Yazar: Burak Kazim Diken
2 Temmuz 2021
Seriyi kült yapan her şeye elveda: Spiral: From The Book of Saw film incelemesi

2004 yılında James Wan ve filmin başrolünde de Adam rolüyle boy göstermiş olan Leigh Whannell’in iş birliği ile oluşturulmaya başlamış Saw serisi, korku türüne getirdiği tazelik ile belki de hiç silinmeyecek şekilde akıllara kazınmıştı. Özellikle ilk filmin yaşattırdıkları (”film izleme”nin ötesinde ömürlük bir deneyim gibiydi) serinin yenilikçi olarak anılmasının sebeplerinden yalnızca biriydi. Ardından gelen devam filmleri her yıl Cadılar Bayramı zamanında yayınlanarak hayranları için bir ritüele dönüşmüş olsa da; maalesef her yeni filmde gerek felsefi altyapısından ödünler vererek, gerekse de karakterleri daha az hatırlanabilir çizerek etkileyiciliğini gittikçe daha çok yitirmişti seri.

Fakat geçtiğimiz günlerde -sonunda- gösterime girebilmiş olan dokuzuncu film Spiral: From The Book of Saw; hikayesinin köklerinden oldukça uzak kalması ve deyim yerindeyse seyirciyi ”aptal yerine” koymasıyla serinin en başarısız örneklerinden birini sunmuş oldu.

Serinin hikayesinin başlangıç noktasını düşündüğümüzde; çocuğunu kaybetmesinin ardından evliliği de sarsılmaya başlayan John Kramer’ın, bu travmalarının ardından bir de kanser olduğunu öğrenince intihara kalkışması tüm bunların fitilini ateşlemişti hatırlarsanız. Bu girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasının onda yarattığı bu bir nevi aydınlanma neticesinde ise hayatın ne olursa olsun değerli görülmesi gerektiğine karar vermişti. Ardından da bu fikirden yoksun ve hatta toplum için bir şekilde zararlı olduğunu düşündüğü insanlara aynı aydınlanmayı yaşatmak amacıyla birbirinden acımasız tuzaklarla dolu ‘oyun’lar planlamış ve kendi adalet sistemini yaratmıştı. Bunun ardından Jigsaw adını alan ‘bulmacalı katil’, korku sinemasının en ikonik antagonistlerinden -hatta kimilerine göre villain’larından- birine dönüştü.

Aslında Wan ve Whannel, Saw’u bir seri olarak planlamamışlardı. İlk filmin beklenmedik şekilde başarı kazanmasının ardından bir devam filmi fikriyle Whannel’in kontrolünde yeni bir hikaye daha ortaya çıkmıştı ve bu sefer yönetmen koltuğunda başka bir Avustralyalı, Darren Lynn Bousman oturuyordu. Gayet sağlam bir devam filmi olan Saw II’nin ardından bir de serinin diğer parlak filmleri III ve IV’ü de yöneten Bousman, dokuzuncu film için bir kez daha yönetmenlik koltuğuna oturdu.

Dikkat, dikkat: Yazının devamı hem seri hem de Spiral hakkında spoiler ve Saw’un doğası gereği bolca rahatsız edici detay içerir!

Bir devam filminden çok bir spin-off olarak değerlendirilebilecek olan Spiral, Chris Rock’ın fikriymiş. Serinin yapım şirketi Lionsgate’e bu hikayenin fikriyle giden Rock onayı alınca işe koyulmuşlar. Yine Twisted Pictures ortaklığıyla yapılan Spiral, seriden alışkın olduğumuzun aksine henüz ilk sahneden bir tuzakla karşılamıyor bizi. 4 Temmuz kutlamasında şahit olduğu gasp olayında suçlunun peşinden giden bir polisin gözünden izlediğimiz bir kovalamaca sahnesiyle başlayan Spiral, bu aksiyon sahnesinin ardından tuzağa götürüyor izleyenleri.

