Advertisement
Şaklabanlık hakkımız, söke söke alırız: 46. sezonunda Saturday Night Live
yazar: Zeynep Naz Inansal

Mizah dediğimiz şey, içinde olduğu dönemin dinamiklerine göre sürekli kendini güncellerken, hele bir de internet çağında içerik tüketimi saniyelere inmişken bir televizyon şovunun 46 sezon boyunca komik (ve ayakta) kalmayı başarabilmesi, kendi klasmanında bir saygı duruşunu gerektirir. Evet, Saturday Night Live için türlü güzellemelere girişiyoruz.

Kapakta soldan sağa, Eddie Murphy, Robin Williams, Joe Piscopo. Yıl 1984.

Geçtiğimiz haftalarda dadandığımız Harry Styles’a bir başka dadanan da Timothée Chalamet oldu. Biz de bunu görmezden gelemezdik tabii. Saturday Night Live‘a konuk olan Chalamet bir skeçte Styles’ın kılığına girip iki ismi de sevenlerin aklını başından almayı başardı. Tabii bu SNL’in bizi ilk sevindirmesi ya da şaşırtması değil. Kendini şekilden şekle sokan bir Justin Timberlake, en diva benim savaşına katılan bir J-Lo, her skeçte gülme krizine giren bir Ryan Gosling, kendilerinin abartılı hallerini canlandıran Madonna ve Lady Gaga ve kartopu kılığına girmiş bir John Goodman da programda bizi güldüren ünlülerden bazılarıydı. Her hafta yeni bir sunucu seçen ve o kişiyi skeçlerine de dahil eden SNL, her daim taze kalmayı başarabilen programlardan. Evet, 46. sezonunda bile…

Açılımı adı Saturday Night Live olan SNL, 90 dakikalık, haftalık yayınlanan bir komedi programı. Kanadalı yaratıcısı Lorne Michaels da ilk günden beri programın prodüktörlüğünü üstleniyor. SNL’in en önemli detaylarından biri adındaki live anlamına gelen L harfi. Çünkü program NBC’nin, 30 Rock dizisine de adını veren, 30 Rockefeller Plaza’daki stüdyolarından naklen yayınlanıyor ve canlı olması aslında tüm skeçleri daha da ilginç kılıyor. Hafta başı hazırlanan ve onaylanan tüm skeçler, programın akışına göre anlık olarak düzenleniyor, çoğu zaman kesiliyor ya da atılıyor. Son anda yaşanan herhangi bir gelişme tüm programı değiştirebiliyor. Her şey çok hızlı gerçekleşiyor ve bu sırada da doğaçlama, canlı komediyle birleşip harika sürprizler doğuruyor. Biraz da gülelim diyor ve tüm zevzekliğimizle cumartesi gecesinin değişmeyen eğlencesi SNL’e dadanıyoruz.

NBC’de 1975 yılında ilk kez yayınlanan SNL’in o zamanki adı NBC’s Saturday Night. Çok büyük bir beklenti olmadan, kanalın cumartesi gecesi eski programların tekrarlarını yayınlamaması için bir fikir olarak ortaya çıkıyor. Ama Lorne Michaels’ın siyasi hiciv denemesi olarak gördüğü programı, hiçkimsenin beklemediği dev bir başarıya imza atarak hem televizyonu, hem de Amerikan komedisini tümüyle değiştiriyor. Kemik bir yazar ve oyuncu kadrosuna sahip olan SNL, o haftaki güncel olaylar hakkında skeçlerden oluşan bir şov. Her bölümün ünlü bir sunucusu oluyor, bu kişi bazı skeçlere dahil oluyor ve bölümün başında stand-up gibi bir monologa imza atıyor. Aynı zamanda da müzikal bir konuk her bölümde canlı müzik yapıyor. Aslında müziği, tiyatrosu ve sohbeti bize her şeyiyle bir cumartesi akşamı programı sunuyor. Bu kadrolar da her sezonda değişiyor ve dönüşüme uğruyor.

Saturday Night Live’a çok aşina olmayanlar olsa da, programın eğlence ve sinema dünyasına kazandırdığı oyuncuları eminiz ki tanıyorlardır. Eddie Murphy, Tina Fey, Bill Murray, Will Ferrell, Kristen Wiig, John Belushi, Amy Poehler, Andy Samberg ve Bill Hader’ın da aralarında bulunduğu say say bitmeyecek birçok şahane komedyenin çıkış noktası SNL. The Blues Brothers (1980) ve Wayne’s World (1992) filmleri de SNL’de yayınlanan skeçlerden doğan filmler. Şimdilerde talk-show sunucusundan başka bir rolde düşünemediğimiz Jimmy Fallon, SNL emektarlarından. Hatta ona bu sunuculuk işini ayarlayan kişi de Lorne Michaels’tan başkası değil. Belki şarkılarıyla tanıdığınız The Lonely Island da SNL çıkışlı. Yani kısacası, farkında olmasak da SNL, bizim de keyifle tükettiğimiz kültürde fazlaca rol oynayan bir yapı.

