Yazar: dadanist
9 Ağustos 2022
Şarkılarda duyduk, çizgi romanlarda okuduk: Peki kim bu uykulara dadanan Sandman?

Netflix semalarında yerini alan Neil Gaiman uyarlaması The Sandman, uykulara dadanan bu karakteri yine yeniden gündeme taşımış olsa da Avrupa mitolojisinden çıkıp gelen, geceleri biz uyurken gözlerimize kumlar serpiştiren (o çapaklar nereden geliyor sanıyorsunuz?) bu karakterin popüler kültürle ilişkisi epey eskilere dayanıyor. The Chordettes’in şurup şeker 50’ler klasiği Sandman’den aşk dolu bir rüya rica ederken, Metallica’nın Enter Sandman’i işi kabusa çeviriyor, ‘bir gözün açık uyu hep’ diyerek bizi daha da korkutuyor mesela. ‘‘Dizisi oldu’’ deyip de geçiştirmeyelim; mitolojik karakterleri günümüz dünyasına en fantastik yerlerden sokan Neil Gaiman sayesinde rüya alemlerini çekip çeviren Sandman hiç olmadığı kadar gotik ve bir o kadar da karizmatik bir surete büründü zihnimizde. Gerçi Sandman diyoruz ama Neil Gaiman’ın çizgi roman serisinde olduğu gibi; her coğrafyanın, her kültürün rüyalarla özdeşleşen bu varlığa taktığı ad başka olabiliyor. Ama biz yine de Avrupa mitolojilerinde ilk kez görülen; biz tatlı rüyalara savrulalım diye var gücüyle çalışan kum adama, Sandman’e dadanalım. Ha bu arada kum adam falan demişken; Spider-Man’in azılı düşmanlarından olan Kum Adam/Sandman’in bu konuyla hiç alakası yok.

Okuma önerisi – Düşlerimizi gerçekleştiren bir Netflix uyarlaması: The Sandman dizi incelemesi

‘‘Avrupa mitolojisinden çıkıp geldi’’ demiş olsak da Sandman’in ilk ne zaman kendini gösterdiği konusu biraz karışık. Mitolojilerde yer edinen tüm karakterlerin kökenleri için geçerli bu muğlaklık aslında. Evet, güzel güzel uyusunlar diye çocukların gözlerine kumlar serpiştiren bu karakter yüzyıllardır masallarda, kulaktan kulağa anlatılan hikayelerde kendine yer bulsa da Anglosaksonlar mı ilk anlatan, Almanlar mı, yoksa İskandinavlar mı pek bilinmiyor. Ha bir de bazen toz bazen de kum serpiştiriyor. Artık kimin nasıl anlattığına göre değişebiliyor malzemesi. Göz kapaklarının üstüne mi yoksa gözün tam içine mi; tozu veya kumu nereye doğru nişan aldığı da farklılık gösterebiliyor. Ama evet, çapak dediğimiz şeylerin aslında Sandman’in gece vakti serpiştirdikleri olduğu konusunda herkes hemfikir.

Sandman’in yazılı kaynaklarda izini sürmek çok daha kolay tabii. İlk olarak 18. yüzyılda bazı Almanca sözcüklerde kendini gösteriyor Sandman. Daha doğrusu ‘‘Sandman geliyor’’ anlamına gelen ‘‘der Sandmann kommt’’ ifadesi… Böyle gözlerini ovuşturan, uykulu duran birini görünce ‘‘Sandman geliyor’’ derlermiş; yani o kişinin uyumak üzere olduğunu ifade ediyormuş bu cümle. Metaforik. ‘‘Aman da aman, birilerinin uykusu gelmiş’’ der gibi; ‘‘Gözlere kumlar serpiştirilmiş, Sandman de gelmiş, bu da uyur artık.’’

Böyle çok şirin. Ama 19. yüzyılda iş biraz değişiyor. Sandman tasviri de karanlık bir hale bürünüyor. Alman yazar E. T. A. Hoffmann’ın 1816 yılında kaleme aldığı Der Sandmann adlı hikayede Sandman de böyle kötücül, ifrit bir karaktere dönüşüyor. Önceki gibi minnoş değil. Yine çocukların gözlerine uyusunlar diye kum serpiştiriyor ama uyumayan çocukların da gözlerinin çıkmasına sebep oluyor. Evet, biraz tekinsiz bir hikaye yazıyor Hoffmann. Sandman’in zihinlerdeki karşılığını da biraz bozuyor.

Derleyip yazıya döktüğü masallarıyla zihnimizdeki çoğu şeyin şekillenmesinde önemli bir rol oynayan Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in de yolu Sandman’le kesişiyor. 1841 tarihli Ole Lukøje adlı masalında çocukları uyku ve rüyalarla buluşturan bu mitolojik karakterin hikayesini anlatıyor. Hoffmann’ınki gibi değil; Sandman’in özündeki haline yakın bir sevecenlikle taşıyor bu karakteri sayfalarına. Yalnız Ole Lukøje’deki Sandman adalet dağıtır gibi, iyi çocuklara tatlı rüyalar gördürüyor, yaramazları ise rüyasız bırakıyor. Bakın şöyle:

‘‘Her bir kolunun altında bir şemsiye taşırmış; içinde resimlerin olduğu şemsiyeyi iyi çocukların üzerinde tutarmış, böylece çocuklar da gece boyunca birbirinden güzel hikayeler görürlermiş rüyalarında. Ama diğer şemsiyenin içinde hiç resim olmazmış. Onu da yaramaz çocukların üzerinde tutarmış; gece boyunca ağır bir uyku uyumalarına sebep olup onları sabaha dek rüyasız bırakırmış.’’

Neil Gaiman’ın anlattıklarının Ole Lukøje’dekine benzer bir yere çıktığını söyleyelim; çünkü Ole Lukøje’nin bir de kardeşi var: Ölüm. O da Ole Lukøje gibi ziyaret ettiklerinin gözlerini kapatıp uykuya dalmasını sağlıyor ama işte… Bir daha asla uyanmayacakları bir uyku bu. Vah vah… The Sandman serisinde de bu kardeşlik söz konusu. Sandman/Morpheus/Dream’in en yakın kardeşi de Death’tir. Ama daha oraya gelmedik. Henüz 1846 yılındayız. Ole Lukøje İngilizceye de çevriliyor ama telaffuzu kolay olsun diye Ole Luckoie olarak. Ve nedense bu ilk çevirilerde Ole Luckoie tatlı süt fışkırtıyor. Çocuklar da aman süt gelmesin diye gözlerini kapatıyorlar ve bu tatlış yaratık da kimselere görünmeden kaçıp gidiyor olay yerinden. Zamanla anlatılanlar değişiyor tabii bu süt büyülü bir toz ya da pudra olarak geçmeye başlıyor. Herkesin Sandman’i kendine işte.

Popüler kültürdeki karşılığı zaten asla masallardaki gibi değil Sandman’in. Mesela yazının başında da bahsettiğimiz gibi, 1954 tarihli Mr. Sandman adlı şarkılarında The Chordettes Sandman’den yakışıklı bir bey istiyor. Rüyalarında yani… Ah çok yalnızım, şöyle gül dudaklı yakışıklı mı yakışıklı bir bey getir rüyalarıma diyorlar. Tam olarak değil de aşağı yukarı böyle bir dilekleri var yani. Çocuklara göre değil.

Enter Sandman ise klibinden de bildiğimiz üzere; E. T. A. Hoffmann’ın anlattığı kadar olmasa da epey korkutucu bir Sandman hikayesi çıkarıyor karşımıza. Leş leş kabuslar gördürüyor çocuklara. ‘‘Bir gözün açık olsun uyurken, yastığına da sıkı sıkı tutun’’ diyor Metallica çocuğa. Valla alıp götürür çünkü Sandman.

Yine de farklı şekillerde tasvir edilse de bir noktada ‘iyi niyetli’ Sandman kazanıyor galiba. O kötücül imajı yıkılıyor. Bir tür çocuk hikayesine dönüşüyor. Anne çapak ne diye soran saf çocuklara verilen bir cevap halini alıyor. Noel Baba ya da diş perisi gibi bir şey. Haliyle Neil Gaiman’ın ellerinde bu karakter aşırı cooooool bir hal alıyor. Tom Sturridge gibi birinin bile karşılayamayacağı bir cool’luk… Ama bu Tom Sturridge’in suçu değil. Neil Gaiman’ın hikaye anlatıcılığının bir eseri.

 

editörün seçtikleri