Advertisement
Tanıdık bir ”yabancı”: Can Yayınları’nden yeni bir öykü uygulaması
yazar: Ilgaz Gökırmaklı

Can Yayınları’nın yeni öykü uygulaması Trendeki Yabancı’yı, Genel Yayın Yönetmeni Selim Bektaş anlatıyor.

Yol gözümüzde yeterince uzundur, manzara seçilmez hale gelmiştir, biraz da uyku basmıştır. ”Kaç saat kaldı?”, ”Dışarıda hava nasıl?”, ”Bu yol yorgunluğu nasıl geçecek?” diye düşünürken aniden göz göze geliriz onunla. Hafif bir kafa sallama, belli belirsiz bir tebessüm derken selamlaşırız. Hop, yolu izlemeye devam! Fakat karşımızdaki bir şeyler anlatma derdinde belli,  içi içine sığmıyor. Birkaç göz göze gelme anından daha cesaret alarak nihayet söze giriyor. Anlattıkça anlatıyor, konuştukça konuşuyor. Bir bakmışız ki yolu da, yolculuğu da, yolun sonunu da unutmuşuz; pürdikkat anlattıklarını dinliyoruz sadece.

Nasıl, çok tanıdık bir geldi değil mi? Filmlerden, kitaplardan, şarkılardan aşinayız bu malum sahneye. Eğer siz de bu ”yabancı” ile tanışmak ve öyküsüne ortak olmak isterseniz, size iyi haberlerimiz var: Can Yayınları yeni öykü uygulaması Trendeki Yabancı ile ”cebinize” giriyor, ”Ee sonra?” dedirten hikayelerle buluşturuyor. Dijital bir öykü dergisi olan uygulama yolu da, yolculuğu da keyifli kılma niyetinde. Patricia Highsmith’in ”Trendeki Yabancılar” romanına doğru aklınız kayabilir ama bu yabancıyla kuracağınız ilişki o kadar da tekinsiz değil. Gerçi tabii, o an size sunacağı hikayeye bağlı… 

Merakla öykü dinleten bu ”yabancı”yı ise Trendeki Yabancı Genel Yayın Yönetmeni Selim Bektaş’tan dinledik.

WhatsApp Image 2019-10-26 at 21.01.08

Selim Bektaş

Trendeki Yabancı kimdir, nedir; bize biraz tanıtır mısınız? Özellikle neden bu ismi tercih ettiğinizi merak ediyoruz.

Trendeki yabancı iyi öykünün peşinde olan bir dergi. Başlarken tek kıstasımız buydu aslında. İyi öykü dikeyinde de Trendeki Yabancı’yı ”merakla dinleten öykü” olarak konumladık. Trende gidiyorsunuz, bir yabancı yanınıza geliyor, bir hikaye anlatıyor ve siz de onu dinliyorsunuz. ”Ee sonra?” dedirtecek hikayeler yayınlıyoruz kısaca. Trendeki Yabancı da böyle bir format için çok uygun bir isim oldu bizce. 

İlk sayı Ferit Edgü, Juan José Millas, Mevsim Yenice, Müge İplikçi gibi isimlerin öyküleriyle merhaba dedi. İçeriklere ve yazarlara nasıl karar veriyorsunuz? Mesela ”Benim de anlatacak bir hikayem var” diyenler de yazabilir mi Trendeki Yabancı’ya?

Trendeki Yabancı’da şimdilik dört kısım var. İlk kısım, bizim yerli yazarlardan istediğimiz öykülerden oluşuyor. İkinci kısımda Igoni Barrett, Silvina Ocampo, Peter Orner gibi çağdaş dünya öykücülerinin eserleri yer alıyor. Tema kısmı o sayının temasına uygun seçilmiş öykülerden oluşuyor. Yemekli Vagon bölümünde ise bize gönderilenlerden seçtiğimiz öyküler yer alıyor. Burada aradığımız şey de tüm öykülerde olduğu gibi öykünün bir tahkiyesi olması.

Teknoloji ve edebiyat birbirine çok uzak iki kavram gibi geliyor kulağa. Özellikle Z kuşağı üzerinden konuşacak olursak bir şeyleri çok daha hızlı tüketmek gibi bir durum söz konusu. Genç nesil uzun metinlerden, uzun videolardan kaçabiliyor. Trendeki Yabancı yayıncı olarak bir şekilde dijital çağa ayak uydurma isteğinin bir sonucu olarak mı ortaya çıktı?

