The Crown ve kraliyet ailesinin normal olma çabası
yazar: Seden Mestan

Kraliyet ailesi skandallara ve milyonlarca sterline boğulurken, sıradan ve insancıl hikayeler üzerinden kendilerine dair bir empati yaratmaya çalışmak…

İtiraf edeyim, her ne kadar İngiliz kraliyet ailesi umrumda değilmiş gibi davransam da göz ucuyla izleyip takip etmekten de alamıyorum kendimi. Çünkü zaten bunun için varlar: dikkat dağıtıp asıl konular üzerinde durulmasını engellemek, prenslerin ve prenseslerin kıyafetleri üzerinden içi boş bir gündem yaratıp zihin oyalamak için… Son yıllarda ise muhtemelen Lady Diana’dan ilhamla, kraliyet ailesinin ne kadar da ‘normal’ olduğunu göstermeye çalışan bir PR stratejisi başladı.

Lady Diana ‘sıradan bir anne’, ‘sıradan bir eş’ ve günlük hayatta ‘herkes gibi’ biri olduğu için kitleleri peşine takmıştı. Tüm bunlar rol müydü, gerçek miydi bilinmez ama kraliyet ailesinin rijit yapısını fena sarsmıştı. Pek çok açıdan başarılı da olmuştu, o feci son onu bulmasaydı işleri alır götürürdü de… O dönem kraliyet tarafı Lady Diana’dan feci rahatsızlık duymuş olsa da onun bu stratejiyle halkı nasıl tavladığını iyi gözlemlemiş olmalılar ki günümüzde de kraliyet ailesinin sıradan yaşantısına (!) vurgu yapılmaya başlandı.

kate middleton

Patates almış.

Çok mütevazı bir şekilde, ‘sıradan’ insanlar gibi süpermarkette alışveriş yapan Cambridge Düşesi Kate (evet, tabii, kesinlikle kameralara yakalandığından bihaberdi), herkesin tanıdığı bir prens değilmiş gibi blind date’e çıkıp (medyatik prensle blind date mi olur yahu, kadın da dizilerde oynamış bir de) buluştuğu kadına aşık olan ve onunla evlenen Prens Harry, ‘alelade’ bir vatandaş gibi yetiştirilmeye çalışılan kraliyet çocukları, döpiyesleri içinde minnoş bir nine gibi gösterilmeye çalışılan Kraliçe… Düğünler, doğumlar ve doğum günleri ve türlü türlü kutlamalar, resepsiyonlar, ata binmeler, eltiler arası didişmeler…

kraliçe elizabeth kötü bakış

Tüm zamanların en iyi meme’lerinden

Oysa bir de kraliyet ailesinin bu şurup şeker haber servisi içinde es geçilen bazı yüzleri var. Mesela Prens Andrew…

Geçtiğimiz haftalarda kulağınıza Jeffrey Epstein‘ın adı çalınmış olabilir. Amerikalı iş adamı. Ama bu dışarıdan baktığınızda gördüğünüz kimliği. Görünenin ardında ise seks amaçlı insan kaçakçılığı yapıyordu. Bunların çoğu ise reşit olmayan kız çocukları… Ayrıca yine reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel taciz suçlamaları vardı kendisine yönelik. Tüm bu suçlardan ötürü hapiste olan Epstein, geçtiğimiz ağustos ayında kendisi asarak intihar etti. Ama intiharı konusunda büyük şüpheler söz konusu, çünkü Epstein’ın reşit olmayan kız çocukları üzerinden seks ticareti yaptığı söylenen isimler arasında siyasetçiler ve iş adamları var. Ve bunlar tahmin edeceğiniz üzere ‘büyük’ ve pozisyonu gereği ‘kritik’ isimler.

prince andrew

Bahsi geçen bu isimlerden biri de Prens Andrew. Prens Andrew’un, bir dönem çok yakın arkadaşı olan Epstein’ın evinde reşit olmayan kız çocuklarıyla çekilmiş fotoğrafları olduğu söyleniyor. Virginia Giuffre adlı bir kadın, Prens Andrew’un 2001 yılında, henüz 17 yaşındayken kendisini cinsel ilişkiye zorladığını açıklamıştı. Her ne kadar bu iddianameler reddedilmiş olsa da bir süre sonra Prens Andrew’un 2001 yılında Guiffre ile çekilmiş fotoğrafları basına çıkmıştı.

