Yazar: Zeynep Naz Inansal
19 Şubat 2022
İstediğimizi söyleyemedikten sonra sahnede olmanın ne anlamı var?: The Marvelous Mrs. Maisel dördüncü sezonuyla yeniden karşımızda

Dizileri, yarattıkları dünyaları ve ana karakterlerini oldukça sahici, tam da bu yüzden de bir o kadar da garip hislerle özlediğimiz doğru. Bizi günümüzün tüm sorunlarından koparıp 1950’ler New York’una götüren ve en yakın arkadaşımızla sohbet ediyormuş gibi yumuşacık hissettiren The Marvelous Mrs. Maisel da aynı bu hisle, en çok özlediğimiz dizilerden biriydi. İki yılı aşkın hasret bu hafta son buldu ve dizinin dördüncü sezonu sonunda izleyiciyle buluştu. Hem de bir değil, iki bölümle. Bunca hasret sonrası tek bölümün bizi kesmeyeceğini anlayan Amazon Prime’a da ayrıca teşekkürler. Geçtiğimiz günlerde de dizinin beşinci sezon onayı aldığını ve bu gelecek sezonla birlikte final yapacağını da öğrendik. İçimiz buruk, ama her güzel şeyin bir sonu olduğunu da biliyoruz.

Mrs Maisel GIF by The Marvelous Mrs. Maisel - Find & Share on GIPHY

The Marvelous Mrs. Maisel, 1950’lerde Manhattan’da yaşayan, evli ve iki çocuklu Miriam Maisel’ın bir gecede tüm hayatının değişmesini anlatıyor. Eşinin onu aldattığını ve boşanmak istediğini öğrenen karakterimiz sarhoş olup yanlışlıkla bir stand-up yapıyor. (Evet, yanlışlıkla) Sonrasında da yıllardır başarıyla sürdürdüğü profesyonel ev kadını, eş ve anne kimliklerinden çok daha fazlası olduğunu fark ediyor ve bambaşka bir hayata atılıyor. Oldukça komik, dinamik, zekice yazılmış olan dizi, aynı zamanda insanı yumuşacık hissettiren bir konfora da sahip. Şahane kostümleri, başarılı oyunculukları ve prodüksiyon tasarımı da cabası. Dizi, bir kadının kendi sesini ve gücünü bulma macerasının her anını, seyircisine şefkat ve özen göstererek anlatmayı başarıyor. Dördüncü sezonuna ilk bakışla The Marvelous Mrs. Maisel’a, komedinin iyileştirici gücüne ve kadınlar olarak kendi yolumuzu çizmeye dadanıyoruz. 

Rachel Brosnahan Mrs Maisel GIF by The Marvelous Mrs. Maisel - Find & Share on GIPHY

Amazon Prime’da yayınlanan The Marvelous Mrs. Maisel’ı hiç izlememiş olanlar ve hatırlamak isteyenler için biraz tanıtarak başlayalım. 1950’lerde New York’ta geçen dönem dizisi, hayatta sahip olmak istediği her şeye sahip olan ve tüm bunları bir gecede kaybeden Miriam Maisel’ın hikayesini anlatıyor. Rachel Brosnahan’ın başarıyla canlandırdığı ve performansıyla iki Altın Küre ödülü kazandığı karakteri, Yahudi bir ailenin geleneklere oldukça bağlı, ‘terbiyeli’ genç kızı. İlk aşkı olan Joel’la evlenmiş, iki çocuk yapmış ve ailesiyle yıllardır oturduğu havalı binada bir daireye taşınmış. Bir anne ve eş olarak profesyonel denebilecek abartılı bir titizliğe sahip. Mükemmel yemek yapıyor, evini çekip çeviriyor, görevi olduğuna inandığı her şeyi eksiksiz yerine getiriyor. Sıkıcı bir işte çalışan ve geceleri stand-up yapmak isteyen kocası istediği saatte sahneye çıkabilsin diye mekan çalışanlarına rüşvet vermek ya da onun için şakalar yazmak da bu görevlerden. Peki sonra ne oluyor? Eşi, onu başka bir kadınla aldatıyor ve evden gidiyor. 

Rachel Brosnahan Eating GIF by The Marvelous Mrs. Maisel - Find & Share on GIPHY

Onu mutlu sona götüreceğini düşündüğü tüm görevlerini yerine getiren ama yine de terk edilen Miriam, ya da yakınlarının ona taktığı isimle Midge, aslında dünyanın sandığı kadar tahmin edilebilir ya da kontrol edilebilir olmadığını fark ediyor. Toplum ya da ailesi tarafından ona çizilen yolun onu mutlu etmediğini, hatta kısıtladığını görüyor. Sarhoş olup bir barda sahneye atlayıp yaptığı stand-up’ında tüm bu rollerden ne kadar yorulduğunu anlatıyor ve belki de yıllardır ilk özgür anını yaşıyor. Biraz fazla gaza geliyor ve sahnede soyunuyor hatta. Oldukça ironik bir şekilde bu özgür anından hemen sonra tutuklanıyor. Bu utanç dolu geceyi unutmak istese de hem o barın sahibi hem de stand-up alanında menajerlik yapmak isteyen Susie (Alex Borstein), ona bu iş için doğmuş olduğunu söylüyor ve beraber çalışmaya başlıyorlar. Böylece Midge, ilk olarak tüm tanıdıklarından gizli bir şekilde, bir stand-up kariyerine başlıyor. İzlemeyenlere spoiler olmaması için sonrasıyla ilgili çok detay vermeyelim ama menajeri Susie ile, tamamı erkeklerden oluşan bir endüstride, 1950’ler gibi bir zamanda kadın bir komedyen olarak bir kariyer inşa etmeye ve bir yandan da ciddiye alınmaya çalışıyorlar.

