Yazar: Gamze Akyol
31 Ekim 2021
Set güvenliği ve Halyna Hutchins’in hayatına mal olan ihmalkarlıklar

Beyaz perdede ya da ekranlarda hayranlıkla izlediğimiz çoğu yapımın ardında, arka planında neler olup bittiğini işin mutfağında olmayan biz izleyiciler genellikle bilmiyoruz; sadece bize sunulan kadarını görebiliyoruz. Setlerde yaşanan kavgalar, çıkan olaylar, kazalar çoğunlukla o yapımın gölgesinde kalıyor ve belli belirsiz hatırlanıyor. Ama bazen de konuşulan tek şey bu “arka plan”lar oluyor… Evet, lafı hepinizin bir şekilde duyduğu o korkunç kazaya getireceğiz. Yaklaşık 10 gün önce Joel Souza’nın yazıp yönettiği Western filmi Rust’ın New Mexico’da gerçekleşen çekimleri sırasında, filmin başrollerinden olan Alec Baldwin’in elindeki silahtan çıkan kurşunlardan biri görüntü yönetmeni Halyna Hutchins’e, bir diğeri ise filmin yönetmeni Souza’ya isabet etti. Souza’nın durumu iyiye gidiyor, Hutchins ise hayatını kaybetti. Soruşturmanın halen sürdüğü ve bir sonuca bağlanamadığı, ardında da korkunç ihmalkarlıklar ve en önemlisi yiten bir canın olduğu bu trajik kaza başta olmak üzere set güven(siz)liğine dadanıyor, bu defa kameralarının arkasında yaşananları inceliyoruz.
(Kapaktaki fotoğraf, olay anından hemen sonra çekilmiş maalesef.)

Çekimleri 6 Ekim tarihinde başlayan Western filmi Rust, bir kanun kaçağı olan Harland Rust’ın kurgusal hikayesini anlatıyordu. Başrollerinde ise Alec Baldwin, Brady Noon, Jensen Ackles, Travis Fimmel gibi sevilen birçok isim bulunuyordu. Baldwin filmin hem başrolündeydi hem de yapımcılığını üstlenen isimler arasındaydı. Film New Mexico’nın ıssız çöllerinde geçen bir kovboy filmiydi dolayısıyla da sette elbette birçok silah bulunuyordu.  Ve sette bu silahların denetimlerinden sorumlu olan görevli Hannah Gutierrez Reed’di. Reed, çekimler bittiğinde bu silahları toplayıp bir karavanın kilitli kasasında saklıyordu ve çekim zamanı geldiğinde de silahları sete getiriyordu. Ardından silahlar yardımcı yönetmenler tarafından da kontrol edildikten sonra oyunculara teslim ediliyordu. Rust’ta bu görev daha önce The Matrix Reloaded, North Country gibi yapımlarda da yardımcı yönetmenlik yapmış olan Dave Halls’a düşüyordu. Çekimler başladıktan 15 gün sonra yani 21 Ekim tarihinde Baldwin’in kilisede, elinde 45 kalibrelik Colt marka tabanca ile gerçekleştireceği bir sahne çekilecekti. Sahnenin çekimi için hazırlıklarını yapan yapım ekibi monitörün önünde kamera açılarını ayarlamakla meşguldü.

Bu arada sette “cold gun!” uyarısı da yapılmıştı; bu uyarı setteki silahların içinin boş olduğunu, kullanımlarının güvenli olduğunu gösteriyordu. Baldwin ise bu sırada (sete yakın bir kaynağın dediğine göre) kendi kendine silahını kılıfından çıkardığı sahnenin provasını yapıyordu. Baldwin silahı bir kez kameraya tutarak kılıfından çıkardı ve olaysız bir şekilde tekrar kılıfa yerleştirdi. Ama bunu ikinci kez yaptığında silah patladı ve kurşun monitörün hemen arkasında duran görüntü yönetmeni Halyna Hutchins’in göğsüne isabet ettikten sonra Hutckins’in birkaç adım gerisinde duran Joel Souza’nın da omzunu sıyırarak geçti. Hutckins oracıkta yere yığıldı ve bir helikopter ile hemen hastaneye kaldırıldı. Ama 42 yaşındaki genç yönetmen maalesef kurtarılamadı ve hayatını kaybetti. Souza’nın durumu ise ciddi değildi ve tedavisinin ardından taburcu edildi.