Mahkemede söylediği yalanlardan dolayı bu tuzağın içinde olduğunu anladığımız polis küçük bir tabure üzerinde dilinden bağlı olduğu bir mekanizma içerisinde. Daha da kötüsü ise bir metro rayına oturtulmuş ve metro bir dakika içinde polise çarpacak. Yapması gereken ise dilini koparma, yani bir daha yalan söyleyememe pahasına tabureyi altından kaydırmak ve raylardan çekilebilmek. Bu oyunun kurallarını küçük bir televizyon ekranından, serinin en karakteristik estetiklerinden olan domuz maskeli birinden dinliyoruz. Henüz ilk tuzaktan serinin hayranlarının filme dair umutları yok olmuş olabilir; çünkü oyunların kurallarını Billy’den, o meşhur kukladan dinlemeye böylesine alışmışken yalnızca kurbanlarını yakalarken taktığı domuz maskesini kullanmak ancak ilginç bir tercih olarak adlandırılabilir.

Bu tercihin de arkasında bir fikir elbette, fakat tek sorun bu da değil: bu oyunu kuran ‘taklitçi’ Jigsaw için kullanılan ses de pek fena. Billy’nin görüntüsüyle duyduğumuz o eski sesin tüyler ürperticiliği gitmiş, yerine yalnızca cringe olarak adlandırabileceğimiz bir ses seçilmiş.

Bu tuzak için söylenebilecekler maalesef bunlarla da sınırlı değil. John Kramer’ın üstlendiği Jigsaw rolü ve onun bıraktığı mirası devam ettiren veliahtlarının ve taklitçilerinin oyunları oldukça inovatif ve yaratıcı fikirlerle doluydu. Şimdiyse yalancı şahitlik yapan birinin dilini koparmak ‘bulmacalı katil’ sıfatına uygun bir tuzak olarak canlanmıyor gerçekten; oldukça yavan ve basit kalıyor.

Bu tuzak ardından filmin başladığı sahnede Chris Rock’ın Saturday Night Live günlerindeki tavrını maalesef hiç değiştirmeden Spiral’a yansıttığını görüyoruz. Forrest Gump hakkında küçük bir stand-up teaserı izlediğimiz bu sahne belki de dokuz koca filmin en komik sekansı evet, fakat bu dilin Saw atmosferine asla uygun olmadığını söylemek hiç de zor değil. Rock, Zeke isimli ‘eşikteki polis’ karakterine hayat veriyor filmde. Yıllar önce yozlaşmış bir polisi şikayet edip kariyerini bitirmesine yol açtığı için de teşkilattaki diğer dedektifler tarafından asla sevilmiyor. İspiyonculara ‘rat’ (fare) etiketi yapıştırıldığından sabahları masasında fare ölüsü bulan bir dedektif kendisi hatta.

Kendisi de bahsettiğimiz gibi deliliğin eşiğinde bir dedektif olduğundan, birazcık sakinleşmesi amacıyla şefi tarafından yanına bir çaylak veriliyor. Usta ve çaylak dedektif ilişkisi ise tahmin edeceğiniz gibi akıllara David Fincher klasiği Se7en’ı getiriyor hemen. Zaten film boyunca bu ilham hep gözle görülür bir şekilde ilerliyor. Bu arada, ilk film için de Leigh Whanell’e Se7en’dan etkilenip etkilenmediği sorulmuş; o da -gerektiği gibi- “izlediğimiz her şey bize ilham olmuş olabilir” şeklinde cevaplamıştı. Aslında Pi ve The Blair Witch Project’in,  serinin ilk filminin en büyük ilhamları olduğunu biliyorduk zaten; fakat yozlaşmış toplum ve sürekli yağmur yağan paslı şehir konsepti ile Se7en’ın da yaratıcı Wan ve Whannell’i bir şekilde etkilediğini görmek mümkün, ilk film de hep öyleydi hatırlarsanız.

