Advertisement
Ressam Louis Wain ya da nam-ı diğer “kedilere dadanan adam”
yazar: dadanist

Benedict Cumberbatch’in başrolünde olduğu The Electrical Life of Louis Wain, psikedelik kedi çizimleriyle sanat tarihine adını yazdıran, sıra dışı kişiliğiyle zamanından çok sonra bile merak konusu olan ressam Louis Wain ve onun hayatını konu alan bir film. 2021 itibariyle izleyiciyle buluşacak olan film, Wain’i bir kez daha gündemimize taşıyor. Kendisine ve kedilerine dadanmak için, doğru zaman.

Yazı: Ece Berkman & Seden Mestan

Herkesin Benedict Cumberbatch‘i kendine tabii ki. Bazıları onu Sherlock olarak bağrına bastı, bazıları da Marvel evrenine dalıp Dr. Strange kimliğiyle zihinlerine kazıdı. Kendisine güzellemelerde bulunmak elbette boynumuzun borcu: Hangi rolü üstlenirse üstlensin, o spesifik yüz hatlarına rağmen, bizi başka biri olduğuna inandırmayı başarıyor her seferinde. İzlediğimiz her yeni projesinde, bir önceki karakterlerini unutturuyor bize. 2021 itibariyle de dahiliğin tekinsiz taraflarında dolaşan ünlü ressam Louis Wain olarak karşımıza çıkacak. Hemen yanında ise The Crown‘un ardından biz izleyicinin de kalbinde taht kuran Claire Foy var. Louis Wain’in karısı Emily Richardson rolünde. The Electrical Life of Louis Wain adlı bu biyografik filmden yeni görseller önümüze düşmeye devam ediyor. Tahminler ve temenniler, filmin 2021 yılında vizyonda olacağı yönünde ama kim bilir…

Evet aslında, Benedict Cumberbatch’in film için bıraktığı o kaytan bıyığından bahsedebilirdik ama bu yazının dümenini Louis Wain’den yana döndürüyoruz. Çünkü ”dahiliğin tekinsiz taraflarında” dolaştığını söylediğimiz bu efsane ressamın hayatı, kalpleri kıran ve tam da filmlere konu olacak hikayelerle dolu.

1860-1939 yılları arasında Londra’da yaşamış Louis Wain. West London School of Art’ta resim eğitimi alıyor. Sonra da yine aynı okuda hocalık yapmaya başlıyor. Fakat öğretmenlik macerası kısa sürüyor, freelance bir sanatçı olarak (o zaman da acaba böyle ”freelance sanatçı” diye mi ifade ediliyordu acaba) pek çok farklı yayın için çizimler yapmaya başlıyor. Malum o dönemde, dergiler, gazeteler; haberlerini, makalelerini konuyla bütünleşen çizimlerle tamamlıyor. Louis Wain’in çizimleri de büyük sükse yapıyor. Özellikle de hayvan çizimlerinde ustalaşıyor. Kedilere iyice dadanmaya başlaması ise, biraz trajik bir hikaye üzerinden gelişiyor.

Çok severek evlendiği karısı Emily Richardson’a, düğünlerinden kısa bir zaman sonra kanser teşhisi konuluyor. Louis kahroluyor tabii. Hasta karısına iyi vakit geçirtmek için uğraşıyor. Mesela kedileri Peter’ın çizimlerini yapmaya başlıyor. Çizdikçe çiziyor. İşler değişiyor. Bilhassa da karısı, teşhisten üç sene sonra hayatını kaybedince… Aşkını ve acısını kalbine gömüp iyice kedilere adıyor kendini.

Bir şehir efsanesi olarak söylenir ki kendisinin gerek merhum karısına olan aşkı gerekse de kedilere ve çocuklara olan sevgisi, kadınların zihnindeki “ideal erkek” profilinin oluşmasında önemli bir rol oynamış ve “bekar kadınlar”ın yüzlerce kediyi evine alarak “kedili kadın”a dönüşmesi (!) de böyle başlamış. (Laflar, laflar…)

Wain’in eserlerine bakıldığında, başlangıçta realist bir yaklaşımla resmettiği kedilerin yerlerini (kedilerin gerçek yüzünü gördüğünden olsa gerek) kişileştirilen ve insani davranışlar yüklenen (mesela dans eden, çay partisi veren, spor yapan, özene bezene giyinmiş ve elinde şemsiye tutan) kedilere bıraktığı görülüyor zaman içerisinde. Bu geçiş mental olarak yaşadıklarının da bir göstergesi gibi aslında.

Wain’in ilk realist kedi çizimlerinden…

Wain, kediler dünyasına öylesine kaptırıyor ki kendisini sonunda olan oluyor; bu hayali kediler bir anda onun hayatının bir parçası oluveriyor. Wain’in resimlerindeki kedi figürleri git gide sadece ifade ve bakış odaklı olmaya başlıyor bir noktadan sonra. Ve ressamın değişik renk seçimlerine yer vermesinin yanı sıra kullandığı motifler de kafayı iyice kedilerle bozduğu, şizofreni hastalığına tutulduğu teorilerinin ortaya atılmasına neden olmuş. Ailesindeki akıl hastalığı geçmişi de bu söylentileri daha pekiştirmiş. Birçok psikoloğun Wain’in eserleri ve bu eserlerdeki şizofreni hastalığının belirtileri üzerine makalesi bulunmakta hatta.

Artık kendisi LSD müptelası mı, şizofren mi, yoksa sadece hayal gücü geniş bir ressamı mıdır, karar vermeyi size bırakıyoruz. Belki de The Electrical Life of Louis Wain filminde görürüz tüm bunları. Ancak bizim gözümüzde kendisi sadece gerçek bir kedi sever, bir dadanist ve biraz da yaşadığı dönemde psikedelikliğinin kıymeti bilinememiş (tüm bunlar 50 – 60 yıl sonra olsaydı adam eller üstünde taşınırdı!) bir ressamımızdır. Buyurun doya doya eserlerine bakın..

Ay yok, videosu varken resimlerine bakmaya üşenirim (?) diyorsanız da sizi aşağıya alalım: