Yazar: Janset Atacan
21 Ekim 2022
Yürü yüreğim gidelim buralardan, aşk bizimle değil: The Rings of Power’ı neden sevemedik?

Ne derler bilirsiniz, beterin beteri var. Bir zamanlar Hobbit’i dışlayan ve beğenmeyen hayranlar, The Rings of Power’ı izleyince utanmış mıdır? Sanmıyoruz. The Lord of the Rings: The Rings of Power, geçtiğimiz cuma yayımlanan bölümüyle birinci sezon finalini yaptı. Ortaya çıkan sırlar, kırık bir aşk hikayesi ve Valar’ın ışığı derken kendimizi otobüs durağında düşünürken bulduk. Işığı bulmak için önce karanlığa mı dokunmalıyız? Peki ya bu karanlık Charlie Vickers ise? Bir serzeniş koptu yüreğimizden, o da Galadriel’e. Buyurun.

-Yazının devamında spoiler’lara hazır olun!-

İnanır mısınız, kitaplarda ne yazdığı artık pek de umrumda değil. Zaman çizgisinden şaşan ve tüm Orta Dünya bilgimizi sorgulatan The Rings of Power, çalkantılarla dolu bir sezonu geride bıraktı. Malum konuyu, yara bandını çeker gibi hızlıca gözden geçirelim. Halbrand, biricik karanlıklar lordumuz, yüzüklerin efendisi Sauron çıktı. Şaşırdık mı? Hayır.

Galadriel ve Sauron’un birbirine denk düşen iki önemli gücü temsil ettiği açık. Hal böyle olunca, ikisinin iş birliğine gitme ihtimali de yüksek. Galadriel’in karanlık yönü, Peter Jackson’ın da kullanmayı sevdiği materyallerden biriydi. Hobbit’teki Dol Guldur sahnesi kitaplarda yer almasa bile, bize Galadriel’in istediği zaman nasıl da kraliçeye dönüşebileceğini hatta Sauron’a karşı durabileceğini göstermişti.

The Rings of Power’da ikili arasındaki cinsel gerilim, anlamlı bakışmalar, baş başa konuşmalar, iç çekişmeler boşuna değil. Dizinin yaratıcılarının Tolkien’in bütün kitaplarının üzerinde çalışma hakkının olmadığını da belirtmekte fayda var. Yalnızca belli başlı kitapları ekrana uyarlayabildikleri için, kalan bölümleri hayal gücüne bırakmışlar. Bu hayali kısımları sevip sevmemek size kalmış. Öte yandan ben; ba-yıl-dım.

Sevmek suçsa suçluyum

Sauron, Galadriel’e ”Gel kraliçem ol” dediğinde aklımda sadece Yıldız Tilbe’nin Yar Yanına Geleceğim şarkısı çalıyordu. Galadriel’in önceki bölümlerde karanlığa teslim olmaya niyetli bir portre çizmesinden güç alan Sauron, Galadriel’i yanında bir müttefik olarak görmek istiyor. Ve neden olmasın? Neler neler oluyor dünyada, bu neden olmasın? Sauron, Galadriel’i ilmek ilmek manipüle ederek gücüne güç katıyor. Yetmiyor, ilan-ı aşk da ediyor. Romantik bir ilişkinin sinyallerini de vererek neredeyse insanlaşıyor.

Sauron’un Morgoth yenildikten sonra bir süre inzivaya çekildiğini hatta kötülükten uzaklaştığını zaten biliyoruz. Bilenler, bilmeyenlere öğretsin. Dizinin yazarları akıllıca bir hareket yaparak, bu bilgiyi Númenor bölümlerinde kullanma kararı aldı. Hatırlarsınız, Sauron adayı terk etmek istemedi. Galadriel bıraksa, demir dövüp üç kuruş para eşliğinde hayatını yaşardı. Dizinin altıncı bölümünde Galadriel ve Sauron’un yaptığı konuşma da Sauron’u bir an için eski günlerine götürüyor. Hâlâ iyi ve mükemmele yakın bir varlık olduğu günlere. Kötülükle kafayı bozmadığı, geride kalan zamanlara. ‘‘Belki…’’ diyoruz. ‘‘Sauron için bir umut vardır’’. Tabii yok, deli misiniz? Ama aklınızdan ”Ya bunlar ne manyak bir ikili olurdu be” geçmiyor mu? Kötülükle iyiliğin savaşından bıkmadık mı? Bu gözler biraz da kötülük görsün canım sadece.

Ne var ki işler bu yazarın hayallerindeki gibi gitmiyor. Bakmayın Sauron övdüğüme, Aragorn’un Mordor kapılarındaki konuşmasını ezbere bilen nesiliz. Öte yandan dizi, Sauron’un kimliğini final bölümünde açıklayarak klişeler ötesi bir adım atıyor. Halbrand’ın Sauron olduğundan şüphelenmemek mümkün değildi elbet, ama gönlümüz el vermemiş kendisine Angmar’ın Cadı Kralı demiştik. Ne de olsa bir umuttu yaşamak. Senaristler kolaya kaçarak Halbrand’ı final bölümünün daha ilk dakikalarında Sauron ilan ediyor. Sanki yıllarca Elfleri yüzükleri yapma konusunda ikna etmeye çalışan Sauron değilmiş gibi, bir çırpıda güç yüzükleri dövülüyor. Oldu bittiye getirilen böylesi önemli bir sahne, Sauron’un meşhur gözüne atıfla devam ediyor. O nasıl bir efekttir, nasıl bir CGI’dır. Dostlar başına! Bu kadar büyük bütçelerle hazırlanan bir dizinin power point sunumu gibi efekt değiştirmesine de ilk kez rastlıyorum.

Bronwyn TED konuşması yapmaya aday olur mu?

Dizideki Númenor sahneleri, bir nebze de olsa içimize su serpiyor. Şehrin görsel tasarımına hayran olurken Güney Topraklar için verilen anlamsız savaşa da tanıklık ediyoruz. Bronwyn her üç dakikada bir kahramanlık konuşması yapmak için para alıyor herhalde. Kalbine ok saplanmasına rağmen ölmemesi rezaletiyle başa çıkamıyoruz. Halbuki Miğfer Dibi’nde Haldir nasıl da hemen ölmüştü. Unutmadık. Kalbimizde.

Dizinin son dört bölümü, ilk saniyelerden itibaren merak edilen sırları seyirciye açıklamakla geçiyor. Gökten düşen kişinin, Gandalf olduğu su götürmez bir gerçek artık. Hobbitlerle ilişkisinden tutun da ”Her zaman burnunu takip et” referansına kadar her şey ortada. Dahası Nori, tıpkı gelecek kuşaklardaki Hobbitler gibi (Bilbo ya da Frodo) patikayı terk edip maceraya atılmaya karar veriyor.

Dizinin, Peter Jackson’ın bakış açısına yönelik sadakatini takdir etmek lazım. Ya da senaristler fazlasıyla tembel. Zira akıcı ve dinamik ilerleyen senaryo, gündüz kuşağı programlarından hallice diyaloglarla sık sık bölünüyor. Elflerin ”Denizleri aş da gel kurbanın olam” bakışlarından eser yok. İkili konuşmalar tek düze, basit ve sığ bir düzlemde akıyor. Diziye ısınmaya çalıştıkça, senaristler inatla seyirciyi uzaklaştırıyor.

Yine de dizinin ilgi çekici bir tarafı var. Dizide geçen muazzam ötesi bestelerin bununla bir ilgisi de olabilir. Elendil ve İsildur’un gelecek sezonlarda artacak rolleri beni heyecanlandırıyor. Senaristlerin ikinci sezonda çok daha kararlı adımlar atmasını beklemekten başka çaremiz yok. Sauron’un şekil değiştirme özelliğinin irdelenip irdelenmeyeceği ise merak konusu. Charlie Vickers’ın o seksi karizmasını kaybetmeyelim bari. Sauron’u canlandırma şansı elde ettiği saniyelerde seyirciyi gerçekten de karanlık bir yönü olduğuna ikna etmeyi başarıyor. Daniel Craig, James Bond olmak için doğmuştu. Beren Saat, Bihter Ziyagil. Vickers için bunu söylemek henüz mümkün değil. Ama gelecek vadeden bakışını da unutmuş değiliz. Bir süre daha unutmayacağız.

The Rings of Power, derinliğini kendi içinde yok eden bir senaryoya sahip. Potansiyelini kullanmakta güçlük çektiği gibi göz yakan yeşil ekranları da kullanmayı bir borç biliyor. Ancak tüm bu başarısızlığı, sizi yanıltmasın. Beklentinizi çok da yüksek tutmadığınız sürece, Orta Dünya’da keyifli bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

İkinci sezonda neler olur? Galadriel ve Sauron arasında bir şeyler olmayacağı kesin. Çünkü yüreğinden yaralı onların hikayeleri. Ancak Khazad-dum’daki cücelerin kendi güç yüzüklerine bir şekilde ulaşacağını söyleyebiliriz. Nasıl ve ne şekilde olacağı muamma. Dizi, Tolkien’in zamanını takip etmediği için her şey mümkün. Sauron’un Mordor’daki gücünü artırdıktan sonra Eregion’ı işgal etme çabalarına da tanık olabiliriz. Ah, ihtimaller…

İkinci sezonun da bir hayal kırıklığına dönüşmemesi adına,

All hail.

Şaka şaka.

Galadriel ve Sauron için, Serdar Ortaç’tan geliyor:

editörün seçtikleri