The Morning Show’dan The Servant’a: Apple TV+’ın büyük 6’lısı
yazar: Yiğit Tuna

Sessiz sedasız yayınladığı fragmanlarıyla dolu, şu an son derece kompakt bir YouTube kanalı olan platform, yakında bize sadece kendisinden bahsettirir olacak gibi çünkü büyük lansman günü yaklaşıyor. Büyük derken, gerçekten büyük bir lansmandan bahsediyoruz.

Apple, Mart 2019’da yayınladığı ilk duyuru videosundan beri TV+ için hummalı bir şekilde çalışıyor. Alabildiğine dramatik ilk video, Apple’ın artık hangi ünlüleri kadrolu olarak yanına aldığını gösterip bizi uçsuz bucaksız hayallere sürüklemişti. Yani çünkü bir düşünün; aniden J.J. Abrams, Jennifer Aniston, Damien Chazelle, Steven Spielberg ve Reese Witherspoon’un aynı jenerikte akma ihtimalleri (biraz abarttık ama olsun) ufukta beliriyor… Kısacası Apple yıldızlar kadrosunu topluyor ve bizi başımıza geleceklere dair uyarıyordu. İzlemeyenler ya da hatırlamayanları şöyle alalım:

İlk videonun üstüne sadece birkaç ay geçtikten sonra, Apple kutusunu açmaya ve hepimize fragmanları, tanıtımları, müptelası olacağımız yeni hikayeleri göstermeye başladı. Günler geçtikçe hangi isimlerin hangi jeneriklerde buluşacakları netleşti ve nihayet takvimlere işaretleyip geri sayıma geçecek kıvama geldik: Apple TV+ 1 Kasım’dan itibaren 100’den fazla ülkede yayın hayatına başlayacak ancak ne yazık ki o listede Türkiye yok, en azından şimdilik. Biz açıklanan yapımlardan seçtiğimiz 6’lıyı umutla beklerken, Steven Spielberg’ün dediği gibi hikayelere kaptırıyoruz kendimizi: “Bizi başka birinin hayatına sokmak; bir hikayenin amacı budur. Bir hikaye size çevrenizdekileri, ajandanızı, o gün yapacaklarınızı ve umarım kendinizi unutturmalıdır.”

The Morning Show – 1 Kasım

Belki de platform duyurulduğundan beri hepimizin ilk haberdar olduğu ve en merakla beklediği dizi, Jennifer Aniston, Reese Witherspoon ve Steve Carell’i buluşturuyor. Jennifer Aniston’ı izlemeyi o kadar özledik ki… Dizi, Carell’in canlandırdığı Mitch Kessler karakterinin cinsel suistimal suçlamasıyla işinden atılmasını ve sonrasında Aniston’ın karakteri Alex Levy’nin, işini elinde tutmak için Witherspoon’la mücadelesini anlatacak.

See – 1 Kasım

Jason Momoa’nın geri dönüşü hiç de sessiz olmuyor ve bilimkurgu dizisi See, fragmanıyla bile bize bunu hissettiriyor. Tabii Momoa See’ye şans vermek için tek sebep değil; dizinin yaratıcılarından ve yapımcılarından biri Steven Knight. Açalım: Peaky Blinders’ın yaratıcısı. Uzak gelecekte, insanlar artık görme yetilerinden tamamen yoksundurlar ve görebilen iki çocuk dünyaya gelir… Yeterince ateşleyici, değil mi?

Dickinson – 1 Kasım

Hailee Steinfeld’li bir Emily Dickinson hikayesi. 19. yüzyılın büyük şairinin hayatına, o dönemin toplumuna ve aile yapısına odaklanan dizi bize bolca akılda kalan kostüm, nostaljik anlar ve pek bilinmeyen yönleriyle Dickinson’ı anlatacak.

For All Mankind – 1 Kasım

Cevabı yıllardır merak edilen varsayım: Ya Ay’a önce Ruslar gitseydi… Dizi de bu sorudan yola çıkan hikayesinde NASA astronotlarının hayatlarına odaklanıyor. Uzak galaksilerin hayaliyle süren bir dram. Joel Kinnaman, Michael Dorman, Sarah Jones ve Jodi Balfour’lu kadroyla buna hazırız.

Servant – 28 Kasım

M. Night Shyamalan ne yapsa beğenir miyiz bilmiyoruz ama ne yapsa merak ederiz, orası kesin. Servant da bu kaideyi bozmuyor içinde bolca “gizem”, “trajedi” ve “mistik” geçen bir hikayeyle geliyor. Özetle şöyle: Bir çiftin hanesine gizemli güçlerin musallat olur ve olaylar gelişir.

Truth Be Told – 6 Aralık

Aaron Paul’ün izlediğimiz her yapımda karşımıza çıktığı bir dönemdeyiz, Truth Be Told da sıradaki yapım. Paul’ün Octavia Spencer ve Lizzy Caplan’a eşlik ettiği dizi, Spencer’ın gerçek bir suç podcast yayıncısı karakteri Poppy Parnell’in yeni kanıtlar ışığında açtığı eski bir davayı konu alıyor, tahmin edersiniz ki Aaron Paul de parmaklıkların diğer tarafındaki isim.