Ayak uydurma demeyelim, çünkü teknoloji dediğimiz şey sadece ekranlardan ve çiplerden ibaret değil. Son on yılda baskı teknolojilerinde, yayıncılıkta kullanılan araçlarda ciddi gelişmeler söz konusu. Ama sormak istediğiniz yerden, yani dijital ekranlar özelinde bakarsak da özellikle sosyal medya ve internetle birlikte matbunun dışında yeni bir edebiyattan bahsedebiliriz. Niteliği tartışılabilir ama bloglar, e-kitaplar, yazı uygulamaları, sesli kitaplar ve elektronik edebiyat son yıllarda inanılmaz bir yükseliş gösteriyor. Bu da çok doğal çünkü artık alışkanlıklarımız bu kanala kayıyor. Televizyon yerine Netflix izliyoruz, gazete yerine Twitter okuyoruz. Aslında biz kendimizce bir meydan okuma yapıyoruz. Nitelikli edebiyat için yeni bir yol çizip çizemeyeceğimizi görmek istedik. Yeni bir format, yeni bir tür. “Teknolojiyi bir de böyle kullanalım” anlayışı.

trendeki-yabanci-3-69

Sizce dijital bir yayın olmanın ne gibi avantajları var?

Şüphesiz en büyük avantajı dağıtım sorununun ortadan kalkması. Bir dergide, özellikle aylık süreli yapan bir derginin dağıtımı çok sorunlu bir olay. Trendeki Yabancı’da yayımlanan her sayı tüm okurların telefonuna aynı anda geliyor. San Francisco’da ya da İstanbul’da olmasının bir farkı yok. Diğer bir avantajı da okur profilini daha iyi çizebiliyoruz. Matbuda bunu görme şansımız yok ama mobilde okurların neyi ne kadar okuduğunu, nereden okuduğunu, kim olduğunu bilebiliyoruz ve okura doğrudan ulaşabiliyoruz. Tabii okurlar da bize doğrudan ulaşabiliyor bu şekilde. Tepkiler ve dönüşleri anlık olarak takip edebiliyoruz.

Trendeki Yabancı işin özünde iyi öykülerin peşinde, okurlarına da bunu vadediyor. Türkiye’de okurların öyküye olan ilgisi hakkında neler söylemek istersiniz?

Son yıllarda öykü, romana göre daha popüler. Öykü kitapları daha fazla görünür ve okunur oldu. Bu görünürlük okur ilgisini de öyküye kaydırıyor diyebiliriz sanırım.

Toplum olarak içerik üreten platformlara abone olma alışkanlığımız yeni yeni oluşmakta. Siz nasıl yorumlar ve dönüşler aldınız, beklentileriniz nelerdi?

Evet, ”streaming” platformları artıyor ve kendimizi sürekli bir şeylere abone olurken bulabiliyoruz. Müzik ve film sektöründe bu alışkanlık yerleşti diyebiliriz, tabii her geçen gün farklı sektörlerde farklı abonelik modelleri görebiliyoruz. Spor salonu, yemek, kahve ve daha aklıma gelmeyen onlarca abonelik çeşidi sayılabilir.

Trendeki Yabancı aslında var olan bir durumu yeniden yorumluyor. Dergicilik ülkemiz yayıncılığında çok önemli ve eski bir gelenek. Dergi aboneliği de öyle. Sadece bankaya ücreti yatırıp dekontu dergi ofisine göndermek yerine parmak iziyle ödemenizi yapıyorsunuz. Aynı şey, biraz daha kolayı. Yeni bir okuma alışkanlığı geliştirmek istediğimiz için de abonelik fiyatlarını çok uygun tuttuk.

Genel olarak okuma pratiklerinden bahsediyoruz. Ancak sizce dijital çağ yazma alışkanlıklarını da değiştirecek kadar güçlü mü? Emoji’leri düşünelim mesela… Bazen sözcüklerle ifade edemediğimiz anlarda hemen onlara başvuruyoruz. Çok da uzak olmayan bir gelecekte edebiyatın dijitalleşeceği senaryoları hakkında neler söylemek istersiniz?

Evet, yazma alışkanlıkları değişiyor zaten. Daha az hacimli kitaplar, daha kısa cümleler, daha kısa paragraflar… Bunlar halihazırda görülebilen değişimler.

Emoji konusu biraz karışık. Bir edebiyat metninde emoji görmek beni üzebilir, ilk anda düşününce yazarın yetersizliği gibi geliyor böyle bir kullanım. Ama yazar metnine bir WhatsApp konuşması eklemiştir ve orada emoji kullanmıştır, bu kabul edilebilir –ki kullanan yazarlar var.

Edebiyatın dijitalleşmesi benim –ve Trendeki Yabancı’nın- yapmak istediği şeylerden biri. Biz tıpkı sinemanın interaktifleşmesi gibi, edebiyat metinlerinin de interaktif olabilmesini istiyoruz. Dünyada harika e-literature örnekleri var. Okurun metnin içinde olduğu, metne yön verdiği… –Bu matbuda da var, “şimdi 19. bölüme geç” diye yönlendirmeleri olduğu kitaplar gibi.– Kısacası gerçekten oyuncaklı metinlere yer vermek istiyoruz. Yakında Trendeki Yabancı v.2 güncellemesiyle birlikte interaktif öykülere de yer vereceğiz.