Yazar: Seden Mestan
7 Şubat 2021
Röportaj: Malcolm & Marie filmini Zendaya, John David Washington ve Sam Levinson’dan dinliyoruz

Başlığa ”ikili delilik” diye yazsak, türlü arabesk hislere doğru açılır mı acaba bu yazı. Aslında çok da arabesk bir hissi yok, Malcolm & Marie’nin. Evet, bu bir aşk hikayesi. Mutsuz da bir aşk hikayesi. Gibi. Yani o anda öyle gözüküyor ama işler nereye bağlanıyor, kestirmemiz güç. Gerçi John David’e sorduğumuzda, ”Kesin ertesi gün terapiye falan giderler, araları düzelir” dedi ama… Röportaj: Malcolm & Marie

Şaka bir yana, bu yılın en’leri arasında gösterilen, haberiyle gündeme düştüğü anda bile büyük heyecan yaratan Malcolm & Marie, sonunda Netflix üzerinden izleyiciyle buluştu. ”Sonunda” dedik ama aslında bu biraz bizim sabırsızlığımızda. Prodüksiyon iptallerinin, ertelemelerin peş peşe geldiği 2020 yılında fikirleri atılmış ve çekimleri tamamlanmış, az ve öz bir ekibin kısacık bir zamanda harikalar yarattığı bir proje bu. Arkasındaki takım ruhu, oyuncular ve yönetmen tarafından sıkça dile getiriliyor zaten. Büyük bir sevgiyle. (İşte tam da burada bazı arabesk hislerin içine düşebilirsiniz.)

Tüm simli pullu makyajıyla Z kuşağının temsilcisi ilan edilen Euphoria‘nın ikinci sezonu pandemiyle birlikte ertelenenler arasına girmişti geçen sene. Dizinin ABD versiyonunun yaratıcısı Sam Levinson da tam da bu noktada sıvamış kolları. Evet, iki özel bölümle Euphoria hasretimizi dindireceklerdi ama gelen ertelemeler, tüm set ekibinin koca bir yılı işsiz geçireceği anlamına geliyordu. Ekipçe bu koşullarda ne yapabileceğiz diye kara kara düşünmeye başlayan Sam Levinson, iki kişilik bir hikaye yaratmaya da bu noktada karar veriyor. Aradığı ilk kişilerden biri de Euphoria’da da birlikte harikalar yarattığı Zendaya.

Anlayacağınız (ve okuyacağınız üzere) Zendaya, daha ilk anından itibaren dahil oluyor projeye ve yazım sürecine. Marie karakterini Sam Levinson’la birlikte şekillendiriyorlar hâlâ. Hatta tam da Zendaya’nın üzerine oturacak bir rol yaratıyorlar. Şimdiye dek liseli rollerinde, kendini keşfetmeye çalışan karakterlerde izlediğimiz Zendoş’umuz Marie rolüyle birlikte genç bir kadın bir kadın artık. Ne istediğini biliyor demeyelim de Marie için, ayakları sağlam yere basıyor.

Geçen sene Tenet‘ta, mekanik bir ajan rolünde izlediğimiz John David Washington ise Marie’nin karşısında iyice deliren sevgilisi Malcolm rolüyle projeye giriyor. Bu sefer Tenet’ın tam aksine, duygulu hatta duygularını zirvelerde, zirvelerin de ötesinde yaşayan bir adam var karşımızda. Bağrıyor, çağrıyor, deliriyor.

Zendaya gibi, John David Washington da büyük bir gönül bağıyla içine giriyor projenin; Sam-Zendaya ikilisinden çok sonra gelmiş olsa da. Zendaya da, John David de 15 gün gibi bir sürede, oldukçu kısıtlı imkanlarla çekilen bu filmin prodüktörleri arasında yer alıyorlar bu arada. Fedakarlık mı? Eh, öyle denebilir. Ama büyük darbeler almış bir endüstride harika işler çıkarmaya devam edebilmek biraz da bunu gerektiriyor.

Şimdi geçmiş travmalarınızı, sabahlara kadar süren kavgalarınızı yanınıza alın ve Malcolm ile Marie’nin bir tencere makarna etrafında başlayan muhabbetine dalın. Ama önce bizim muhabbetimize dalın: Zoom ile hızlıca bağlandık ve filmi bir de Zendaya, John David Washington ve Sam Levinson’dan dinledik.

Sam, Malcolm and Marie’yi neden siyah-beyaz çekmeyi tercih ettin? Özellikle prodüksiyon ekibi ve ışık açısından, bu tercihin zorluklarından bahseder misin?

Sanırım, henüz daha projenin en başındayken bu filmi siyah-beyaz çekmek istediğimi biliyordum. Filmin harikulade görüntü yönetmeni ve benim de en yakın çalışma arkadaşlarımdan olan Marcell Rév ile konuştukça, bu karardan daha da emin olduk. Bu bir yandan da seyrettiğimiz ve referans edindiğimiz La Notte’den, Joseph Losey’nin The Servant’ına ve Who is Afraid of Virginia Woolf’a kadar çeşitlenen filmlerden dolayı aslında.

Fark ettik ki tüm bu siyah-beyaz filmler beyaz oyunculardan oluşuyordu. Afro-Amerikan oyuncular Hollywood’da ve sinema sektöründe gittikçe daha çok fırsat bulmaya başladıklarında ise, siyah-beyaz filmler artık eskisi gibi ‘moda’ değildi. Bu film doğrudan endüstri ve Hollywood ile alakalı; eski siyah-beyaz filmlerin ikonografisine ve zamansızlığına da sahip çıkabilecektik böylece. Ayrıca John David Washington ile Zendaya’nın karizmasını ve o karizma etrafındaki aşk hikayesini siyah-beyaz bir şekilde yeniden çerçevelemenin, yapılacak en doğru şey olduğunu hissettik.

Zendaya, film bolca diyalog içeriyor. Bu satırların her biri gerçekten yazılı mıydı, yoksa doğaçlamalara da yer verdiniz mi?

Evet, diyaloglar uzadıkça, doğaçlamalar da girdi işin içine. (Gülüyor.) Evet, bolca diyalog mevcut fakat en baştan beri ne yaratıyor olduğumuzu biliyordum çünkü Sam senaryoyu yazmaya başladığı andan itibaren aklındakileri aşama aşama bana anlattı. Elinde temel bir hikaye bulunuyordu: İki insan eve gelir, erkek kadına teşekkür etmeyi unutur, kaos başlar, uyurlar ve biz ilişkilerini anlamayız. Özetle buydu. Haliyle, hikayede iki insanın ve tek bir mekanın olduğunu anlar anlamaz bolca diyalog olacağını da fark ettim. (Gülüyor.)

Benim için özel bir deneyimdi; yazım sürecinin her anına dahil oluyordum hatta karakterin şekillenmesinde bizzat söz sahibiydim. Sam, ben “İşte bu, bunu yaz, seninle aynı fikirdeyim” dedikten sonra yazıyordu bunları. Bazen de yazdıkları üzerine saatlerce konuşuyorduk. Yazdıkları hakkında saatlerce tartışıyor olabilmemiz, karakteri bulmam konusunda çok yardımcı oldu bana. Tabii yazım sürecinde böylesine yer alınca diyaloglar da her seferinde biraz daha fazla zihnime işliyordu. Hem sürece bu kadar yakın olunca senaryo eline ulaştırılmış ve tüm repliklerini ezberlemek durumundaymışsın gibi hissetmiyorsun çünkü Sam bütün bunları yazarken öğreniyordum aslında. Yoğun bir şekilde dahil oldum senaryo yazım sürecine, bu yüzden de şimdiye kadar yaptığım her işten oldukça farklı bir film bu. Çok şanslıyım.

Aynı zamanda, Sam tüm o replikleri sesli okurken bir taraftan da kayıt alıyorduk; sürekli dinleyerek hepsinin zihnime işlemesini istiyordum çünkü.

Filmin gittiği yeri çok sevdim, bana kendimi özel hissettirdi. Benim için yapılmış gibiydi. Marie karakteri sanki bir terzi tarafından üzerime dikilmişti. Bu sebeple de hikayeyi, replikleri sürekli dinlemek için can atıyordum. Ve bu, diyaloglara dair aşinalık kazanmama ve filmin mekanına kendimi kaptırmama yardımcı oldu.

John David, Marcell, ve Sam ile de birlikte çok fazla zaman geçirebildik ve birçok şeyin üstesinden gelebildik. Gerçekten bir araya gelip sorunu çözene kadar, nasıl çözülebileceği ile ilgili bir fikrin olmuyor. John David ile birlikte de çalışma fırsatımız oluyordu. John mesela, “Bence bunu söylememeliyim” diyordu ve onun üzerinden hikaye tekrar şekilleniyordu. Henüz elimizde hazır bir senaryo bile yoktu ve climax’i birlikte kurguladık diyebilirim; climax için materyal toplayabilmemize yardım eden konuşmalar oluyordu aramızda. Henüz projeye başlarken climax yaratabiliyor olmak gerçekten çok ama çok… İlginçti! (Gülüyor.)

Bu sohbetleri gerçekleştirip filmin çözüm kısımlarını ortaya çıkarabilmiş olduğumuz için çok memnunum çünkü bütün o harika konuşmaların ve birlikte yaşadığımız o özel anların filmin diyaloglarının oluşturulmasında ve filmin gideceği yerin ekipçe belirlenmesinde çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

Zendaya ve Sam daha en baştan beri projenin içindeler. Peki, John David, seni bu filme ilk çeken ne oldu?

Aşk hakkında olması çok etkiledi elbette. Aşk hikayelerine bayılıyorum. Bu bir janra ama her yönetmen, her yazar bunu kişisel bir yerden ele alarak geliştiriyor; karmaşıklaştırıyor, sonra da bir çözüme ulaştırıyor. Sam’in yaptığı gibi…

Malcolm & Marie de bir aşk hikayesi ama çok katmanlı bir aşk hikayesi. Sanata, yaptığın işe yönelik duyduğun aşkı da barındırıyor içinde, ki bu anlamda karakterin (Malcolm) en büyük aşkı, film çekmek… Marie ile aşkını da düşününce bunun bir taraftan da ‘‘çokaşklı’’ bir hikaye olduğunu düşünüyorum.

Ama tüm bunlar biraz yan sebep gibi. Projeye atlamamın asıl sebebi Sam ve Zendaya ile çalışabilmekti. Ayrıca bir taraftan da kocaman bir pandeminin ortasında, bir daha acaba film çekebilecek miyim diye kara kara düşünürken geldi bu proje önüme. Bu projeyi kabul etmemenin en önemli sebeplerindendir bu da.

Zendaya, Malcolm & Marie ‘‘Hollywood’da genç bir kadın olmak’’ hakkında neler söylüyor sence? Özellikle uyuşturucu başta olmak üzere pek çok konuya değiniyorsunuz filmde. Senin bizzat bu konudaki deneyimlerin nasıl?

İlginç aslında… Marie ve ben birçok yönden birbirimize inanılmaz benzesek de bir yandan da oldukça farklıyız. Sanırım Marie’ye, Euphoria’daki Rue’ya yaklaştığım gibi yaklaşıyorum. Tamamen anlayana kadar, ne kadar fazla benzerlik gösterdiğimizi fark edemedim. Ayrıca Sam’le ne kadar çok birbirimize benzediğimizi de anlamış bulunuyorum artık: Birlikte yarattığımız karakterler bir şekilde ikimizin de birer versiyonu olarak ortaya çıkıyorlar. Bu açıdan çok özel bir durum bu.

Marie’nin kendine ait bir hikayesinin olması da çok özel çünkü bence kadın karakterler çoğunlukla tek boyutlu yazılıyorlar. Onlar hakkında ortaya çıkarılabilecek gizemli bir hikaye ya da karanlık bir taraf pek bulunmuyor. Genelde erkek karakterlerin A noktasından B noktasına varmalarına yardımcı olacak dinamiklere hizmet etmek için orada bulunmuş oluyorlar.

Ben komplike karakterleri seviyorum. Fikirlerine katıldığın ve katılmadığın karakterleri… Affedilemez olarak nitelendirilebilecek şeyler yapan ama yine de bir aktris olarak empati kurabileceğin karakterler… Filmin bir noktasında, Malcolm’un seyirciye Marie’nin onu aldattığını söylediği bir yer var. Sam bunu yazdığında çok sinirlenip “Hayır! Böyle olmaz, Marie tartışmayı kaybeder ve herkes ondan nefret eder” deyip, bunu yazmaması gerektiğini söylemiştim. Sam de bana merak etmememi söyleyip bir yolunu bulacağının sözünü verdi. Ben de “O zaman böyle cevap vermeli” falan gibi önerilerde bulundum.

Bence bu konuşmalar karakterler ile ne oranda empati kurduğumu ve aslında işimizin karakterlerimizi yargılamaktan ziyade onları ve içlerinde bulundukları karışıklıkları anlamak olduğunu fark ettiriyor bana.

Benim endüstri ile olan ilişkim Marie’ninkinden biraz daha farklı ve bu da benim bu işe girerken anlamak zorunda olduğum bir şeydi. Çünkü onun bazı güvensizlikleri mevcut. Onun henüz yapmadığını düşündüğü, benim belki de henüz karşı karşıya gelmediğim bazı şeyler söz konusu. Onun kariyerinin hangi basamağında olduğunu ve benim kendi kariyerimin hangi basamağında olduğumu anlamam gerekiyor. Eğer empatiden yoksun kalıp bunları anlamakta sorun yaşarsan, “Bu karakter neden şu anda üzgün? Neden şöyle? Neden böyle?” gibi sorulara cevap veremezsin.

Benim durumun tamamen ters aslında. Bu filmin mesela prodüktörlüğünü yapıyorum, filmi finanse ediyorum. Ayrıca bir oyuncuyum da. Baştan sona yaşadığım bir tecrübe bu. Keyfim yerinde yani. (Gülüyor.) Marie’nin tecrübe ettiği ve yaşadığı şeylerin tamamıyla farklı olduğunu düşünüyorum. Ama yine de bunlarla birlikte, Marie’nin nerede olduğunu anlayıp, empati kurabiliyorum. Hepimizin de yapabildiğini düşünüyorum.

Eğer bu filmden çıkarılabilecek tek bir fikir varsa o da, hayatta yaptığımız tüm o şeylerin gerçekleşmesine olanak sağlayan insanların kıymetini anlamak. Bu yapımı özel kılan da bu; projedeki her bir insanın yeri gerçekten çok kıymetliydi. Buna tüm ekip; yapımcılar ve biz oyuncular da dahiliz. Herkes, iş birliği içerisinde bir çaba ortaya koydu ve bu fark ediliyordu.

Sam, bu filmin bir diğer ilginç yanı da senaristlerin ve yönetmenlerin diğer insanların hayatlarından ‘‘çalıyor’’ olduğu fikrine de değinmesi. Bu konu etrafında düşünecek olursak, kendini ne kadar ‘‘hırsız’’ hissediyorsun?

(Gülüyor.) Sanırım bu, yazar olmanın komplike taraflarından biri. Hayattan kopmadan bunu yapmak zor. Bir şeyleri tecrübe edip, bunların işin içine girmesini engellemek zor. Bu yüzden ben de tecrübeleri, etkileşimleri, sohbetleri, duyguları, söylemiş olmaktan rahatsızlık duyduğum şeyleri, başkasının bana söylemiş olmaktan rahatsızlık duyduğunu fark ettiğim şeyleri kategorize etmeye çalışıyorum. Bilirsiniz, bahsettiklerim o küçük insanî anlar ve güvensizlikler. Bunları hafızamdan silip unutmak da kolay olmuyor çünkü insanlar ve insan davranışları beni cezbediyor. Gerçekliğin bitip kurgunun başladığı yerde ise ince bir çizgi ortaya çıkıyor. Fakat, aynı zamanda hayatı böylece bir şekilde anlamlandırıyor olduğumuzu düşünüyorum.

Eskiden kendimi herhangi bir travmatik deneyimin içinde bulduğumda, benliğimden uzaklaşıp bu deneyimin bir film gibi hissettirdiğini düşünüyordum. Bu yüzden de çok kötü hissediyordum. Hayatı, doğrudan ‘hayat’ gibi yaşamıyor, tecrübe etmiyordum. Bende bir sorun olmalı diye düşünmeye başlamıştım. Sonrasında, geriye dönüp birazcık daha objektif bir taraftan baktığımda hayatımda yapmaya çalıştığım şeyin kişisel tecrübelerin, bir ilişkinin, bir arkadaşlığın özünü görmeye çalışmak olduğunu fark ediyorum.

Ona bakıp, onu değiştirebileceğinin, daha iyi bir hale getirebileceğinin; daha çok enerji sarf ederek sevgini daha çok verebileceğinin ve o özü şekillendirebileceğinin bir umudu bu aslında.

Günün sonunda, bu durum aslında insanları yargılamakta değil de; onları umursayıp, anlamakta bitiyor. Beni her zaman duygulandıran, çok hoş bir alıntı var: “Her insana, bireysel bir romanmış gibi davranırım.” Bu fikri gerçekten çok seviyorum. Birçok yönden de, bu fikre göre yaşamaya çalışıyorum sanırım.

Aslında izleyici için filmi izlerken taraf tutmak çok güç bir noktadan sonra. Çünkü Malcolm da, Marie de eşit derecede ‘‘haklı’’. John David, eğer bu filmin bir parçası olmasaydın, hangisinin tarafını tutardın. Ya da şöyle soralım: Gerçek hayatta da kendini Malcolm’la özdeşleştirebilir miydin?

Malcolm’ın bakış açısını çok iyi anlıyorum ama taktiklerine ve yöntemlerine katıldığımı söyleyemem. Ben kadınlarla öyle konuşamam, asla. (Gülüyor.) Ama yine de bazı noktalarda onun gibi konuşabilmek isterdim kadınlarla. Mesela o banyo sahnesinde, Marie küvetteyken söyledikleri… Ona aşkını ifade etme şekli… Keşke ben de bu anlamda onun gibi kendimi doğru ifade edebilme yeteneğine sahip olsaydım. Söyledikleri o kadar güzel, şiirsel, dürüst ve aynı zamanda o kadar kırılgandı ki… Ama biliyorsunuz o küvet sahnesinde söyledikleri sonrasında tam tersi bir yere bağlandı, yine olmayacak şeyler söyledi. İşte geçmişi, filmdeki karakteri kimlerden yola çıkarak yazdığı falan… Malcolm’ı bu kadar tahmin edilemez ve karmaşık yapan da bu yönü zaten.

Eğer filme ve Malcolm’a dışarıdan bakacak olursam… Sam’e de zaten sürekli söyledim; izleyenler kaçınılmaz bir şekilde Marie’nin tarafını tutacaklar diye. İnsanlar zaten Zendaya’ya bayılıyor. Ne olursa olsun onun tarafını tutacaklar zaten. (Gülüyor.) Erkekler bazen bir tür dayanışma gereği birbirlerinin tarafını tutarlar. Amerika’da biz buna ‘‘bro code’’ (kardeşlik kuralı) deriz. Ama Malcolm & Marie söz konusu olduğunda bu kuralı bozmak zorundayım. Malcolm asla söylememesi gereken şeyleri söylüyor Marie’ye. Bence o makarnayı yiyip hiç bulaşmadan yatmaya gitmeliydi. Gündüz, kanında hiç alkol falan olmadan temiz kafayla konuşsaydı daha iyi olacaktı. Ama tabii o zaman da çok sıkıcı olurdu, bundan da bir film çıkmazdı.

John David, upuzun diyaloglar ve hatta monologlarla çıktın karşımıza filmde. Her monolog sert bir hamle gibiydi. Sonrası da çığlık festivali… Film öncesi de oldukça kısa bir zamanınız vardı hazırlanmak için. Sen filme, rolüne çalıştın?  

Çığlık festivali… (Gülüyor.)

Dediğim gibi, Malcolm’ın yöntemlerini hiç haklı bulmuyorum. Tüm o bağrış çağrış, hiç bana göre değil. O yüzden tüm o duygu yüklü diyaloglar benim için çok zorlayıcıydı. Yedi sayfalık monologlarım vardı mesela… Çok zor ve korkutucuydu, başta yapabilecek miydim, pek emin değildim. Ama o sözler sayesinde karakterin zihnine girebildim. Metin o kadar zengin ve yenilikçiydi ki… Bir an önceki kamera önünde bunları söyleyebileceğim anlar gelsin diye bekler oldum hatta. Endüstrideki pek çok sanatçının hislerini dile getiriyor çünkü bu sözler. Sadece Afrika-Amerikalıların değil, tüm sanatçıların… Bu da sözleri ezberlememi kolaylaştırdı çünkü hepsine sonuna kadar inanıyordum. Hem ben değil, bu sözler beni bulmuştu. Hakikaten de ‘‘buldu’’ bu arada. Hiç ummadığım bir anda karşıma geldi bir proje. Ve özgünlüğü ve doğallığıyla beni de peşinden sürükledi.

Tüm o bağrışlar da aslında Malcolm’ın Marie’ye verdiği bir karşılıktı aslında. Marie sözleriyle her yere mayın yerleştiriyor gibiydi. Malcolm da hepsine basıp durdu. İpler Marie’nin elindeydi ve Malcolm da onun götürdüğü yere gitti. Toksik ilişkilerinin bir göstergesi bu aslında, daha doğrusu ilişkileri belli ki bu yüzden ilerleyebilmiş. Marie, Malcolm’ı nasıl yönlendirebileceğini biliyor, Malcolm’da ‘‘yönlendiriliyor’’ olmayı çok da umursamıyor. Bu kadar harika işler çıkarabilmesi de, sanatsal anlamda, bu sayede oluyor diye düşünüyorum.

Zendaya, Malcolm & Marie aslında tam da tiyatroda sahnelenmelik harika bir performans. Ne dersin, pandeminden kurtulduktan sonra tiyatro alanında da bir şeyler yapmayı düşünür müsün?

Evet, bunun tiyatro oyunu gibi hissettirdiğinin farkındaydık ve heyecan verici tarafı da buydu. Hepimiz için de böyleydi sanırım. Sam sık sık bu filmin ‘‘doğal’’ hissettirmesini istemediğini söylüyordu. Yalnızca iki insanın tartışıyor olmasından fazlasını istiyordu yani. Fakat, yine de… bilmiyorum, yine de bir tiyatro hissiyatı vardı. Sahnedeki oyunculuğa aşık olduğumu öğrendim. Annem küçüklüğümden beri California Shakespeare Theatre’da çalışıyor. Ben de bu sebeple, iki yaşımdan beri sahnede gördüğüm oyuncular sayesinde oyunculuğa aşık olduğumu fark ettim. Benim hayatım buydu. Yaptıkları şeye takıntılıydım. Tam anlamıyla anlayamıyordum, fakat “yaptıkları her neyse, ben de bunu yapmak istiyorum” diyordum.