Amazon Mrs Maisel GIF by The Marvelous Mrs. Maisel - Find & Share on GIPHY

Midge’in eski hayatı, bazılarına dışardan mükemmel görünse tamamen bir ambalajdan ibaret. Aslında sahip olursa mutlu olacağına inandırılığı bir hayatı yaşıyor ve bunun ne kadar çok fedakarlık yapmasını gerektirdiğinin farkında değil. Örneğin gerçek halini kocasına asla göstermiyor. Makyajla yatağa girip kocası uyandığında makyajını temizliyor ve o uyanmadan sabaha karşı kalkıp mükemmel görünene kadar uğraşıp geri yatağa giriyor. Ya da isteklerini, hayallerini ve hedeflerini hep başkaları üzerinden düşünüyor. Hiçbir zaman kendisi için hayal kurmuyor. Yani aslında gerçekten kim olduğunu en yakınına bile asla göstermeden yaşıyor. The Marvelous Mrs. Maisel, aslında genç bir kadının tüm rollerden ve etiketlerden sıyrıldığında neler başarabileceğinin ve nasıl özgür olabileceğinin hikayesi. 

Boşanmasına rağmen kocasının soyadı ve evli olduğunu belirten unvanla yani Mrs. Maisel olarak sahneye çıkmaya devam etmek zorunda olması ayrıca ironik. Çünkü ona biçilen tüm rolleri, olması gerektiği düşünülen her şeyi temsil ediyor bu isim. Evli olduğunu belirten detay ve eşinin soyadı. Aslında o, yalnızca bunlardan ibaret olmasa da toplumun önemsediği kısımlar bunlar. Ama Midge, tüm şovuyla bunları yıkıyor ve baştan yaratıyor. Tüm rollere ve etiketlere meydan okurken, gerçekten komik olmayı başarıyor. Bu arada çevresindeki herkes, özellikle eski eşi Joel da onlara atanan görev ve rollerden muzdarip. Yani bu durum sadece ana karakter ya da kadınlar için de işlemiyor. Midge bunları yıktıkça, çevresine de ilham oluyor aslında. 

Rachel Brosnahan Miriam GIF by The Marvelous Mrs. Maisel - Find & Share on GIPHY

Dizinin başarısında en büyük paya sahip olan yaratıcısı, senaristi ve yönetmeni Amy Sherman-Palladino’dan bahsetmemek olmaz. Eşi Daniel Palladino’yla beraber bize bu diziyi armağan etmeden önce kendisini Gilmore Girls dizisiyle tanımıştık. 2000-2007 yılları arasında yayınlanan ve bir anne-kızın birlikte büyüme hikayesini anlatan Gilmore Girls de aynı yumuşacık hisse, zekice yazılmış, bol popüler kültür göndermeli komik diyaloglara ve tabii kadınların kendi yolunu çizme yolculuğuna sahipti. Anne Lorelai ve kızı Rory’nin hayatına giren herkes birer yan rolden ibaretti, çünkü ikisinin de hayatındaki başrol birbirleriydi. Bu dizinin de ana çifti, daha doğrusu ikili ilişkisi Midge ve Susie. Aynı Gilmore Girls’deki gibi, bu ikilinin birlikte büyüyüp gelişmesine ve kendi yollarını çizmesine tanık oluyoruz. Bir de tabii yine Gilmore Girls’teki gibi burada da dede ve anneanne figürleri var. Bir noktada aslında her şey onlara baş kaldırmaktan geçiyor.

Okuma önerisi – Dünya yanarken Gilmore Girls izlemek

Mrs Maisel GIF by The Marvelous Mrs. Maisel - Find & Share on GIPHY

Midge’in hayatında da annesi Rose ve babası Abe toplumun geleneksel tarafının ve kuralların temsilcileri gibiler; eski dünyaya aitler. Fakat Midge’in hayatındaki kırılmayla birlikte onların da dönüştüğünü görüyoruz. O sert kabuklarını kırıyorlar, farklı sorgulamalara girişiyorlar. Tabii ki oldukça matrak bir şekilde. Rose’u canlandıran Marin Hinkle ile vaktiyle Monk olarak sevip bağrımıza bastığımız, şimdiler de ise Abe olarak hayatımıza giren Tony Shalhoub’un zahmetsiz oyunculukları karakterlerin bu geçiş sürecinde onlarla daha çok empati kurmamızı sağlıyor.

Season 2 Episode 6 GIF by The Marvelous Mrs. Maisel - Find & Share on GIPHY

Peki dördüncü sezon nasıl başladı? Şu ana kadar küçük engellere rağmen hep yükselişini izlediğimiz Midge ve stand-up kariyeri ciddi bir durgunluk dönemine girmişti üçüncü sezon sonunda. Dördüncü sezon da Midge’i her şeyin başladığı yerde, o barda, sarhoş ve sinir krizinin eşliğinde karşılamayı seçiyor. Yanlış şeyleri söylediği için işini kaybeden Midge, bir süre debelense de bir aydınlanma yaşıyor. Zaten bu işi başkalarının kontrolünde yürütmek istemediğini fark ediyor. Kendi olamadıktan, kafasındakileri söyleyemedikten sonra sahnede olmasının ne anlamı var ki? Ayrıca bir sanatçının açılışını yapmak olarak belirlediği kariyer hedefini de değiştiriyor haklı olarak. Ana sanatçı olmaya ve kimse için açılış yapmamaya karar veriyor, yani headliner olmaya. Tabii bu ne kadar mümkün veya başarılı olabilecekler mi bilmiyoruz. Ancak Midge’in girdiği bu yeni yolda ona eşlik edeceğimiz için çok mutluyuz.

editörün seçtikleri