Yazar: Zeynep Naz Inansal
12 Ocak 2022
The Sopranos’tan Bir Başkadır’a: Terapinin dizi ve filmlerdeki temsilleri

Terapistler, kırmızı odalar, kanepeler ve danışanlar… Ekranda gördüğünüz ilk terapi sahnesini hatırlıyor musunuz? Belki Tony Soprano’nun kendinden bahsetmemek için taklalar attığı bir seansa konuk olmuştunuz. Ya da Çocuklar Duymasın’da psikolog Sinan Bey’in Meltem ve Haluk’un evliliklerini kurtarmak için verdiği ne işe yarayacağı belirsiz tavsiyeleri duyup şaşırmıştınız. Tabii Fleabag’in tek seferlik şipşak terapisine tanık olup direkt konseptten soğumuş da olabilirsiniz. Şimdilerde ise ilk sahnenin pek önemi kalmadı. Çünkü dizi ve filmlerde terapiye giden karakterler ve terapi konsepti hiç olmadığı kadar popüler. Peki, bu temsiller her zaman gerçekçi mi? Ya da gerçekçi olmadığı zaman gerçek hayata nasıl etkilere sahip? Hiwell ile birlikte The Sopranos’tan Bir Başkadır’a, terapi sürecinin farklı temsilleri ve bu temsillerin beklenmedik etkilerine dadanıyoruz. Yazının sonunda Hiwell’de kullanabileceğiniz bir indirim kodu var!

Televizyonda bir ilk: Panik atak geçiren bir mafya babası

Her türlü radikal dizi kararının arkasındaki HBO, 1999 yılında tüm dünyayı mafya babası Tony Soprano ile tanıştırırken, insanların bir sosyopatla empati yapıp yapamayacağını merak ediyor. Bunun için de Tony’nin çocukluğu, gündelik hayatı ve işinin yanı sıra terapi sürecini de dizinin bir parçası yapmayı seçiyorlar. Dizinin ilk dakikalarında bahçesinde düşüp bayılan ve hiçbir fiziksel sorunu olmadığı kanıtlanınca panik atak geçirdiği anlaşılan Tony, doktorunun zoruyla terapiye başlıyor. İlk seansında uzun bir sessizliğin ardından hiçbir şart altında bir terapistle konuşamayacağını söyleyen Tony, hayatta büyük konuşmaması gerektiğini öğreniyor. Çünkü terapisti Jennifer Melfi’yle yıllar sürecek ve Tony’nin bitirmemek için her şeyi yapacağı bir terapi sürecine başlıyorlar.

1999-2007 yılları arasında yayınlanan The Sopranos, televizyon seyircisini gerçekçi bir terapi tasviriyle tanıştıran ilk dizilerden. Dr. Melfi’yle tanışmamızın üzerinden 20 yılı aşkın zaman geçmişken, günümüzde terapi sürecini hem dizilerde, hem de filmlerde sık sık görmeye başladık. Özellikle Türkiye’de, geçtiğimiz yılın en tartışılan dijital dizilerinden Bir Başkadır ve Psikiyatr Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun kitaplarından uyarlanan Kırmızı Oda ve Masumlar Apartmanı dizileri terapi sürecinin ekranlara nasıl taşındığı ve tasvirinin gerçek hayata etkileri konusunda tartışmalar başlattı. BluTV’de yayınlanan “İlk ve Son” dizisi de terapist yorumları eşliğinde izleme seçeneğiyle yayınlandı. Her ne kadar terapiyi normalize etmek ve günlük hayatın bir parçası olduğunu hatırlamak kıymetli olsa da, izlediklerimizin gerçek hayattaki terapi süreçlerini veya insanların terapiyle ilgili algısını ne kadar etkilediği düşünüldüğünde, bu temsillerin gerçeği veya olması gerekeni yansıtıp yansıtmadığı konusunda tartışmalar da kaçınılmaz olarak yükseliyor.

Toplumdan dışlayan hikayeler

Psikolojik rahatsızlıklar sinemanın başlangıcından itibaren en ilgili olduğu konulardan. 1920 yapımı, Alman Dışavurumculuk akımının öncülerinden The Cabinet of Dr. Caligari, travmalar ve korku filmlerinin nasıl el ele gidebildiğinin ilk örneklerinden. İlk olarak bu tip rahatsızlıklara sahip kişilerin toplumdan dışlandığı ve korkunç şeyler yaşadığı hikayeler popülerleşiyor. One Flew Over the Cuckoo’s Nest (1975), Silence Of The Lambs (1991), 12 Monkeys (1995) ve Girl, Interrupted (1999) gibi sayısız film için akıl hastaneleri korku etkisini güçlendirmek için kullanılan tekinsiz ve tüyler ürperten mekanlar. Bu mekanlara bir giren bir daha çıkamıyor, çıksa da eskisi gibi olamıyor. Doktorlar ve hemşireler soğuk ve ruhsuz denebilecek haldeler ve kimseyi iyileştirmeye çalışmıyorlar. A Beautiful Mind (2001) filminde ise ünlü matematikçi John Nash’in şizofreni tedavisi, yaratıcılığını öldüren bir süreç olarak anlatılıyor. Yani özetle bir zamanlar sinemada zihinsel hastalıklar toplumdan bir daha geri dönmemecesine dışlanmakla sonuçlanacak durumlar şeklinde resmediliyordu, ya da abartılı şekilde romantize ediliyordu.