Saturday Night Live’ı benzerlerinden ayıran aslında biçimi değil, içeriği. Güncel meselelere yaklaşımları kadar, kadrosunun her sezon az az değişmesinin de bu içeriğin yenilenmesi ve güncel kalmasında büyük rol oynadığını söyleyebiliriz. Programın emektarlarından Amy Poehler SNL’i özel yapan şeylerden birinin herhangi kemikleşmiş bir oyuncu ayrıldığında, programın bir daha toparlamayacağını düşünsek de hep bir şekilde daha iyi hale gelmesi ve geri dönmesi olduğunu söylüyor. Yani SNL’in ve Michaels’ın kurduğu sistemin sağlamlığı ve nasıl iyi işlediği de buradan ortaya çıkmış oluyor. Aslında SNL ve komikliği baki ve bunun bir parçası olmak isteyenlere de kapısı açık.

SNL diyip de kadın komedyenlerinden bahsetmemek olmaz. Birçok kişi için ana akım televizyonda kadınları komedi yaparken (ama komedi dizisinde düz bir rol oynamaktan bahsetmiyoruz, yanlış anlamayın) yani kendilerini saçma sapan hallere düşürürken, şaklabanlık yaparken, rezil olmaktan çekinmezken gördükleri ilk platform SNL. Aynı zamanda Tina Fey’in baş yazar olduğu ve kadın komedi yazarları için de açılım yaptığı zamanlar da programın en iyi dönemlerindendi. Zaten Amy Poehler ve Tina Fey’in efsanevi Emmy töreni sunuculuklarından, ya da Maya Rudolph veya Kristen Wiig’i gördüğümüz her yerde gülmekten yerlere yatmamızdan da kadın komedyenlerin ne önemli ve de tabii vazgeçilmez olduğunu anlıyoruz. Saturday Night Live’a sırf kadın komedyenlerin yolunu açtığı için bile teşekkür etmek lazım.

Bu kadar anlatmışken biraz da SNL’e giriş niteliğinde en komik skeçlerden bahsedelim. Christopher Walken’ın bir inek çıngırağı için kafayı yemesi, Burt Reynolds ve Sean Connery’nin yarışmacı olduğu Jeopardy bölümü, The Lonely Island’ın ve Justin Timberlake’in komedi kariyerinin başlangıcı Dick in a Box, Eddie Murphy’nin Stevie Wonder’ı canlandırdığı Ebony and Ivory, Kylo Ren’in iş hayatının kamera arkası ve Amerikan halkının Beyoncé’nin siyahi olduğunu anladığı gün bunlardan bazıları. Tabii efsanevi skeçlerin yanında çok sevilen bazı karakterlerin de talep üzerine geri geldiğini görüyoruz. Bill Hader’ın hayat verdiği dramatik Stefon, her şeyin en kötü yanını görebilen Debbie Downer, Amy Poehler ve Maya Rudolph’un iki orta yaşlı kadını oynadığı Bronx Beat seyircinin doyamadığı karakterler.

Saturday Night Live’a duygusal bir giriş yapmak isterseniz de programın 40. doğum günü için yapılan özel bölümü izleyebilirsiniz. Tüm oyuncuların program için yıllar önce hazırladıkları seçmeler, beklenmedik birçok ünlü konuk, en sevdiğimiz her bölümün geri dönüşü hem çok komik, hem de bir tarih dersi gibi. Programdan en sevdikleri karakterleri canlandırmak isteyen Edward Norton’ı Stefon ve Emma Stone’u da Roseanne Roseannadanna olarak izliyoruz üstelik. Zaten bu özel bölüm 2015 Emmy Ödülleri’nde de çeşitli bir seride en iyi senaryo ödülünü almıştı.

Sevdiğimiz tüm komedyenler için bir okul niteliğinde olan Saturday Night Live’ın bir başka güzelliği de belki de ciddi halleriyle bildiğimiz sanatçıları eğlenirken ve saçmalarken görme fırsatı sunması. Kimsenin kendini fazla ciddiye almadığı, çoğu zaman sahnede gülme krizine girdiği, hata yaptığı ve bununla da eğlendiği bir ortam burası. SNL’in yaptığı asıl devrim ise şaklabanlığı çekici kılması. Belki de önceden üstten bakılan ve aşağılanan bu eğlence türünü alıp herkesin bir parçası olmak istediği bir türe evriltmesi ilham verici. Saturday Night Live’ı keşfetmek için hiçbir zaman geç değil. Bunca birikmiş skeçle tek kişilik bir parti verebilir ve güzel vakit geçirebilirsiniz.

Ve sonra ne oluyor derseniz: