Yazar: Seden Mestan
19 Nisan 2019
Sokakların yeni kahramanları: Onaranlar Kulübü

Şehir hacker’ları…

Bir süredir şehrin sokaklarında birtakım kahramanlar dolaşıyor. Gördükleri kusurları örtmeye çalışmıyorlar ama onları dönüştürüp özgün birer esere dönüştürüyorlar; etrafa şehrin sakinleri için sürprizler bırakıyorlar. Şehir hacker’ları diyorlar kendilerine. Bundan daha güzel bir hack’lenme olamazdı herhalde. Eğer kaldırım bariyerlerine yerleştirdikleri komik figürleri, Darth Vader büstlerini; tuğlaların, kaldırımların arasından başını uzanan fantastik yaratıkları daha önceden görmüşseniz, Onaranlar Kulübü‘nden bahsettiğimizi anlamışsınızdır muhtemelen. Onlar yaşadığımız şehrin sokaklarına dadanırken bizim de onlara dadanmamız farz olmuştu artık…

Onaranlar Kulübü nasıl kuruldu? Nedir sizi bir araya getiren motivasyon? 

Kurucular olarak 3 boyutlu yazıcı teknolojisini çok yakından takip etmemiz, üretimin demokratikleşmesini desteklememiz ve yaşadığımız kente karşı sorumluk hissetmemiz kulübün oluşmasındaki etkenler oldu diyebilirim. Bir gün bir beyin fırtınası sırasında ilk önce kulübün ismi çıktı. Sonrasında yaşadığımız bölgede yaptığımız birkaç gerilla sayabileceğimiz projemize gelen olumlu tepkiler zaten var olan motivasyonumuzu körükledi.  Sonrasında bizimle aynı motivasyona sahip olan insanlar ile üretme, onarma ve paylaşma kesişiminde kent için yaratıcı projeler yapan bir gönüllülük hareketine dönüştü.

Peki bu kulübe kimler üye? Bildiğimiz kadar gönüllülerle de yollarınızı kesiştiriyorsunuz. Birlikte çalışıp üreteceğiniz insanlarla nasıl bir araya geliyorsunuz?

Doğruyu söylemek gerekirse herkes! Bu kulüp içinde üretme, onarma ve paylaşma motivasyonu olan herkese açık. Gönüllülük bilinci de kulübe dahil olmanın en önemli parçası. Endüstri ürünleri tasarımcısından öğretmene, modacıdan kimya mühendisine, avukattan makine mühendisine, lise öğrencisinden ilkokul öğrencisine kadar hemen her disiplinden gönüllülerimiz var.

Genelde gönüllüler ile hareket ettiğimiz projeler için sosyal medya veya 500’den fazla gönüllümüze yolladığımız mailing üzerinden açık çağrı açıyoruz. Gelen başvuruları değerlendirip projenin kapsamına göre belli sayıdaki gönüllü ile aksiyon alıyoruz.

Peki Onaranlar Kulübü en çok nerelerde aktif? Şimdiye kadar nereleri onardınız?

Yaşam alanımıza en yakın yer olan Moda’da başladık faaliyetlerimize. İstanbul’da Yeldeğirmeni Mahallesi, Fenerbahçe, Balat sokakları, Moda’yı onardık. İstanbul dışında da Bursa, Eskişehir ve Lüleburgaz’da işler yaptık. Berlin, New York, Milano ve Lyon’da da çok küçük, imzamızı bıraktığımız sokak işlerimiz oldu.  Ama en çok da Moda’da bir şeyler yaptık. 2019 sonuna kadar sürpriz birkaç yer daha olacak!

Çalışmalarınızdan gördüğümüz kadarıyla sadece onarmakla kalmıyorsunuz, yeniden üretiyorsunuz da. Ve gerçekten harika işler çıkarıyorsunuz. Peki nasıl bir çalışma süreci izliyorsunuz? Bir kusuru, bozukluğu fark edip onu özgün bir esere dönüştürene kadar hangi süreçlerden geçiyorsunuz?

Zarif yorumunuz için gerçekten çok teşekkür ederiz. Aslında bu konuda çok da planlı olduğumuz söylenemez. Ancak kabaca öncelik proje alanını belirlemek. Daha sonra o alanda nasıl bir faaliyet gerçekleştireceğimizi kağıt üzerinde kurguluyoruz. Eğer gönüllüler ile ilerleyeceğimiz bir projeyse açık çağrı başlatıyoruz. Gelen başvuruları ihtiyaçlara göre değerlendiriyoruz. O alan için ne yapacağımızı tamamen gönüllüler ile birlikte belirliyoruz. Esasında biz Onaranlar Kulübü olarak insanları doğru zamanda, doğru mekanda, doğru araç gereçlerle buluşturuyoruz. Biliyoruz ki içinde üretme hevesi olan herkese imkan verilirse ilham veren değerler ortaya çıkarabiliriz.

Aslında Onaranlar Kulübü, ilham verirken kafamızı da karıştırdı; çünkü nedense bizim toplumda sokaklara karşı bir kayıtsızlık vardır aslında. Kamusal mallara karşı daha çok; onlar kırılıp dökülse de, bozulsa da kimse bireysel olarak müdahaleye karışmaz, belediyeden bekler. Nedir sizce kayıtsızlığın ardında yatan? 

Kanayan bir yaraya parmak bastınız; kayıtsızlık! İnsanlar evi dışında bir yeri güzelleştirmek, düzeltmek ya da korumak için sorumluluk hissetmiyor. Bırakın hissetmeyi dediğiniz gibi zarar bile verebiliyor. Bu iç görüden yola çıkarak bir şeyleri değiştirebileceğimizi düşünüyoruz. Kaldı ki bunu kendi ölçeğimizde başardığımızı da düşünüyoruz. Zaten kötü giden onca şeyin arasında yüzümüzü güldürebilecek, bizi mutlu edecek detayları yaratabilmek aslında bizim elimizde. Apartmanından indikten sonra hasbelkader bir işimizle karşılaşan birinin sosyal medya üzerinden bize teşekkür etmesi ve sonrasında kendince sokağı güzelleştirmek için katkıda bulunması paha biçilemez bir güzellik.

Bu kayıtsızlığın en büyük sebebi kamusal yönetimlerin bürokratik, soğuk devlet dairelerinden öteye gidememesi ve halka katılımcı bir rol bırakmaması. Örneğin sokağımıza koyulan bir çok konteynerının tasarımında orada yaşayan halkın da bir rolü olması gerektiğini düşünüyoruz. Mahallede yaşanan bir problemin tek çözümü belediyelerde olmamalı. Öyle değil mi?

İlk sokak işimizi yaparken biz bile acaba kamusal yönetimlerden tepki görür müyüz diye çekindik. Ancak sonra yaptığımız işleri fark eden belediyeler bizi tebrik etti, destekledi. Toplum sadece sandıkta değil, yaşadığı bölgeyi sahiplenmede de katılımcı rol üstlenmeli. Sokaklar hepimizin!

Kayıtsızlık dedik ama diğer taraftan da ‘’dışarıda’’ olmayı seviyoruz. Hava azıcık güzelleştiğinde bile sokaklara yayılıyoruz. Şimdiye kadarki gözlemleriniz üzerinden, sizce genel olarak biz bu ülkede sokaklar ile nasıl bir ilişki kuruyoruz? 🙂

Valla azıcık güzel hava gördüğümüzde kendimizi sahil kenarlarına, parklara atıyoruz ya da sokak aralarındaki 3. dalga kahvecilerde vakit geçiriyoruz. Büyük şehir insanının sosyalleşmek için ihtiyaç duyduğu doğal ortamlar ne yazık ki kısıtlı. Var olan yerlere de hafta sonu gitmek istemiyorsunuz, sebep kalabalık olması.

Son zamanlarda birçok marka sokakları sahiplenmek iç güdüsüyle pazarlar açıyor, sokak festivalleri düzenliyor. Kısa süreli popülerlikten öteye geçemeyen bu etkinliklerden ziyade aslında daha temel farkındalık çalışmalarına yer vermek gerekiyor diye düşünüyoruz. İnsanların sokakla iletişim değil ilişki kurduğu etkinlikler, projeler kurgulanmalı… Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.

Sorunuza gelecek olursak sokaklarla çok da doğru ilişki kurduğumuzu düşünmüyoruz. Kaçımız yolda yürürken yerde gördüğü bir atığı alıp çöp kutusuna atıyor ki? Kurtuluş bölgesinde insanlar hala camdan aşağıya çöplerini fırlatıyor… 😊

İşleriniz büyük ilgi çekiyor. Nasıl yorumlar alıyorsunuz? Bunlara kayıtsız kalmak zor mesela 🙂

Sağ olsun insanların büyük çoğunluğu yaptığımız işlere olumlu tepkiler veriyor. Aslında en başından beri tek beklentimiz, olumlu-olumsuz bir kenara, insanların sadece tepki vermesi. Çünkü hiçbir işimiz için güzellik iddiamız yok. Tek iddiamız farkındalık yaratacak şekilde dikkat çekmesi. Bir gün Moda’da birkaç telefon kutusunu 3 boyutlu yazıcı ile ürettiğimiz saksılarla modifiye edip, içine de bitkiler dikmiştik. Bu işlerden birçoğu tahrip edilmişken bir tanesinin etrafı orada yaşayan mahalleliler tarafından çiçeklendirilmişti. Aynı işin iki farklı çıktısı işte. İşlerimizin sahiplenmesi, her gün sosyal medyadan insanların onlarca mesaj atıp bize güzel yorumlar yapması bizi çok mutlu ediyor. Ancak pek tabii olumsuz yorumlar da alıyoruz. Olumsuz diye nitelendirdiğimiz çoğu geri bildirim de kendimizi geliştirmemiz için bize fayda sağlıyor aslında. Tek dileğimizi olumsuz eleştiride bulunanların eline bir fırça bir boya alıp sokağa bizimle birlikte çıkması. Klavye şövalyesi olmayalım 😊

Sosyal medya, sokak sanatı açısından özellikle yayılmayı kolaylaştırıyor. Gidip yerinde göremeyen, sosyal medyada görüyor. Sosyal medyanın sizin işlerinize nasıl katkısı oluyor? 

Dijital çağın çocukları olarak sosyal medyaya kayıtsız kalmamız mümkün olamaz. Bugüne kadar yaptığımız işlerin kalıcılığını koruyan tek şey sosyal medya. Çünkü erişilmesi kolay olan yerlerde yaptığımız sokak işlerimiz birkaç güne tahrip ediliyor. Ancak sosyal medyada varlığı sonsuza dek sürüyor. Bu da daha çok insana ilham vermemiz için bize yetiyor. Mesela yaptığımız sokak kütüphanesi projesinden esinlenip başka şehirlerde kendi sokak kütüphanesini yapan insanları görmemizi sağlıyor. Yaptıklarımızın görünürlüğünü arttırmasının yanında bizim de ilham almamızı sağlayan bir “ayna dünya” sosyal medya. Özetliyorum sosyal medya olmasaydı biz olmazdık 😊

‘’Şuraya mutlaka el atmalıyız’’ dediğiniz bir köşesi var mı şehrin?

Bekle bizi Bomonti! Uzun zamandır bu bölgede bir şeyler yapmak istiyorduk. Çok yakında da üzerine çalışılmış güzel bir atölye ile Bomonti’de aksiyon alacağız. İnsanlar mesaj, mail atıyor bizim mahallede de bir şey yapar mısınız diye. Her şeyi belediyeden beklememek gerekiyor dedik ya her şeyi Onaranlar Kulübü’nden de beklememek gerek. Biz diyoruz ki sen evinden çık ve sokağın için bir şey yap ve bizimle paylaş, biz de senin inisiyatifinde gerçekleşen bu güzelliği binlerce takipçimizle paylaşalım! Onaranlar Kulübü ile hareket etmek değil de Onaranlar Kulübü’nün yarattığı farkındalık çalışması sayesinde bir araya gelip hareket etmek daha doğru.

Şu aralar neler üzerinde çalışıyorsunuz? Yakın gelecek için şimdiden belli olmaya başlayan planlarınız neler?

2019 yılı sonuna kadar planlanmış çok keyifli birkaç işimiz var. Birkaç markanın desteği ile gerçekleştireceğimiz bu işlerin de en az öncekiler kadar ilham vereceğini düşünüyoruz. Şu an çok fazla detay veremiyoruz ama pek yakında sosyal medya kanallarımızdan duyurmaya başlarız. Sadece Türkiye değil, dünyanın farklı şehirlerinde de aksiyonlar almak istiyoruz. Bu yıl eğer her şey olunda gider ve sponsor bulabilirsek Amsterdam Ferry Festival’e katılmayı planlıyoruz.

editörün seçtikleri