Sabahlara kadar oturmak, bu neyin ‘intikam’ı
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Uykuyu erteleme intikamı… Evet, sabahlara kadar oturmak ve uyumayı intikam için reddetmek; var böyle bir şey.

Orijinal adıyla ‘Revenge bedtime procrastination’ kabaca bir çeviriyle de ‘uyumayı erteleyerek intikam alma’ durumu esasen gün içinde kendine ayıracak vakti bulamayan modern çağ insanının uyuması gerektiğini bildiği halde bunu reddetmesi ve telefonuna, televizyona vs. bakmaya devam ederek intikamını uykusundan çıkarması… Yani evet, kendine kalan o saatleri dibine yaşaması, asla uyumaması… Böyle söyleyince de bir komik oluyor ama inanın durum ciddi. Bilim insanları bu durumun da bir pandemi olduğunu söylüyorlar hatta. Konuya farklı açılardan açıklamalar getireceğiz elbet. Fakat küçük bir uyarı, bu yazı kendinizle çeşitli yüzleşmelere sebebiyet verebilir.

Günün yorgunluğu tüm ağırlığıyla bastırırken siz de kalan tüm enerjinizi göz kapaklarınızı açık tutmak için harcıyorsanız bu illet sizi de ele geçirmiş demektir. Üzülmeyin ama bunu hepimiz yapıyoruz. Bilim insanları da konuya bir açıklama getirirken kendi deneyimlerinden yola çıkıyorlar zaten. Son zamanlarda arkadaş ortamlarında “Ara veremiyorum.” ve “Öğle yemeği yemeyi unuttum” gibilerinden cümleleri kuranların sayısı evden çalışma düzeninin sınırları iyiden iyiye belirsizleştirmesiyle epey arttı. Hoş bazı meslek gruplarının asla sınırları yoktu zaten ama neyse konumuz o değil şimdi. Bir de art arda gelen karantinalar hem sosyal görüşmelerimizin bile yadırganır hale gelmesine hem de daha çekimser davranmamıza neden oldu. Bizler de haliyle çeşitli sosyal mecralar aracılığıyla sosyalleşerek, akıl sağlığımızı belli bir seviyede tutmaya çalışıyoruz. Özellikle akşama doğru, yapılacak son işleri tamamlayıp, mutfağı da temizlediyseniz, herhangi bir dikkat dağıtıcının olmadığı 23:00 ve 1:00 arasındaki o lezzetli saatler pek çok kişi gibi sizin için de bir ödül anlamı taşıyor olmalı. Hatta o saatler var ya, her emektarın en büyük hakkı… Bu yüzden aslında en sağlıklı olanı uyumak olsa da bu eylemi çeşitli aktivitelerle ertelemeyi tercih ediyoruz. Belki bir şeyler okuyor belki sosyal medya platformlarına düşüyor belki de nedensiz ve istemsiz bir şekilde alakasız videolar izlemeye devam ediyoruz.

Birkaç ay önce gazeteci Daphne K Lee, Twitter hesabından bu durumun bir adı olduğunu öğrendiğini paylaşıyor ve hızla yayılıyor tabii, binlerce beğeni ve paylaşım ile taçlanıyor tweet. “Gündüz hayatları üzerinde fazla kontrole sahip olmayan insanların, gece geç saatlerde biraz özgürlük duygusu tatmak için erken uyumayı reddettiği bir fenomen” olarak tanımlıyor bu durumu.

Sadece o da değil Iowa Üniversitesi’nde psikoloji öğrencisi olan 20 yaşındaki Saman Haider de bir gece saat 3’te kendini uyanık bulduğunda ve Google’da araştırmaya başladığında bu ifadeyi keşfetmiş. “Bu terimle karşılaştım ve tanımı okur okumaz, ‘Bu benim’ dedim. Sorunu adlandırmak o kadar iyi hissettirdi ki” diye belirtiyor. Fikri paylaşmak ve diğer insanların ilişki kurup kuramayacağını görmek için hazırladığı TikTok videosu da milyonlarca beğeni ve yorum topluyor.

@samanhaiderr

why is this me every night 🧍🏽‍♀️#fyp #foryoupage #desi #brown #sleep #psychology

♬ original sound – Saman Haider

Bir de açıkçası bu terimin nereden geldiği tam olarak belli değil. Biraz araştırınca Kasım 2018 tarihli bir blog gönderisinde bahsedildiğine rastlanıyor ama kökenleri muhtemelen bundan daha öncesine dayanıyordur.

Ayrıca bu ifade özellikle Çin’de popüler hale getirilmiş olabilir çünkü çalışma sistemi ve bir çalışandan beklenenler malum. Hoş, dünyanın her yerinde aşırı çalışan işçiler var ve kendileri için iyi olmadığını bilseler bile, değerli kişisel zamanlarını talep etmek için yatma vaktini ertelemeyi sürdürüyorlar büyük ihtimal… Uzmanlar ise yetersiz uykunun önemsenmeyen küresel bir halk sağlığı sorunu olduğu konusunda uzun zamandır uyarıyorlar bizleri. Mesela; 12 ülkeden 11 binden fazla yanıt alan 2019 Phillips Küresel Uyku Anketi, dünya çapındaki yetişkinlerin yüzde 62’sinin yeterince uyumadıklarını hissettiğini göstermiş. Aynı şekilde 2018 yılında Çin’de yapılan ulusal bir anket, 1990’dan sonra doğan insanların yüzde 60’ının yeterince uyumadığını ve özellikle büyük şehirlerde yaşayanların bundan mustarip olduğunu göstermiş.

Bir itirafla konuyu tam olarak örneklendirmemizi sağlayan Gu Bing Şangay’daki bir dijital ajansın 33 yaşındaki kreatif direktörü, genellikle geç saatlere kadar çalışıyor ve gece 2’den önce uyumayı hedefliyormuş. Fakat gene de “Ertesi gün yorgun olsam da erken uyumak istemiyorum” açıklamasını yapmış. 20’li yaşlarında geceleri sevdiğini ancak daha normal uyku alışkanlıkları edinmeyi düşünmeye başladığını yine de arkadaşlarının da genellikle gecenin bir yarısı uyanık olduğunu da belirtmiş. “O zamana gerçekten ihtiyacım var. Sağlıklı olmak istiyorum ama onlar (iş verenleri) zamanımı çaldılar. Zamanımı geri almak istiyorum” diyerek de yaşadığı durumu paylaşmış… İşin ilginç tarafı da bu aslında: İçinde bulunduğumuz bu sistemin sağlıksız olduğunu biliyor buna rağmen kendi uyku düzenimizin de sağlıksız olmasına göz yumuyoruz.

Matthew Walker’ın Why We Sleep: Unlocking the Power of Sleep and Dreams adlı kitabında ise hepimize net bir uyarı niteliğinde acımasız bir cümle yer alıyor; “Uykunuz ne kadar kısa olursa yaşam süreniz o kadar kısa olur.”

Psikoloji bir nebze açıklama ve öneri getiriyor bu duruma. “İşten kurtulmanın en önemli kısımlarından biri uykudur. Ancak uyku, ne kadar iyi koptuğumuzdan etkileniyor.” diyor Sheffield Üniversitesi’nden Ciara Kelly. “İşten zihinsel olarak uzaklaşabilme süresinin olması önemli. İnsanlar uyumadan önce işlerinden ayrılmak için zamanları olmadığında sıkışıp kalıyorlar, muhtemelen uykularını olumsuz etkileyebilir” diye de ekliyor. Bu da haliyle iş sonrası boş zamanlarda neden uykudan fedakarlık etmeye istekli olduğumuzu açıklıyor. Belki dinlenmeye henüz zihinsel olarak hazır olmuyoruz ve kendimizi rahatlatmaya çalışıyoruz ya da dinlenmek için bir parçamız hâlâ tatminsiz…

Önerdiği çözüm ise bireylere bu ayrılığı ve molayı sağlayan faaliyetlerde bulunmaları için zaman tanınmasını sağlamak. Ancak, bu genellikle çalışanların kendi başlarına başarabilecekleri bir şey de değil sanki… Pek çok akademisyen ve bilim insanı da benzer öneriler de bulunuyor. Kendinize gün içinde rahatlayacağınız anlar yaratmaya çalışın diyorlar. (Sanki biz yaratmayı bilmiyoruz…) Yale’deki Karşılaştırmalı Biliş Laboratuvarı’nın direktörü olan Dr. Laurie Santos da duymak istemeyeceğimiz bir cevaba sahip: “Bu duyguyu gösteren pek çok araştırma var. Biraz boş zamanın olması refah için çok önemlidir. İnsanların yeterince uyumayarak, sahip oldukları boş zamanları mahvederek bir kısır döngü yarattıklarından endişeleniyorum” diyor. Elbette hepimiz daha fazla uyumamız gerektiğini biliyoruz. Ancak bunu can sıkıcı bir tedavi olarak değil, döngüyü kırmak için gerçek ve stratejik bir fırsat olarak görmemizi de öneriyor diğer yandan.

Ayrıca madem bu bir ‘intikam’ neden biricik uykumuzdan çıkarıyoruz yahu? Bazı uzmanlar en iyisi tam gün ortası, mesai saatinin zirvesinde 5 dakika da olsa sevdiğimiz şeyler için zaman yaratmaktır bile diyor. Tam olarak bu cümlelerle söylemeseler de mesele özünde aynı. Ne kadar imkansız gözükse de bazı anlar sadece nefes alışverişine dikkati getirmek bile inanılmaz fark yaratıyor sonuçta. Bunu bir de tam iş sırasında yaparsanız, boş zamanınızdan değil, iş saatinizden zaman ayırarak yaptığınız için tam anlamıyla ‘intikam’ almış da olursunuz. Yok, ben daha etik değerler seviyesinde olaya yaklaşıyorum diyorsanız da temel işçi hakkınız gibi görürsünüz olur biter. Boşuna dememişler sistemden çıkamıyorsan kullanmasını bileceksin diye…