Ve ardında birçok şok edici detay, yanlışlık, talihsizlik barındıran bu olay sinema tarihinin en trajik set kazalarından biri olarak hafızalarımıza kazındı. Söylenenlere göre olayın ardından Alec Baldwin bir sinir krizi geçirmiş ve bir süre kendine gelememiş. Daha sonra polise gözyaşları içinde verdiği ifadesinin ardından serbest bırakılmış ve şimdilerde hâlâ süren soruşturmanın bir şüphelisi olarak çıkacak kararı bekliyor. Şu anda ne halde olduğunu tahmin bile edemediğimiz Baldwin olayın üzerinden birkaç gün geçtikten sonra bir açıklama yaptı ve şöyle dedi: “Bir anne, eş ve çok sevdiğimiz bir meslektaşımız olan Halyna Hutchins’in hayatına mal olan kaza nedeniyle yaşadığım şoku ve üzüntüyü anlatacak kelime bulamıyorum. Bu trajedinin nasıl yaşandığını anlamak için yapılan polis soruşturmasına tüm desteğimi veriyorum. Eşi ile de konuştum. Ona ve aileye desteğimin yanlarında olduğunu söyledim. Eşi, oğulları ve Halyna’yı tanıyan ve seven herkes için büyük üzüntü yaşıyorum.”

Uzun zamandır bir Western filminde rol alma hayali olan, bu nedenle Rust’ta yer alacağını büyük bir coşkuyla duyuran Jensen Ackles ise “Nereden başlayacağımdan bile emin değilim. Bu, hepimizin hâlâ sindirmeye çalıştığı çok büyük bir trajedi oldu. Bunun ne kadar büyük bir kayıp olduğunu anlatmaya kelimeler yetmez. Onu tanıyor ve ona hayranlık duyuyordu hepimiz, onu inanılmaz derecede özleyeceğiz” şeklinde bir mesaj paylaştı. Evet, Ackles’a katılıyoruz; ortada büyük bir kayıp ve korkunç bir trajedi var. Ama bu trajedinin göz göre göre gelmesi ise kazanın kendisinden daha ürkütücü bir durum. Şöyle ki, anonim birtakım kaynaklara göre olayın olduğu günün sabahı çekim ekibinden altı kişi uzun saatler molasız çekimler yaptıklarını, silah denetimlerinin yetersiz ve setin güvensiz olduğunu, maaşlarının zamanında verilmediğini söyleyerek çalışma koşullarını protesto ediyorlar ve işi bırakıyorlar. Ayrılan kişilerin yeri ise çabucak, sendika üyesi olmayan çalışanlar ile dolduruluyor.

Los Angeles Times’ın haberine göre, Hutchins’in ölümüne sebep olan kazadan önceki hafta sonunda kamera opöratörlerinden biri yapım müdürüne setteki silah güvenliği hakkında şikayette bulunmuş. Çünkü o hafta sonu Baldwin’in dublörünün elindeki silah, yine “cold gun!” uyarısı yapıldığı halde, iki defa ateşlenmiş. Adını paylaşmak istemeyen bir başka set çalışanı ise bu durum hakkında şöyle bir açıklama yapmış; “Olanlarla ilgili bir soruşturma yapılmalıydı. Güvenlik toplantısı yapılmadı ve bir daha olmayacağının garantisi yoktu. Tek yaptıkları çabucak çekimleri bitirmeye çalışmak, acele etmekti.”

Daha sonra filmin medya kuruluşu olan The Wrap’in CEO’su Sharon Waxman’ın açıklaması ise herkesi şoklara sokan bir başka gerçeği ortaya çıkardı ve güvenlik sorunun ne kadar vahim bir halde olduğunu gösterdi. Waxman kazanın gerçekleştiği gün kullanılan silahın “ekip üyelerinin boş arazide bira kutularına ateş ederek eğlendiği” zamanlarda kullandıkları silahlardan biri olduğunu olaydan beş gün sonra öğrendiklerini açıkladı. Herhangi bir sahnede kullanılmadığı sürece onları bir kasada, kilit altında tutması gereken kişi olan Hannah Gutierrez Reed’den de oklar kendisine çevrilince bir açıklama geldi. Variety’e, avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamasında şöyle diyor Reez: “Beni iki pozisyonda çalıştırmak üzere işe aldılar. Her iki işimi de doğru yapmak için çok çabaladım ama bana yeterli hazırlık süresi vermediler.” 24 yaşında olan ve daha önce yalnızca bir uzun metraj filmde çalışma tecrübesi bulunan Reez soruşturmanın merkezindeki isimler arasında bulunuyor. Ve bu tüyler ürpertici ihmalkarlık zincirinin sorumlularından biri olan bir başka isim Dave Halls’ın ise ifadesinde “silahı Baldwin’e vermeden önce dolu olup olmadığını kontrol etmem gerekirdi ama bunu yapmadım” şeklinde bir itirafta bulunduğu ortaya çıktı…