Prens Andrew iddialarla ilgili bir açıklama yapmak üzere BBC’ye bir röportaj vermişti ama o da iddiaları yatıştırmak yerine daha beter patlamış, büyük tepkiler almıştı. Bu fotoğrafın çekildiğini hatırlamıyorum demişti mesela. Reddetmek üzere söylediği her sözle birlikte de daha fena dibe çökmüştü. Saraydan da durumun ne kadar vahim olduğunu gösteren bir karar gelmişti bir süre sonra: Prens Andrew, tüm kraliyet görevlerinden çekilecekti. Ve bu göreve bağlı olarak aldığı 249 bin sterlinlik geliri de kaybedecekti. Vov. 249 bin ne ya?! Prens Andrew bunu alıyorsa, Kraliçe, Charles falan kaç alıyor acaba? Zavallı vergiler… (Bu konuda dertlenmeyi İngiliz vatandaşlarına bırakıyorum.)

the crown

The Crown’un üçüncü sezonu Prens Andrew skandallarının peşi sıra gelince diziyi izlemeye de bazı tereddütler eşliğinde başlamak mümkün. Özellikle de bu yeni sezondaki konular gereği, bu tereddütlerinizin izlerken iyice arttığını da hissedebilirsiniz.

Hiç beklenmedik bir anda taht sıralamasındaki yeri değişen ve bir anda kendini kral olarak bulan VI. George’un ve ondan sonra tahta geçen II. Elizabeth’in hikayelerini izleyerek başlamıştık The Crown’a. Daha kendini bile tanımayan genç bir kadının ülkeyi ve görecini tanıma, yönetme çabalarını anlatıyordu. Evet, büyük fedakarlıklar yapıyordu, saçını süpürge ediyordu ülkesi için; bu noktada, kraliyet ailesine yönelik empatiyi artıracak ‘sıradanlaştırma’yı bolca görüyorduk ama çok da göklere çıkarmıyorlardı Kraliçeyi ve saray erbabını. Bir de görece daha uzak bir geçmişte geçiyordu, günümüzden ziyade tarihin bir parçası gibi gözüküyordu Kraliyet ailesinin bu maceraları gördüklerimizin farklı bir tesiri vardı.

the crown 3

The Crown

Olivia Colman ve Helena Bonham Carter gibi gönlümüzün sultanları bu sezon başrole geçse de (her iki sezonda bir oyuncu kadrosunun değiştirileceğini açıklamıştı prodüktörler, karakterler de hızlı akan hikayeyle birlikte yaşlandığı için, gerçekçi bir hava yakalamak adına) üçüncü sezonda hikaye o kadar bariz bir şekilde taraf tutuyor ki rahatsız olmamak elde değil. Hem artık işin içine daha fazla politik ve toplumsal olay giriyor. Onların varlığı söz konusu olunca senaryoda kraliçeye atfedilenler de can sıkıcı olabiliyor. Mesela Galler’deki o maden faciası sonrası kraliçenin kaza alanına gitmemesi çok sertti. Ama onun altında bile bir mesaj veriliyordu: O da bir insan, bakın zavallıcık nasıl üzüldü sonra, ağladı (ki belki de ona ağlamadı o sahnede, ne malum) ve yıllar içerisinde pek çok kez kaza alanını ziyaret etti. Orayı en çok ziyaret eden kraliyet üyesi oldu hatta, inanır mısınız?!?!

Bu arada bir parantez açalım: Bu ağlama sahnesinde Olivia Colman öyle bir döktürüyor ki! Of of of… Ben birkaç kere geri sarıp izledim.

the crown 2

Kraliyet ailesini ‘sıradan’ bir insan gibi gösterme çabasının bir halkası oluyor sanki artık The Crown. Karakterlerin zaaflarını gösterirken aslında onlarla empati kurmamızı da istiyor hikaye. ”Bak o da senin gibi ağlıyor, kardeşini kıskanıyor, aldatılıyor, annesi tarafından itilip kakılıyor görüyor musun” mesajını veriyor alttan alta… Kraliyet ailesinin varlığına dair şüpheleri gidermek için iyi bir formül… Oysa gerçekte, pedofili ile suçlanan bir prensin suçları örtbas edilmeye çalışılıyor; halk seçimlerdi, Brexit’ti derken kendince çözüm peşinde daha beter çıkmazlara düşerken kraliyet ailesine milyonlarca sterlin paslanıyor. Düşesin kendi başına marketten patates, ıvır zıvır aldığına dair haberler de absürt bir köşeye taşınıyor böyle bir durumda tabii.

Üçüncü sezon üzdü ama karşımıza Olivia Colman’ı çıkaran (ki ilk iki sezonda kraliçeyi canlandıran Claire Foy o kadar iyiydi ki, sanki Olivia Ablamızı bile gölgede bırakmış, dürüst olmak gerekirse) bir diziyi asla yarıda kesmeyeceğimi söylemem gerek. Helena Bonham Carter da son zamanlardaki en sağlam oyuculuk performanslarından birini sergiliyor. Hem yazının başında da demiştim ya; ilgilenmiyorum ama ‘göz ucuyla’ takip ediyorum…

the crown 4