Paslı ve yağmurlu şehir, bahsettiğimiz gibi serinin ilk filminden beri Saw için ‘değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ elementlerden yalnızca biri aslında. Spiral’da bu konseptten bu denli uzaklaşılması hayranlar için bir başka heves kırıcı özellik. Filmin atmosferini yadsınamaz derecede kötü etkileyen bu değişimle beraber serinin diğer filmlerine göre daha fazla dış mekan sahnesi izliyoruz ve sürekli aydınlık bir havayla karşılaşıyoruz.

1990’ların sonu ve 2000’lerin başında Do It Yourself (DIY) ve Grunge akımları birçok anlatımı oldukça karakteristik bir şekilde etkilemişti ve tabii ki Saw da bunlardan biriydi. Bir mühendis olduğunu bildiğimiz Kramer, kendi yaptığı ”derme-çatma” diyebileceğimiz tuzaklarla kurbanlarına ‘yaşamak ya da ölmek’ arasında birer seçim sunuyordu. Ters ayı tuzakları, paslı anahtarlar, testereler, ve kullanılmaz kondisyonda diyebileceğimiz nice alet edevat gördüğümüz seri ilerledikçe bu durum birazcık değişti. Ne bir insanın elinden çıktığına ikna olabileceğimiz aletler kaldı elimizde ne de bahsettiğimiz estetiklerden bir parça. Artık duvarlar yer değiştiriyordu, hatta son teknoloji yakıcı lazerler oyunların kurbanlarının canını alıyordu. Yedinci film ile birlikte gün yüzünde, halka açık mekanlarda oyunlar bile izlemiştik hatta. Fakat bu tarz girişimleri ve inovasyonları Hollwood’un önüne geçilemez 3D çılgınlığından dolayı makul olarak adlandırabiliyorduk.

Şimdi ise Spiral’da gayet süslü ve tertemiz kutular içerisindeki USB’ler aracılığıyla dedektiflere mesajlar gönderen, yine oldukça temiz bir ses ile oyun kurallarını açıklayan bir taklitçi Jigsaw var önümüzde. Bu da bahsettiğimiz gibi köklerden -yine- oldukça uzak ve -yine- atmosfer için oldukça negatif bir şekilde işliyor.

İlk filmde Saw’un sonradan alamet-i farikalarından birine dönüşecek gore estetiği adına çarpıcı diyebileceğimiz birkaç motif vardı yalnızca. Belki de bu motiflerin sayıca az olmasından dolayı izlediğimiz her gore sahne de bir yandan çok, çok etkileyiciydi. Devam filmlerinde ise bu durum da değişmişti. 2000’lerin başında Irréversible ve Haute Tension gibi filmlerin örneklerini oluşturduğu Yeni Fransız Aşırılığı (New French Extremity) akımından tüm korku sineması gibi etkilenen Saw serisi; Saw II’den itibaren artık birçok kişiyi aynı oyunların kurbanı yapıp gore ve aşırılık elementlerinin dozunu arşa çıkarmıştı. Eroin bağımlıları iğne dolu çukurlara atılıyor, suçlulara az ceza veren savcılar domuz cesedi püresinde boğuluyor, kurbanlar tuzaktan kaçmaya yarayacak olan anahtar gözünün içindeyken uyanıyordu falan hatta.

Bu estetik ve elementler -tıpkı Final Destination serisi gibi- ‘istismar sineması’, hatta ‘işkence pornosu’ olmakla eleştirilirken; serinin hayranları içinse bunlar Saw’u Saw yapan şeylerdi. Ekran başındaki seyircinin bir yandan gözlerini kapatmasına sebep olurken bir yandan da sürekli ‘ben olsam ne yapardım’ merakından dolayı tek gözle izlemesine sebep olmasıyla sinema medyumunun en şahsına münhasır işlerine örnek oldu seri.