Gördüğünüz gibi Halyna Hutchins, yazarken ve okurken bile türlü sorgulamalara daldığımız, ortadaki büyük aymazlık ve de ihmalkarlık karşısında kahrolduğumuz olaylar silsilesi sonucu hayatını kaybetmiş aslında. Reez’in iki pozisyonda birden çalışması ve fazla mesai gibi durumlar başka şeylere de dikkat çekiyor aslında. Ve maalesef setlerdeki bu tarz “kaza”ların uzak geçmişte de yakın geçmişte de birçok benzeri bulunuyor. Ortaya bir “sanat eseri” konma bahanesiyle birçok set çalışanı, oyuncu istismar ediliyor ve canları tehlikeye atılıyor. Gerekli önlemler alınmadan ya da göstermelik birkaç önlem ile aylarca bu setlerde çalıştırılıyorlar. Bu trajedinin istismar ve taciz tarafına, özellikle cinsellik koordinatörlüğü konusu başta olmak üzere, birkaç yazımızda değinmiştik. Hutckins’in başına gelenler geçmişte yaşanan korkunç olayları da zihnimizde canlandırdı maalesef.

Set kazalarının neredeyse miladı kabul edilen ve en ürkütücü ölümlü kazalardan biri şüphesiz Twilight Zone: The Movie filminde gerçekleşen kaza olabilir. 1982 yılında çekilen ve John Landis’in yönetmenliğini üstelendiği bu film, bariz bir şekilde çocuk işçiliği yasalarını çiğniyormuş ve bu ihlal olabilecek en kötü şekilde sonuçlanmış. Korku türündeki bu filmin başrolünde Combat! İsimli TV dizisiyle tanınan Amerikalı aktör Vic Morrow yer alıyordu. Ve Morrow’un çocuk oyuncular Renee Chen ve Myca Dinh Le’yi patlamalardan kurtarmaya çalıştığı bir sahnesi vardı. Bu sahnede Morrow çocukları kurtarmaya çalışırken bir helikopter onlara doğru alçalıyor. Ve bu sahne sırasında aşırı alçalan ve patlamaların etkisiyle savrulan helikopter Morrow ve çocukların üzerine düşüyor. Ve bu üçlü korkunç bir şekilde orada can veriyor. Bu kazanın sonucunda ise Amerika hükümeti setlerde yaşanabilecek bu tarz kazaların önüne geçebilmek amacıyla iş güvenliği yasalarında düzenlemeye gidiyor ama nafile. Yapılan bu düzenlemelere çoğu setlerde uyulmuyor.

Mesela yönetmen ve aktris Sarah Polley dokuz yaşındayken yer aldığı The Adventures of Baron Munchausen’ın yönetmeni Terry Gilliam’a 2005 yılında bir açık mektup yayınladı. Çünkü Gilliam’ın bir başka çocuk oyuncu Jodelle Ferland’ın başrolde olacağı bir film çekeceğini duymuş ve Ferland’ın güvenliği hakkında endişelenmişti: “The Adventures of Baron Munchausen’ın çekimleri sırasında temel olarak çoğu zaman korktuğumu hatırlıyorum. Kendimi inanılmaz güvensiz hissediyordum. Buz gibi suda uzun süreler kalıyordum, patlayıcılar nedeniyle günlerce işitme duyumu kaybediyordum ve bir patlayıcı yakınımda patladıktan sonra birkaç kez hastaneye gitmek zorunda kaldım. Bir grup figüran tarafından çiğnendiğimi ve ardından sahneyi birkaç kez tekrarladığımı hatırlıyorum. Çok uzun saatler çalışıyordum. Ve hâlâ yanımdaki arabanın kapısı hızla kapatıldığında bile yerimden sıçrıyorum” diyor Polley.

Jon-Erik Hexum 1984 senesinde, Bruce Lee’nin oğlu Brandon Lee de 1993 yılında setlerde, “kaza kurşunu”yla hayatını kaybeden talihsiz oyuncular arasında yer alıyorlar. Brandon Lee’nin hatta olay anında vurulduğunun fark edilmediği, kameraların çalışmaya devam ettiği, Lee sahne bitiminden epey sonra yerden kalkmayınca yaşananların anlaşıldığı anlatılıyor.

Maalesef daha örneklerini çoğaltabileceğimiz can sıkan bir konu bu. Tacizler, istismarlar, ihmalkarlıklar birçok sektörde olduğu gibi sinema sektöründe de karşımıza çıkan acı bir gerçek. Sektördeki kötü çalışma koşulları konusunda Me Too gibi hareketler vesileyle son yıllarda birçok olumlu adımlar atılsa da Rust filminin setinde yaşananlar tüm bu çabaların karşılığını bulamadığını açıkça gösteriyor. Daha yapılması gereken çok, çok şey var.

editörün seçtikleri