Yazar: Ilgaz Gökırmaklı
31 Ağustos 2021
Röportaj: Melis Buyruk’un harikalar diyarında

Kalyon Kültür şu sıralar farklı teknik ve malzemelerle çalışan yedi sanatçının bir araya geldiği Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler isimli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Sezgi Abalı, koordinatörlüğünü ise Bahar Güneş’in üstlendiği sergi, doğanın kendine has örüntülerinin, mekanizmalarının ve manzaralarının yorumlanarak sanat yapıtlarına dönüşme fikrini ve sürecini zaman, emek, sabır ve detay kavramları üzerinden inceliyor.

Sergide yer alan sanatçılardan biri de daha çok detaylı seramik çalışmalarıyla tanıdığımız Melis Buyruk.

Alice Harikalar Diyarında hikayesini hepimiz biliriz. Alice, o çok merak ettiği tavşan deliğine düşmesinden sonra bambaşka bir evrende bulur kendini. Beyaz tavşan, tarla faresi, tırtıl, sırıtan kedi ile karşılaşırız bu masal boyunca. Melis Buyruk’un farklı bitki ve hayvan formlarından oluşan yapıtları da Alice’in o meşhur harikalar diyarını anımsatıyor. Sanatçının çalışmalarında her biri zihnimizde farklı anlamlar çağrıştıran tavşan, kurbağa, fare, ayı gibi hayvan formları karşımıza çıkıyor. Bu benzetmeyi yaptığımızda ise “tam olarak istediğim bu” diyor zaten. Sergiyi ziyaret edenlerin de “kendi doğasından fırlamış masal kahramanlarıyla karşılaştıklarını hissetmeleri” en büyük dileği.

Şu sıralar masallardan ilham aldığını söyleyen Buyruk, “masalsı mekan için, masallardan bugünün gerçekliğine sıçramış karakterler üzerinde çalışmak istedim” diyerek Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler’e hazırlanma sürecini anlatıyor.

Sözü daha fazla uzatmıyor, Melis Buyruk’un ‘Harikalar Diyarı’nı kendisinden dinliyoruz.

Portre fotoğrafı: Orhan Cem Çetin

Seni detaylı seramik çalışmalarınla tanıyor ve üniversitede de seramik eğitimi aldığını biliyoruz. Filmi biraz daha geriye sararak başlayalım istedik, seramik üzerine çalışma fikri nasıl başladı?

Seramikle ilk olarak üniversitede tanıştım. Konya Selçuk Üniversitesi, GSF Seramik mezunuyum. Bu malzemeyi zamanla sevdim. Çalıştıkça, öğrendikçe, detaylarında kayboldukça keyif almaya, keyif aldıkça daha çok hakim olmaya ve hakim oldukça yeni şeyler aramaya başladım.

Kalyon Kültür’de Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler sergisinde senin de dahil olduğun farklı teknik ve malzemelerle çalışan yedi sanatçının üretimlerini görebileceğiz. Bir de senden dinlemek isteriz, sen nasıl anlatırsın Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler’i ve sergide yer alan yapıtlarını?

Sergi küratörü Sezgi Abalı ile ilk konuştuğumda açılışa aylar vardı. Sadece bu sergiye özel olarak yeni işler üretecektim. İlk olarak mekanı ziyaret ettim. Mekanın ruhundan oldukça etkilendiğimi söyleyebilirim. Atölyeme dönerken tek düşündüğüm şey, barok süslemeleri hakim, tarihi dokusunu kaybetmemiş alanda, kendi yaşadığı doğadan zıplamış bir porselen tavşandı. Ve bir kurbağa ile sıçan yapmaya karar verdim.

Sergiye hazırlanma süreci nasıl geçti, nelere daha fazla odaklandın?

Atölyemde son zamanlarda oldukça yoğun bir tempo var. Bir süredir Ekim’de New York’ta açılacak altıncı kişisel sergimin hazırlığındayım. Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler’in teklifi de aslında ben bu yoğunluğun içindeyken geldi. Masalsı mekan için, masallardan bugünün gerçekliğine sıçramış karakterler üzerinde çalışmak istedim. Uzun zamandır üç boyutlu formlar ve heykele ilgi duyuyorum. İşlerimi korunaklı camların ardından alarak, izleyici ile temasını arttırmak istiyordum. Bu sergide bunları yapmaya olanak buldum.

Hem bir sanatçı hem de takipçisi olarak seramiği, çağdaş sanatta nasıl konumlandırırsın? Seramiğin diğer malzemelere göre daha az kullanıldığı ya da tercih edildiği yorumları hakkında ne düşünüyorsun, merak ediyoruz.

2007 yılında üniversiteden mezun oldum. Mezuniyetimin ardından bir süre farklı alanlarda çalışmış olsam da her zaman sanat izleyicisiydim. 2014 yılından beri profesyonel sanat hayatının içindeyim, sergilere- fuarlara katılıyorum, galerilerle çalışıyorum. Yedi yıl öncesi ile bugün arasında çok açık bir fark olduğunu, çağdaş sanat platformlarında, galerilerde bu malzeme ile üretim yapan sanatçılara daha fazla yer açıldığını gözlemliyorum. Seramik ile “dekoratif obje” arasında kurulmuş öyle sıkı bir bağ vardı ki bunun artık ayrımının yapılabiliyor olması yıllar aldı.

Seni daha çok seramik çalışmalarınla tanıyoruz ama farklı malzemeleri de kullanıyorsun. Kullandığın farklı malzemeler, farklı hissiyatları da beraberinde getiriyor sanki. Örneğin senin de kullanmayı çok sevdiğini bildiğimiz porselen akıllara hemen ‘hassas’ ve ‘kırılganlık’ kavramlarını getiriyor. Hangi malzemeyi kullanacağına nasıl karar veriyorsun?

Aslında hangi malzemeyi kullanmayı denesem de koşarak porselene dönüyorum. Bugün bütün gün atölyemde çalıştım ve akşam yemeğimi hazırlamak için mutfağa gittim. Salatımı hazırlarken kendime “çok sevdiğim bir şeyi yaptığım için yine hiç yorulmadım” dedim. Bu malzemeyle üretim sürecinden çok zevk alıyorum. Bunun tek tek yaptığım tüm detaylardan da görülüyor olduğunu düşünüyorum. Ve bu malzemenin yaptığım işe kattığı bir anlam var. Kendiliğinden! Gerçekten çok hassas ve kırılgan ve bu da işe doğal olarak romantizm katıyor.

Daha evvel porselen çok kırılgan bir malzeme olduğu için bu durumdan sakınmam gerektiğini düşündüğüm bir dönem oldu. Bazen çalışmalarımı bir camın arkasına koymak istemiyordum ama kırılganlığının da başka türlü önüne geçemiyordum. “Epoxy clay” ile çalıştığım bir kısa dönem oldu., yardımcı bir malzeme olarak hâlâ kullanıyorum.

Çalışma ve üretim rutinini de merak ediyoruz. Mesela çalışmaya başladığında her şey kafanda belli midir yoksa kendini akışa bırakıp süreç boyunca değişiklik yapar mısın?

Aslında her ikisi de. İşlerim her zaman planlıdır. Hangi gün ne yapacağım, hangi iş hangi gün bitecek gibi. Yaptığım her işin planını bazen de bir maketini önceden mutlaka yaparım. Nerede ne olacak hepsi belirlidir. Ama aralarda yaptığım dokular bazen çalışma esnasında değişebiliyor, detaylarda fikir değiştirebiliyorum.

Bu sergiye dair bir detay paylaşayım. Aslında Tavşan heykelini tam ortasından keserek ayrı bloklar halinde sergileyecektim. Baştan tüm planlar ve çizimler bu şekildeydi, ama bir nedenle çalışırken onu kesmek istemedim. Sanırım kıyamadım ve heykel olarak bitirdim.

Farklı bitki ve hayvan formlarından oluşan yapıtlarının, bana Alice Harikalar Diyarında’daki evreni hissettirdiğini söyleyebilirim. Tavşan, kurbağa, fare, ayı gibi hayvan formlarını görüyoruz çalışmalarında, hepsinin de farklı anlamları ya da çağrışımları var zihnimizde. Hangi canlı formlarını çalışacağına nasıl karar veriyorsun?

Ne güzel bir yorum! Öncelikle böyle hissetmene çok sevindim, çünkü tam olarak istediğim bu. Bir süredir Habitat serisi üzerinde çalışıyorum ve bu seri içerisinde üretimime devam ediyorum. Serinin, işlerimin kendi içerisinde evirildiğini düşünüyorum. İnsana korku ve rahatsızlık veren hayvanları çalışıyordum. Şu an yeni sergimde ise masal kahramanlarını seçiyorum. Bilge tavşanlar, çevik fareler, eğitilemeyen bir köpek, ihtiyatlı bir panter gibi…

Beyaz, siyah, altın gibi renklerde üretim yapıyorsun genelde. Kendi renk paletini nasıl geliştirdin ya da şöyle soralım: Monokrom eserler üretmenin özel bir nedeni var mı?

Birden fazla nedeni var aslında. Öncelikle bir doğa tasviri yapıyorum. Tüm detaylarıyla dokuları, tüyleri, dikenleri, yaprakları tek tek çalışıyorum. Tüm bu gerçekçiliğin yanında aslında gerçek olmayan bir dünya sunuyorum. Bu yüzden doğada görmeye alışık olduğumuz renkleri kullanmaktan kaçınıyorum. Ayrıca monokrom işlerde kompozisyon dengesini daha iyi kurduğuma inanıyorum.

Çalışmalarında doğa ve insan ilişkilerini, karşılıklı bağlarını ele alıyorsun. Son günlerde yaşadığımız doğal felaketler, geçtiğimiz günlerde sunulan IPCC iklim raporu ve artık görmezden geleceğimiz bir iklim kriziyle karşı karşıyayız. Tüm bunları yaşamak seni ve çalışmalarını nasıl etkiliyor?

İklim değişikliği son yıllarda sıkça gündeme geliyor. Ama asıl önemli olan, değişime yol açan kök nedenlerin gözden kaçmaması gerektiğini düşünüyorum. İklim krizine tüketim merakının yol açtığının anlaşılması gerek. Bu maalesef tek başına bir çevre sorunu değil. Ve asıl adaletsizlik krizin acısını onu asıl yaratan bölgeler değil de krizde en az etkisi olan gelişmemiş ülkeler ve tabii bir de hayvanlar çekiyor. Tüm bunlara şahit olmak çok üzücü.

2007 yılında bitirme tezimde deniz kirliliğinden yola çıkmıştım. Bugün Koç Müzesi koleksiyonunda sergilenen çalışmam için deniz kirliliğinin sebepleri, etkileri ve yaklaşmakta olan iklim krizi hakkında çokça araştırma yapmıştım. Çok yakın tarihte bir sabah uyandığımızda gördüğümüz müsilajın sinyallerini 2007 yılında okudum oysaki. Bireysel olarak atılabilecek iyi niyetli ufak adımlar ve sanatçı olarak üretimlerimle bu konunun altını çizmenin ötesinde yapabileceğim çok da bir şey olmadığı için çok üzgünüm.

Bir klasikle devam edelim: Neler ilham veriyor sana şu sıralar?

Bana şu sıralar masallar ilham veriyor. Kelile ve Dimne, 1001 Gece Masalları ve Ezop Masalları’nı okuyorum ve inceliyorum.

“Pandemiyle…” diye başlayan sorular ve pandeminin ta kendisi de artık hayatımızın bir parçası oldu ama yine de geride bıraktığımız son bir buçuk sene nasıl geçti diye sormak istedik. Hepimizin evlere kapandığı, teknolojinin hiç olmadığı kadar hayatımızı yönlendirdiği bir dönemin kapısını açtı sanki. Bir sanatçı olarak sen neler deneyimledin, dijital hayatını ‘kurtardı’ mı bu dönemde?

Şöyle söyleyebilirim sanırım; pandemiyle aslında hep pandemi varmış gibi yaşadığımı fark ettim. Kısa bir süre “çok şey kaçırdım mı” diye sordum kendime. Sonra yalnız kalmaktan, sakinlikten, dış uyaranların azalmasından ve sadece çalışmaya odaklanmaktan ne kadar memnun olduğumu kabul ettim. Üretmeye, çalışmaya devam ettim çünkü ben atölyemde kalsam da dışarıda akacak olan hayatta gerçekleşecek sergiler, etkinlikler ve projeler için işlerimi hazır etmem gerektiğini düşündüm. Çok da iyi etmişim.

“Artık her şey dijital olacak, dijital sergiler vs.” sözleri bana çok da bir şey hissettirmedi açıkçası. Bir de “çok özlemesek bile neden birbirimizi her gördüğümüzde öpüyormuşuz acaba” diye düşündüm sık sık. Pandeminin mecbur kıldığı hayatın bir introvert için sunduğu faydaları değerlendirdim diyebilirim.

Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler ismi gerçekten çok ‘iştah açıcı.’ Serginin adını, İngiliz şair ve yazar Eden Phillpotts’ın A Shadow Passes isimli kitabındaki, “Evren duyularımızın keskinleşmesini sabırla bekleyen büyülü şeylerle doludur” sözünden aldığını biliyoruz. Sen serginin isminin anlatmak istedikleriyle ilgili neler düşünüyorsun, sende neler çağrıştırıyor?

Jacob Bronowski, İnsanın Yükselişi’nin hemen birinci bölümüne, insanı tüm diğer canlılara göre farklı bir yere yerleştirdiği şu saptamayı yapar: İnsan olağanüstü bir yaratıktır. Kendisini canlılar arasında eşsiz kılan bir dizi yeteneğe sahiptir: Diğerlerinden farklı olarak, manzarada yer alan bir figür değil, manzaranın bir şekillendiricisidir. Bedende ve zihinde doğayı keşfedendir; her kıtada yuvasını bulan değil, yuvasını yapan, her yerde yaşayabilen canlıdır.

İnsanı tüm diğer canlılara göre apayrı bir yere konumlandırmakta olan bu saptamanın karşılığında “Duyularımızın keskinleşmesini sabırla bekleyen büyülü şeyler” bana doğada insan dışında kalan ve insanın sakinleşmesini bekleyen, insan haricindeki tüm canlıları anımsatıyor. Bunun, sergideki işlerimle ve sanat üretimimle bağını çok kuvvetli buluyorum.

Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler Eylül ayının sonuna kadar ziyaret edilebilecek. Sergiyi ve yapıtlarını gören ziyaretçiler ne düşünsün, neler hissetsin ya da bu sergi onlarda nasıl bir his bıraksın istersin?

Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler, doğanın önermelerine dikkat kesilerek yavaşlamaya, detaylara mercek tutmaya, zaman, emek ve sabır kavramları etrafında düşünmeye davet ediyor. İzleyicinin tam olarak bu önermede işlerime bir kez daha bakarak zaman, emek ve sabır kavramlarını sorgulamasını ve bunun karşılığını heykellerimde bulmasını isterim. Ayrıca kendi doğasından fırlamış masal kahramanlarıyla karşılaştıklarını hissetmeleri beni çok mutlu eder, tıpkı sende olduğu gibi.

Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler dışında yeni planlar ya da gelecek sergilerin var mı? Neler bekliyor seni önümüzdeki günlerde?

Evet, beni oldukça heyecanlandıran bazı projelerim var.

19 Ekim’ de New York’ da Leila Heller Gallery’ de altıncı kişisel sergim gerçekleşecek. Ayrıca Residency Unlimited’a kabul edildim. Aslında planım aralık ayına kadar New York’ta kalmaktı ancak pandemi sebebiyle vize almak konusunda sorun yaşayacak gibiyim, dolayısıyla bu durum ertelenebilir de.

Yine Ekim ayında Florida’da “Beautiful Bizarre Art Prize” finalisti olarak Animalia başlıklı grup sergisinde bir çalışmamla yer alacağım. Türkiye’ de ise Contemporary İstanbul’ da yer alacağım Pg Art Gallery ile.

Sabırla Bekleyen Büyülü Şeyler,  25 Kasım 2021 tarihine kadar Kalyon Kültür’de ziyaret edilebilir.

 

editörün seçtikleri