Fakat yine Spiral’a dönmemiz gerekirse… Estetikten -yine- oldukça yoksun ve seri dinamiklerine epey uzakta bir film bu izlediğimiz. Mesela ilk kez bir tuzak arasına filmin normal olay örgüsünden sahneler ‘sıkıştırılmış’. Dedektif Zeke’ten feci derecede nefret eden Dedektif Finch karakterinin kurban gittiği tuzak bu bahsettiğimiz. O tuzakta normalde hissetmemiz gereken yoğunluktan ve adrenalinden oldukça yoksun kalıyoruz bu sahnelerden dolayı. Ama diğer yandan araya iliştirilen flashback’ler aracılığıyla kurbana bir antipati beslememize sebep olan Spiral seri için yeni bir dinamik ve element getirmiş oluyor bunu yaparak; filmin nadir iyi taraflarından biri diyebiliriz bunun için.

Gördüğümüz ikinci tuzak sahnesi olan bu oyun ise yine gore değil, ve yine ”iyi bir fikir” olarak nitelendirilmekten uzak: haksız yere insanları tabancasıyla öldüren bir polis bu kurban ve tuzaktan kurtulmak adına, tetiğe tekrar basamasın diye parmaklarını koparmak zorunda. Şimdi bir karşılaştırma yapmak adına, ikinci filmdeki tüm hikaye boyunca diğer kurbanlara zorbalık yapan bir diğer kurbanı hatırlamaya çalışalım: Xavier’in kurtulmak için ensesinde yazılı olan rakamı öğrenmeye ihtiyacı vardı. Yine mekan olarak seçilmiş depoda herhangi bir ayna olmamasından dolayı, bu rakamı o zorbalık yaptığı diğer kurbanlardan öğrenmesi gerekiyordu. E haliyle kimse yardımcı olmuyordu ve rakamı görmek adına ensesindeki deriyi bir bıçakla kesip rakamı öyle öğrenmek zorunda kalıyordu. Bu gibi karakterizasyon ve diyalog dinamiklerinin beslediği tuzakları hatırladığımızda Spiral’daki tuzakların ne kadar yavan olduğunu bir kere daha fark ediyoruz.

Hikayesiyle alakalı konuşmak ise bu bahsettiklerimizden çok daha zor gerçekten. Olay örgüsü için tahmin edilebilir demek bile hafif kalabilir; direkt açık açık gösteriliyor çünkü aslında sözde gizliyken… Bahsettiğimiz çaylak dedektif, polis teşkilatının yozlaşmasına karşı girişmiş bu taklitçi Jigsaw olma işine. Çünkü Dedektif Zeke’in ele verdiği polis, henüz bir çocukken çaylağımızın babasını öldürmüştü haksız yere. E seyirci de bunu görmüştü zaten. Serinin bir başka alamet-i farikası olan son dakika twist’leri ortadayken; Spiral’da bu kadar basit ve bu kadar tahmin edilebilir bir son tercih edilmesi filmin en büyük eksiği denilebilir. Yazının başında seyirciyi aptal yerine koymak derken tam da bundan bahsediyorduk aslında işte. Bu sahnede SWAT ekibinin gelip her bir uzvu bir kukla gibi bir yerlere bağlı olan Samuel L. Jackson’ın oynadığı karakteri kurşuna dizerken hemen yanlarındaki taklitçi çaylağın elini kolunu sallaya sallaya asansöre binip gitmesi ise ‘komik’ olan bir başka detaydı.

