrus da işin içinde. ABD’den Hindistan’a; Türkiye’den İngiltere’ye, dünyanın pek çok yerinde kendine seyirci bulan dizi Cyrus’un uzun soluklu kariyerinin fitilini ateşliyor. Konser biletleri havada kapılıyor, hayranları övgüler yağdırıyor. İlkokulda her üç kızdan birinin odası Hannah Montana posterleri ile doluyor.

Bizimkisi kırık bir aşk hikayesi

Ne yazık ki bu aşk hikayesi kısa sürüyor. Hannah Montana’nın 2011’de hayatımıza veda etmesi, Cyrus’un ‘‘Disney geçmişimi yok etmezsem ölürüm’’ hastalığına yakalanmasına neden oluyor. Cyrus’un kimilerine saç yolduran, kimilerine methiyeler yazdıran 2013 albümü Bangerz müzik dünyasına bomba gibi düşüyor. Az önce bahsi geçen hayran kulübü birden dağılıyor. Cyrus’un seksi dansları, ter kokmayan açıklamaları, kendi doğrusunu yaşaması birilerini rahatsız ediyor anlaşılan. Şarkıcı yıllarca Hannah Montana gibi tatlı, toplumun sevdiği bir karakteri canlandırmış olmanın azizliğine uğruyor. Uğruyor uğramasına ancak toplumsal normların onayına ihtiyacı da yok Cyrus’un. Zira kariyerini göklere çıkaran We Can’t Stop, Wrecking Ball ve Adore You bu dönemin ürünleri. Zamanının en tartışmalı, en iddialı ve en seksi klipleri hepsi. Cher ile başlayan, Madonna’nın devam ettirdiği ve sonrasında bize göre Cyrus’un devraldığı bu radikal kraliçeliğinin ilk yıllarını magazin sayfalarının odağında tamamlıyor şarkıcı.

Yıkılmadım ayaktayım

Dolly Parton esintili Younger Now albümünü 2017’de yayınlıyor. Burada Parton’ın Cyrus’un vaftiz annesi olduğunu söylememiz lazım. Başka kaç insan bu kadar şanslı doğabilir? Albümdeki Malibu şarkısı Cyrus’un Montana günlerine bir ışık yakıyor. Hatta birçok kişi Cyrus’un country müzik için yaratıldığı söylüyor. Fakat pop, rap, hip hop ve country müziğin hakkını sonuna kadar veren Cyrus ”Yok o iş öyle değil” der gibi Mother’s Daughter’ı yayınlıyor.

Feminist bir marş, fütursuz bir sevinç nidası, gece yürüyüşlerinin aranan sloganı adeta. Sonra Nothing Breaks Like a Heart ve Slide Away şarkısını patlatıp aklımızı alıyor. Kariyerinde yeni bir yola adım attığının da habercisi bu parçalar. Denemediği müzik türü kalmayan Cyrus’un sesinin, her şarkıya yakışmasını biz de şaşkınlıkla takip ediyoruz. Hafif buğulu, ayazda kalmışcasına fırtınalı sesi, aşık olduğumuz retro rock dünyasına selam duruyor, buram buram güç yayıyor.

Bu noktada müzik kariyerine ufak bir es verip Cyrus’un oyuncu Liam Hemsworth ile olan ilişkisine değinmekte de fayda var. The Last Song filminin setinde tanışıp sevgili olan, sonra ayrılan, tekrar birleşen, nişanlanan, evlenen ve nihayetinde yine ayrılan ikilinin kafa karıştıran ilişkisinin Slide Away şarkısına ilham olduğu söyleniyor çünkü. Cyrus medyanın haftalarca konuştuğu ayrılıktan sonra, 2019 VMA sahnesine beklenmedik bir performansla dönüyor. Magazin çalkalanıyor. Uçan Kuş muhabiri bile şok içinde. Yıkılmadım ayaktayım, bu da size ispatı diyor Cyrus. Sahnede tek, orkestra arkasında, hatta öyle duru bir performans ki kısa film gibi biraz. Ancak bu minimal sahne, aslında Cyrus’un rock müziğe geri dönüşünün simgesi.

Kraliçelik hak edene yakışır

Çok geçmeden bu dönüşünü Plastic Hearts albümü ile taçlandırıyor. Şarkılarda Ryan Tedder’ın da imzası var. Beyoncé, Adele, Taylor Swift gibi divalarla çalışan Tedder’ın yanı sıra albümde dinleyiciyi Stevie Nicks, Billy Idol, Joan Jett ve sürpriz bir Dua Lipa düeti karşılıyor. Midnight Sky, rutubet kokan vintage ceketlerle bizi kalabalık bir diskoya götürüyor. ‘‘I was born to run, I don’t belong to anyone’’ sözleri, şarkıcının bireysel özgürlük arayışının melankolik bir yönü olduğunu da gösteriyor. Cyrus, bir taraftan dünyanın henüz eskimediği, insanların çirkinleşmediği bir döneme atıfta bulunuyor. Albüm dinleyiciyi 80’li yıllara, disko rock ve punk kültürünün etkinliğini hala hissettirdiği zamanlara sürüklüyor. Gönüllü bir sürükleniş ama bizimkisi…

Seve seve peşinden gidiyoruz. Angels Like You şarkısının Kaitlynn Carter ile olan ilişkisini anlattığı yönünde iddialar da yok değil. Kime yazıldığı ile çok ilgilenmemekle beraber, bir özür şarkısı olduğunu söylemek mümkün. Şarkıda onunla beraber ona, sonra kendimize üzülüyor, biz de aynı melankolik mutluluğa erişiyoruz.

Stevie Nicks’in varlığı dahi dizlerimizi titretirken, Billy Idol’ın Night Crawling katkısı Cyrus’un henüz 28 yaşında büyükler ligine transfer edildiğini de kanıtlıyor. Öte yandan, Joan Jett yıllar sonra bile siyah deri ceketlerimizi giyip kötü kız olma hayalimizi yaşatıyor. Cyrus’u kendi yaş grubundaki şarkıcılardan ayıran en büyük fark da burada ortaya çıkıyor aslında. Bize gerçek duygularla seslenmesi. Birbirinin aynısı şarkılar dinlemekten yorulmadık mı zaten? Cyrus her albümünde farklı bir kimlikle karşımıza çıkarken, kendisine hayran olmanın kabul edilebilirliğini tartışmıyoruz. Şarkıcı müziğe, müzik yapmaya canı gönülden bağlı. Bir sonraki işini de, skandalını da gözlerimiz Instagram’da, kulağımız televizyonda bekliyoruz.

editörün seçtikleri