Yazar: Seden Mestan
4 Mart 2019
Röportaj: HAAi ile özgün seslerin peşinde

Zorlu PSM’de gerçekleşecek Sónar Istanbul kapsamındaki performansı öncesinde HAAi’nin evrenini keşfe çıktık.

Avusturalyalı DJ HAAi’nin müziğine kayıtsız kalamayacağınız hisler hakim. Sanki hayatın sırrını keşfetmiş de sizi de bunları paylaşmaya çağırıyor gibi. En karanlık olduğu anlarda da, pozitif enerjinin zirvesine çıktığında da değişmeyen bir hal bu. Peşine takılıp gitmek ise an meselesi…

İlk göz ağrısı gitarı eline alarak başladığı müzik kariyerinde bambaşka yerlere savrulan ve elektronik müziğin tam merkezine yerleşen Teneil Throssell, nam-ı diğer HAAi, müzik yolculuğuna Avrupa semalarında, pek çok ünlü kulübün daimi DJ’liğini yaparak ya da çıktığı upuzun turneler kapsamında, dünya izleyicisiyle buluşarak tam gaz devam ediyor. Her daim ürettiğini söyleyen HAAi’nin zaten durup dinlenmek gibi bir niyeti de yok.

8 Mart Cuma akşamı, Sónar Istanbul’da kabine geçecek HAAi ile her şeye dair bir muhabbete koyulduk. Olur da o harika enerjisinden bize de bir parça geçer diye…

Teneil merhaba, nasılsın?

Harikayım, teşekkürler! İstanbul’a geleceğim için bayağı heyecanlanmaya başladım.

Biz de seni izleyeceğimiz için çok heyecanlıyız.

En çok merak ettiğimiz konuyla başlayalım: Türk müziğine, özellikle Anadolu rock’a aşina olduğunu biliyoruz. Peki ilk duyduğunda seni bu müziklere dair etkileyen ne oldu? Dinlediğinde nasıl hissediyorsun kendini? Bu coğrafyanın müzikleri genelde çok enerjiktir ama bazen aşırı depresif de olabiliyor 🙂

Türk müziğini, grubumla çaldığım yıllarda dinlemeye başlamıştım. Bayağı etkileniyorduk bu türden ve sürekli Türkçe psych ve funk dinliyorduk. Özellikle Selda Bağcan ve Erkin Koray’ı her daim çok sevdim. Bana birbirlerini tamamlıyorlarmış gibi geliyor. Koray’ın insana bir nevi musallat olan vokallerini de seviyorum. DJ’liğe yönelince de, daha hareketli Türkçe kayıtlar toplamaya başladım.

Elektronik müziğin İstanbul’da geniş bir dinleyici kitlesi var; senin yaptıkların da yakından takip ediliyor. Yine de seni daha iyi tanımak adına biraz geçmişe gidelim mi? Mesela müzisyen olmaya karar verdiğin zamana… DJ olmak var mı aklında?

Çocukken müzikle çok ilgiliydim. 11-12 yaşlarımdayken kendi kendime gitar çalmayı öğrendim ve o noktadan sonra da hiç geri dönmedim. Dürüst olmam gerekirse, hep bir grubum olsun, birlikte turnelere çıkalım istedim ama DJ’lik yapmak hiç aklımdan bile geçmedi. Sanki erkek işiymiş gibi gelirdi bana. Çok saçma tabii. Öyle olmadığını bilseydim keşke…

hAAi-4

Peki gitarla aran hâlâ iyi mi? Günün birinde, yeni parçalarında duyar mıyız?

Evet, mutlaka. Artık eskisi kadar çok çalmıyorum ama gelecekteki parçalarımda kesinlikle gitara da yer ayıracağım.

Müziğinde pek çok farklı sesi harmanlıyorsun. Yaratma sürecinde nasıl bir yöntem izliyorsun? Doğaçlama mı çıkıyor parçalar?

Aslında belli bir çalışma sürecim yok. Özünde çok dağınık bir insanım; bu da yaptığım müzikte neden hep kaotik bir taraf olduğunu açıklıyor bence. Yakın bir süre önce Logic’ten Ableton’a geçtim ki benim için sağlam bir değişiklik oldu. Bence yaptıklarımın büyük bir kısmı, sürekli yeni sesler denedikçe ve farklı efektler arasında nasıl dolaşacağımı keşfettikçe ortaya çıkıyor. Parçalarımın bu kadar çeşitli olmasının sebebi de bu olabilir. Gerçekten, sadece keşfediyorum. Bu da bir bakıma doğaçlama sayılır.

Hangisini tercih ediyorsun: stüdyoda kendi başına takılmayı mı yoksa kabin başında kalabalık bir dinleyiciye çalmayı mı?

İkisini de eşit derecede seviyorum.