Serinin dinamiğine uygun tek bir şey varsa o da sondaki twist sahnesinde Charlie Clouser’ın unutulmaz soundtrack’i Hello Zepp’i bir kez daha duymuş olmamızdı. Seri boyunca soundtrack konusunda adına ve estetiğine yakışır müzikler kullanılmıştı zaten Clouser sayesinde. 1994-2000 arasında Nine Inch Nails üyeliği yapmış; Marilyn Manson, Rammstein, White Zombie, Type O Negative gibi gruplar adına remikslere imza atmış olan Grammy adayı Clouser; filmin jeneriklerinin aktığı sahnedeyse bu kez çağın gereksinimleri doğrultusunda 21 Savage ile iş birliğinde Spiral için. Fakat bu ‘çağın gereksinimleri’ dediğimiz mevzu her bir iş için gerekli olmak zorunda mı bunun kararı size ait tabii. Özellikle hip hop konsepti ve Saw ne zaman bir araya gelmiş ya da ne zaman bir araya gelebilir oldukça meçhul bize sorarsanız. Maalesef şarkının kendisi de oldukça zayıf ve o unutulmaz melodi üzerine bir mumble rap performansı akla gelebilecek en alakasız fikirlerden biri olmuş gerçekten. Ki sözlerinden bahsetmeye kalksak zaten filmin sonunda şarkıyı hiç dinlememenizi bile önerebiliriz: cinsiyetçi bir dil aracılığıyla gangster bağlantılı suçlarla ve uyuşturucuyla alakalı konuşan 21 Savage, John Kramer yaşasaydı ve Saw evreninde bir karakter olsaydı büyük ihtimalle bu sözlerinden dolayı bir tuzağa kurban bile gidebilirdi.

Getirilebilecek sayısız eleştirilerden bir diğeri ise Chris Rock ile alakalı tahmin edebileceğiniz gibi. Get Out ve Us gibi yapımlarla korku türüne son yılların en iyi yeniliklerini getiren komedyen Jordan Peele’den mi ilham aldı bilinmez; fakat Chris Rock için komediden korkuya bir geçiş yapmak hiç uygun değilmiş, bunu da görmüş olduk. Bir ‘Beverly Hills polisi’ edasıyla bulmacalı katil peşinde koşmasının absürtlüğü bir yana, gördüğümüz en ‘aşırı oyunculuk’ (overacting) performanslarından birine imza atmış ve bu filmin temposuna en büyük keti vuruyor hikaye boyunca. Saw’u gerçekçi kılan özelliklerinden biri tanınmayan aktörlere yer vermesiydi. aten Spiral ile Lionsgate bunu belli ki göz ardı etmiş Chris Rock ve Samuel L. Jackson gibi isimlerle hem tempoyu düşürmüş hem de filmin inandırıcılığını zayıflatmış.

Özetlemek gerekirse, Spiral: From The Book of Saw, bir devam filminden ziyade bir spin-off olarak değerlendirildiğinde bile Saw ile alakasızlığı akıllarda kalacak. Diğer yandan tüm seri hariç tutulup yalnızca bir katil kovalamacası olarak izlediğimizde bile iyi kotarılmış bir yanı yok diyebiliriz. Hem serinin hayranlarına oynayıp hem de hayranlar harici ana akım izleyiciyi çekme amacını beslediğini anladığımız Spiral; bahsettiğimiz iki grup için de başarısız bir iş. Nereden tutsak elimizde kalıyor maalesef yani. Serinin die-hard hayranları -bahsettiğimiz gibi- Charlie Clouser’ı tekrar duymak için bile seyredebilir tabii; ama konsepte uzaklığıyla, atmosfer eksikliğiyle, estetik belirsizliğiyle, efsanevi kukla Billy’nin yokluğuyla, ve en çok da Chris Rock’ın oyunculuğuyla “Ne gerek vardı?” diye sorup ardından pas geçmenizi önerebiliriz Spiral’ı.

Seri hakkında daha çok şey duymak isteyenler için Işın Beril Tetik, Galip Dursun, ve Demokan Atasoy’un birlikte hazırlayıp sunduğu ‘Gerisi Hikaye Korku Konuşmaları’ isimli podcast serisinin Saw hakkındaki bölümünü önerebiliriz:

editörün seçtikleri