Bunların bağlamında, bu film bir döngünün tamamlandığını hissettirdi bana. Rüyam gerçek olmuş gibiydi. Çok sevdiğim filmleri yapma fırsatına eriştim, evet, fakat aynı zamanda çocukluğumdan beri oynamak istediğim oyunu da sahneleme şansını yakaladım. Mükemmel bir bileşim oldu benim için. Bizim için ev olan bu sahnede olmak, bu mekanı kullanabilmek, izleyiciyle nasıl başa çıkabileceğini çözmek, ve herkesi dahil tutmak bizim bu işe tavrımızı belirledi. Çok eğlenceliydi.

Provalara da aynı zamanda sanki bir tiyatro oyunu provası gibi yaklaşma fırsatımız da oldu. Son haline gelmesi için saatlerimizi harcadık. Nereye doğru hareket edeceğimize, oraya nasıl gideceğimize falan bile çalışıyorduk. Sahne arası yok, ve biz o gün çekim için kaç saatimiz varsa o süreç boyunca kesintisiz bir şekilde devam ediyorduk. Gerçekten böyleydi. “Bu sahne bitti, şimdi sıradakine geçiyoruz” gibi bir durum da yoktu. Bu yüzden, şartlar el verince gerçekten bunu bir yerde, bir sahnede canlı bir şekilde oynamayı çok isterim. Daha ilk konuşmaya başladığımızda bile bunun ne kadar harika olabileceğini düşünüyordum. Kesinlikle çok keyifli olurdu.

John David, filmde Malcolm’ın en çok yakındığı konulardan biri de ‘‘yönetmen’’ olarak değil de, her yaptığı şeyde ‘‘Afro-Amerikan bir yönetmen’’ olarak algılanmasıydı, kendisine bir tür temsiliyet yüklenmesiydi. Sen bir oyuncu olarak bu temsiliyet hakkında ne düşünüyorsun?

Bizi bu filmin etrafında buluşturan en önemli noktalardan biri de evrensel bir hikaye anlatmasıydı. Ben de bu evrenselliğe kıymet veriyorum. Tanıdığım pek çok sanatçı hatta gazeteci, şef, mühendis de bu şekilde düşünüyor; tek taraflı olarak sadece bir özellikleri üzerinden değil de yaptıkları şeyin evrenselliğiyle, yaptıklarıyla değerlendirilmek istiyorlar. Malcolm’ın da söylemeye çalıştığı bu bence.

Kişisel olarak söylemem gerekirse ben de pek çok farklı alandan projede yer alarak kariyerimi ilerletmek istiyorum. Gerektiğinde bir ajanı da canlandırabilirim, narsist bir yönetmeni de. Belki bir gün çizgi filmde de yer alırım. Benim için şu aşamada önemli olan portfolyomu çeşitlendirebilmek. En büyük tutkum bu.

Filmin sonu aslında çok fazla ipucu vermiyor bize. Barıştılar mı, hâlâ küsler mi? Sence bir sonraki günleri nasıl olacak? Onlara nasıl bir son yakıştırırsın?

Belki de Malcolm dışarı çıktığında Marie’ye gidip, ‘‘Terapiye gidelim’’ demiş olabilir. Bence bunu ciddi olarak düşünebilirler. Sanırım Malcolm’ın annesi terapistti, belki o yardımcı olur onlara. Belki onlara başka birini tavsiye eder. Böylece üstesinden gelirler diye umuyorum, o terapiden iyi şeyler çıkacağına eminim. (Gülüyor.)

Röportaj: Malcolm & Marie Röportaj: Malcolm & Marie Röportaj: Malcolm & Marie Röportaj: Malcolm & Marie Röportaj: Malcolm & Marie Röportaj: Malcolm & Marie Röportaj: Malcolm & Marie Röportaj: Malcolm & Marie Röportaj: Malcolm & Marie 

editörün seçtikleri