Tek başıma günde 16 saat stüdyoda çalışabilirim ve günün sonunda hâlâ gülümsemeye devam edebilirim. Diğer taraftan, insanların sizi dinlemek için doldurduğu bir mekanda saatlerce çalmak da benim için aynı derecede mutluluk verici.

Coconut Beats adı altında düzenlediğiniz partiler de çok ses getirmişti. Coconut Beats sonradan nasıl oldu da bir plak şirketine dönüştü? Bu arada ismini çok sevdik Coconut Beats’in, pozitif bir hissi var. Nasıl buldun bu ismi?

Teşekkürler! Bir gün öylesine aklıma geldi. Yaptığım müzikle uyumlu olduğunu düşündüm. Ben de o verdiği enerjik hissi seviyorum.

Benim için bir tür markaya dönüştü sonra; kendi müziğimi yayınladığım plak şirketimin de adı oldu. Yaptığım müziğin tamamen benim kontrolümde olmasını ve yine bu şekilde insanlara ulaşmasını istedim. Plak şirketi de böyle ortaya çıktı.

Muhtemelen bu soruyu şu ara çok sık duyuyorsundur ama sence elektronik müzik sahnesi, farklı kesimlerden müzisyenleri bir araya getirme konusunda ne kadar hoşgörülü? Kadın bir müzisyen olarak herhangi bir zorlukla ya da engelle karşılaştığını düşünüyor musun?

Dürüst olmam gerekirse, kadın müzisyenler için harika bir dönemden geçiyoruz. Artık kadınlara daha çok odaklanılıyor; eskisi gibi geçiştirilmiyoruz. Birbirine hem dostluk hem de yoldaşlık eden bir sürü fevkalade kadın DJ ve prodüktör var günümüzde. Elbette, daha yapılması gereken çok şey var; bunun için de çok olumlu bir zamandayız.

hAAi

Turneler gereği sık sık yollardasın. Bu da muhtemelen sana gittiğin yerlerde yeni müzikler keşfetme şansı veriyordur. Son zamanlarda seni en çok heyecanlandıran keşfin ne oldu?

Her seferinde yeni şeyler keşfediyorsun. Son yıllardaki favorilerim ise Lanark Artifacts, Minor Science ve Imogen.

Geçtiğimiz yıl, Daniel Avery’nin küratörlüğünü yaptığı Nuits Sonors’da Lanark Artifacts’le birlikte çalma şansım oldu; herkesin aklını başından aldı. Minor Science da aslında uzun süredir var ve geçenlerde Trillogy Tapes’te de yer almıştı. Imogen’in adını ise uzun zamandır duyuyordum ve bazı kayıtlarını dinledim. Kendinize bir iyilik yapın ve bu kızı takibe alın. İlerleyen yıllarda daha da büyük bir isim olacak, görmek için sabırsızlanıyorum.

Avrupa’daki pek çok popüler kulübün daimi DJ’liğini üstlendin. Düzenli bir yerde çalmanın turnelerdeki tekli performanslardan farkı ne? Çaldığın seti turne performanslarına nasıl uyarlıyorsun mesela?

Son yıllarda çok şanslıydım. Daimi olarak bir yerde çalmanın o aşinalık hissini seviyorum. Gelen dinleyiciden kulüpte çalışanlara kadar herkes bir yerden sonra tanıdık. Bence bu da, risk alma açısından, bir tür kendine güven sağlıyor. Diğer taraftan, bir yerde ilk kez çalmanın bilinmezliği de son derece heyecan verici. İkisi için de aynı şekilde hazırlanıyorum. Ama tabii, daimi olarak çaldığım yerlerde setlerim de biraz daha uzun oluyor.

Şu aralar yeni kayıtlar üzerinde çalışıyor musun? Yakında senden neler dinleyeceğiz?

Durmadan yeni şeyler üzerinde çalışıyorum.

Motorik Voodoo Bush Doof Musik adlı kısa çalarımı ve It’s Something We Can All Learn From single’ını yakın bir zaman önce yayınladım. Nisan’da da yeni bir kayıtım yayınlanacak. Ayrıca Daniel Avery ve Maribou State için yaptıklarımla birlikte altı remiksim var bekleyen.

Şu aralarda büyük bir pop şarkıcısının bir remiksini tamamlamak üzereyim ve yeni kısa çalarımı da yarıladım sayılır. Hep üretmeye devam ediyorum.

Son zamanlarda ne dinliyorsun peki? Bize de bir önerin var mı?

Şu ara genellikle Minor Science ve Omnidisc dinliyorum diyebilirim.

İstanbul’daki performansına günler kaldı. Neler çalacağına dair birkaç ipucu verebilir misin?

Sert, arıza ve bayağı saykodelik olacak <3

 

editörün seçtikleri