Giderek artan ve gerçeğe yaklaşan tasvirler

Yıllar geçtikçe ve tabii terapi daha da ulaşılabilir oldukça tasvirler de gerçekçi bir hale gelmeye başlıyor. Artık bizden biri olarak gördüğümüz karakterlerin de terapiye gittiğini, ya da terapiye gitmenin sanıldığı kadar marjinal veya korkunç bir deneyim olmadığını anlamaya başlıyor Hollywood. Türkiye televizyonları ise 2002’de Çocuklar Duymasın’daki psikolog Sinan Bey’le tanışıyor ilk olarak. Eşiyle sorunlar yaşayan Meltem karakterine durum her ne olursa olsun empati yapması ve iyi şeyler düşünmesi dışında çok da bir şey söylemeyen Sinan Bey’in, karikatürize bir karakter olduğunu söylemek mümkün. Gerçeği yansıtıp yansıtmadığı bir yana, dizi terapiyi ana akımda görünür hale getirmiş oluyor. O sıralar Türkiye’de de yayınlanan Ally McBeal (1997-2002) dizisinde birçok karakteri terapiye giderken ve terapi süreçleri hakkında konuşurken görüyoruz. 2008 yılında yayınlanmaya başlanan In Treatment ise her bölümünde farklı kişilerin terapi seanslarını seyirciyle izletiyor. Yavaş yavaş daha gerçekçi terapi örnekleri karşımıza çıkmaya başlıyor. Gündelik hayatın içinden, farklı tip insanların terapiye gidebileceğini ekranlarda görmeye başlıyoruz.

Karikatürize ve tehlikeli ilişkiler

Günümüze geldiğimizde ise psikolojik rahatsızlıkların, depresyonun ve yeme bozukluklarının fazlaca işlendiği dizi ve filmlerle karşı karşıyayız artık. Bojack Horseman (2014-2020) ve Euphoria (2019) gibi örnekler içinde yaşadığımız dünyanın psikolojik etkilerini gözler önüne seriyor. Terapi artık günlük hayatın iddiasız bir parçası haline gelmiş durumda. Bu da Kırmızı Oda ve Masumlar Apartmanı gibi terapiyi odağına alan dizilerin önünü açmış oluyor. Bu dizilerde herkesin sorunlarının hızla çözülmesi gibi durumların bazılarınca abartılı bulunmasının yanı sıra danışanlarını sevgi sözcükleriyle ve hatta sarılarak rahatlatan terapist ve danışanı arasındaki ilişkinin sınırları da çokça eleştiriliyor.

Televizyon dizilerinin kusursuz bir terapist gösterme zorunluluğu olmadığını hatırlamakta fayda var tabii. Örneğin Tony Soprano’nun terapisti de hata yapabilen, Tony’e sınır koymakta zorlanan ve bu yüzden yardım alan biri. Ya da yer yer Tony tarafından kandırıldığını ve işini yapamadığını hissediyor. Bir Başkadır dizisinde karşımıza çıkan terapist Peri de kusursuz değil. Hatta danışanlarına karşı beslememesi gereken hislerle boğuşuyor ve bu yüzden mesleğinden şüphe duyuyor.

Televizyon ve sinemadaki terapi tasvirlerinin insanların terapiye dair algısını olduğu kadar terapiyle ilgili davranışlarını da ciddi şekilde etkilediği Dr. Julia Maier’in Psychology of Popular Media Culture dergisinde yayınlanan araştırmasıyla da kanıtlanmış. Tasvir edilen psikoloğa sempati besleyen izleyicilerin ihtiyaç duymaları halinde terapiye gitmeye daha yatkın oldukları öğrenilmiş. Psikolojik sorunlara sahip kişilerin uçlarda ve abartılı şekilde tasvirlerinin de kişilerin terapiye gitmeye karşı önyargılı olmasına sebep olduğu ortaya çıkmış.

Tüm bu tasvirlerin iyi ve kötü etkilerini akılda tutarak, konuyu açmış olmalarının ve bir diyalog başlatmalarının kıymetli olduğuna inanıyoruz. Yolun açılmasıyla sinema ve televizyonda gün geçtikçe çok daha iyi örneklerle karşılaşacağımızı umuyoruz.

İzleyici koltuğundan kalkıp kendi terapi sürecine başlamak isteyenler online psikolojik danışmanlık ve terapi uygulaması Hiwell’i kullanarak kendilerine en uygun uzman psikologla eşleşebilir, ücretsiz bir öngörüşme ile tanıştıkları psikologlarıyla birlikte terapiye başlamaya karar vermeleri durumunda, terapinin evrensel etik çerçevesinde gerçekleşeceğinden emin oldukları terapi seanslarına başlayabilirler. Hiwell’in psikolog kadrosu terapi için gerekli yüksek lisansını ve mülakat sürecini başarıyla tamamlamış uzmanlardır. Sizin için en uygun uzman psikologla, Hiwell’e üye olurken yanıtladığınız sorular doğrultusunda eşleşirsiniz. Hiwell’de terapiye başlamaya karar verirseniz, seanslarınızı “dadanizm” kodunu kullanarak alabilir ve yüzde 10 indirimden faydalanabilirsiniz.

editörün seçtikleri