Yazar: Yiğit Tuna
3 Eylül 2019
Şehrin yeni dinamik festivali: Istanbul Fringe Festival

Fringe’nin hikayesi, bundan yaklaşık 70 sene önce Uluslararası Edinburg Festivali’nden davet alamayınca, festivale davetsiz misafir olup gösterilerini “bir kenarda” sergileyen sekiz ekip ile başlıyor. Bundan sonra farklı şehirlere yayılmaları da zaman almıyor. Şu an dünyanın en prestijli performans ve sanat festivallerinden birine dönüşen Fringe, artık İstanbul’da. Hikayenin devamını Istanbul Fringe ekibi anlatıyor.

Fringe İstanbul’un ekibi, farklı disiplinlerine mensup sanatçılardan oluşuyor. Siz önce Fringe’i, sonra da birbirinizi nasıl buldunuz?

Istanbul Fringe ekibi farkı disiplinlerden sekiz kişiden oluşuyor. Hepimiz sanatçı değiliz; ama bir şekilde sanatla ilişkiliyiz. Biz önce birbirimizi, sonra Fringe’i bulduk diyebiliriz aslında. Denizhan Çay, Emre Yıldızlar, Emirhan Altunkaya, Zeynep Uğur ve Eda Erman Galatasaray Üniversitesi’nde farklı bölümlerde okurken üniversitenin tiyatro topluluğunda birlikteydi. O zamandan beri de hiç kopmadık, hepimiz kariyerlerimizde farklı noktalara gittik ama tiyatro hepimizin dirsek temasında kaldığı ve beraber kafa yormaya devam ettiği bir konu olmaya devam etti. Emre Brüksel’de fiziksel tiyatro okulu LASSAAD’a gitti, Sarı Sandalye ve Compagnie de Paon ekipleriyle çalışıyor. Oyuncu olarak yurtdışında pek çok festivale katıldı, Atina Fringe’e katıldıktan sonra Denizhan’a “İstanbul’da Fringe niye yok aslında, biz yapsak ya?” demesiyle harekete geçtik. Denizhan endüstri mühendisi, bir yandan da Kopenhag Dansehallerne, Brüksel Espace Catastrophe, Fiziksel Tiyatro ve Komedi Okulu gibi kurumlarda eğitimler aldı. Emre ve Denizhan festivalin sanat yönetmenleri. Emirhan akademik kariyerinin yanı sıra BMI’da Pazarlama ve İş Geliştirme Danışmanı olarak çalışıyor, hemen sponsorluk ve partnerliklerle ilgili çalışmaya başladı. Zeynep Uğur Paris EHESS’te siyaset bilimi doktorası yapıyor, tezinde Türkiye’de kamusal alanda kültürün dönüşümünü tiyatro üzerinden okuyor. Aynı zamanda danışmanı Nilüfer Göle’nin Public Space Democracy projesinde çalışıyor. Tam olarak da Emre ve Denizhan’la Türkiye’de kamusal alan gösteri sanatları üzerine akademisyenlerin ve sanatçıların birlikte çalışacağı bir proje hayal ederken karşısına Fringe çıkınca festivalin kültür politikasından sorumlu olarak dahil oldu… Aynı zamanda festivalde yürütülecek saha ve arşiv çalışması üzerine çalışıyor. Bu işin iletişim kısmında kesinlikle Eda olmalıydı, zira Eda uzun süre Pozitif, bomontiada, Alt, Babylon, Cappadox, ENKA Kültür Sanat gibi oluşumların iletişim danışmanlığını yürüttü. Denizhan’ın FiTiKO’dan tanıdığı Gizay Akdoğan Bilgi Üniversitesi’nde Kültür Yönetimi yüksek lisansı yapıyor, FiTiKO’da koordinatör ve Alice Müzikali’nin yapım asistanı. Operasyon ve prodüksiyon tecrübesiyle Fringe’de yer alıyor. Yine arkadaş çevresinden tanıdığımız Yasemin Demirel Istanbul Fringe’in görsel dünyasını yarattı. Daha önce Prag Fringe Festival’de görev alan Zeynep Demir İstanbul’da Fringe yapıldığını duyunca hemen bizimle iletişime geçti, mekan ve sosyal medya sorumlusu olarak çalışmaya başladı. Kendisi aynı zamanda Afrika tiyatrosu ve performans etnografisi üzerine çalışıyor.

Soldan sağa Emirhan Altunkaya, Zeynep Demir, Zeynep Uğur, Eda Erman, Emre Yıldızlar, Gizay Akdoğan

Böylece genç ve tamamen gönüllü, bağımsız çalışan bir ekip olarak bir araya geldik. Fringe fikri doğduktan sonra Emre ve Denizhan Kıbrıs’taki Buffer Fringe ve Stockholm Fringe’le iletişime geçmesiyle dünya Fringe ağıyla iletişim kuruldu ve süreç başladı.

Şimdiden heyecanlandık, 18 Eylül’ü iple çekiyoruz. Festivalin çıkış hikayesi de oldukça ilginç, Edinburg’daki ilk günlerden bugünlere nasıl gelindiğini kısaca sizden dinleyebilir miyiz?

“Alternatif”, “keşfedilmemiş”, “sınır” anlamına gelen Fringe’nin hikayesi, 1947 yılında Uluslararası Edinburg Festivali’ne davetsiz olarak katılan ve gösterilerini “bir kenarda” sergileyen 8 ekip ile başlıyor. Bu oluşum, bugün çağdaş gösteri sanatları alanındaki en prestijli festivallerden biri olarak görülen Edinburg Fringe’e dönüşüyor. Edinburg Fringe bir ay süren, yaklaşık 3 500 farklı mekana yayılan ve Edinburg şehrini tanımlayan bir festival. Fringe Festivalleri, her yıl dünyanın farklı şehirlerinde farklı ölçek ve formlarda düzenleniyor ve alternatif ve yenilikçi işler üreten genç sanatçılara işlerini uluslararası platformda sergileme imkanı sunuyor.

Waiting for the Fishes – Silvia Pezzarossi

Festival ilk senesinde 18-22 Eylül tarihleri arasında 5 gün boyunca tam anlamıyla İstanbul’a yayılacak. Çoğu köklü festivalden bile geniş bir alanda performanslar sergilenecek. Bu durumun İstanbul’da bir farkındalık yaratacağını düşünüyor musunuz?

Başlarken bizim amacımız da buydu; kentte çoğalmak, kente yayılmak. Fringe de bilhassa kentin çeperlerine, sınırlarına ilişkin bir konsept. Uluslararası Fringe dinamiklerini İstanbul’un kendine özgü dokusuyla birleştirerek kentte farklı hissedilecek,  dinamik bir atmosfer yaratmak istedik. Bu hayalimizi gerçekleştirebilmemizi de elbette mekan sponsorlarımıza borçluyuz. Akbank Sanat, Anahit Sahne, Beykoz Kundura, Craft Tiyatro, DasDas, Feriye, İDSA, Iparho, Kadıköy Boa Sahne, Kumbaracı50, Mecra, MSGSÜ Çağdaş Dans ASD, Moda Sahnesi, Sakıp Sabancı Müzesi ve Tuhafier’e bir kez daha teşekkür ederiz. Bugüne kadar kimle konuştuysak çok olumlu tepkiler aldık. Festival beklentimizin çok ötesinde duyuldu ve yayıldı. İstanbul’da çok dinamik bir bağımsız sanat alanı var, bugün bu alanın yurtdışındaki sanatçılarla etkileşimi bir ihtiyaç, Fringe de bu noktada devreye giriyor. Farklı deneyimlere, yeniliğe, keşfe açık olan herkesin Istanbul Fringe’i takip etmek isteyeceğini ve memnun ayrılacağını düşünüyoruz.

Fringe, İstanbul’un ardından ülke geneline, ya da en azından belli başlı şehirlere genişlemeyi düşünüyor mu? Fringe’in geleneğinde bu var mı yoksa şehir festivali olarak mı kalmalı?

Istanbul Fringe şehir bazlı, İstanbul’un kültürel yapısı ve dinamiği göz önünde bulundurularak oluşturulmuş bir festival. Dünyadaki Fringe geleneği de büyük ölçüde bu şekilde, hep kent festivalleri. İzmir, Bursa, Gaziantep, Diyarbakır gibi şehirlerdeki bağımsız sanat girişimlerini ilgiyle takip ediyor ve iletişimde olmaya gayret ediyoruz; fakat Istanbul Fringe olarak İstanbul dışında bir festival düzenlemeyi düşünmüyoruz. Genişlemek adına düşüncelerimiz başka şehirlere genişlemekten ziyade İstanbul içinde genişlemek. Festivalde ilerleyen yıllar boyunca mekana özgü işler, farklı kullanım amaçlı mekanlar, kamusal alanlara doğru genişlemeyi arzu ediyoruz.

WRECK – Soyu Tükenmişler Listesi

Festival aynı zamanda hem yerli hem de uluslararası genç sanatçılar için bir vitrin niteliğinde. Başvuruları değerlendirirken neleri dikkate aldınız?

Evet Fringe bir marka; hem yurtdışından gelen sanatçıların Türkiye sahnesine girişi için, hem de Türkiye’den katılımcıların yurtdışına tanıtımını sağlayacak şekilde. Seçim konusunda her Fringe farklı çalışıyor. Biz mekan imkanlarına göre hareket etmemiz gerektiği için eleme yapmak durumundaydık. Başvuruları değerlendirirken öncelikle sanatsal olarak yenilikçi, bizi heyecanlandıran işleri seçtik. Bunun için bir danışma kurulu oluşturduk. Türkiye’nin gösteri sanatları alanından isimler sürecin başından itibaren aktif katılımcılar olsun istedik. Her üye bir ilk on oluşturdu, bu listelerdeki ortak gösterileri seçerek ilerledik.  Disiplinler ve ülkeler arasında da denge oluşturmaya çalıştık. Türkiye’den başvuruları seçerken de görünürlüğe ihtiyaç duyan ekiplere öncelik verdik. 

Sizin gözünüzde Fringe’i kendine has kılan en önemli özelliği nedir?

Dünyada Fringe’in belki en önemli özelliği yeniliği ve deneyselliği merkeze koyan fakat yapı konusunda tamamen esnek, her yapanın yorumuna göre değişip zenginleşen bir festival olması. İstanbul için konuşacak olursak ise hem yurtdışıyla yakın ilişkide, hem de ithal olmayan, fakat İstanbul’un kent dinamiklerine kök salan bir festival olması. Gösteri sanatları açısından düşündüğümüzde çok dinamik ve yaratıcı bir sahne var. Yurtdışıyla da çok sıkı ilişki halinde fakat toplulukların genelde bireysel ilişkileri var ve daha çok tek taraflı, Türkiye’den gösterilerin yurtdışında sahnelenmesi şeklinde tezahür ediyor. Türkiye’de üretim yapan gösteri sanatları toplulukları yurtdışından ana akım ve büyük prodüksiyon işleri izleme fırsatı bulabiliyorlar ancak kendi denkleri konumundaki sanatçıların işlerini Türkiye’de izleme şansları pek yok. Seyircinin de hakeza. Istanbul Fringe’in kendine has en önemli özelliği bu boşluğu doldurması, iletişim ve etkileşimi sağlaması. Buraya gelen sanatçıların da sadece gösterilere katılıp gitmesini istemiyoruz bu nedenle. Gösterilerin dışında festivalde hem sadece sanatçılara, hem herkese açık olacak paneller, partiler, workshoplar, etkinlikler yer alacak.

 

Uluslararası Fringe Topluluğu’nun bir parçası olan Istanbul Fringe Festival’in ilk senesinde toplamda 22 ekip ağırlanıyor. Bunlardan 6’sı Türkiye’den, diğer 16 ekip ise İtalya, Macaristan, Yunanistan, Belçika, Tayvan, Fransa, Polonya, ABD, İsviçre, Hong Kong ve İran’dan. Programda tiyatro, dans ve performans gösterilerinin yanı sıra yerli ve yabancı ekiplerin vereceği workshop’lar ve partiler de bulunuyor.

Yeni ve dinamik olanı kültür ve sanat yoluyla arayan katılımcılarını, yaratıcı bir atmosfere çağıran, 18-22 Eylül arasında gerçekleşecek Istanbul Fringe Festival’in biletleri tiyatrolar.com.tr’den satın alınabiliyor.

editörün seçtikleri