Yazar: Janset Atacan
24 Eylül 2022
Sen yeter ki sev kulun olayım: The Rings of Power incelemesi

Yıllarca, aylarca bekledik. Gün saydık, takvimlere aşkımızı kazıdık. O kutlu gün geldiğinde, heyecandan yerimizde duramadık. Amazon, tüm zamanların en pahalı dizisi The Lord of the Rings: The Rings of Power’ı geçtiğimiz haftalarda seyirciyle buluşturdu. Eleştirmek ve sevmek için kendimize biraz süre tanıdık. Dadandık, dadandıkça sevdik gibi. ‘‘Hayatta her şey para mıdır?’’ sorusunun cevabını veren dizi, tartışmaların göbeğinde kalbimizde ufak da olsa bir yer edindi. Sıra, gıybette. Buyurun.

Şimdi öncelikle bir noktada anlaşalım. Siyah elfler vardır. Siyah cüceler tabii ki vardır. Siyah insanlar da burada bir yerde. Bir hikayeye binlerce yeni karakter de eklenebilir. Dumbledore gay olabilir. Bu gerçekleri bir kenara koyalım ve The Lord of the Rings: The Rings of Power için bir dakikalık saygı duruşuna geçelim. Öylesine bir pahalılık, bir göz boyama… Öylesine de bir olmamışlık, ısınamama…

The Rings of Power, ilk dört bölümünde tempoyu gittikçe yükselten ancak kendi potansiyelinin de bir türlü üzerine çıkamayan bir yapım olarak dikkat çekiyor. Çocuk Galadriel’in, cennet-vari Valinor’daki günlerine kısa bir bakış atan dizi seyirciyi bir çırpıda Melkor’un karanlığına davet ediyor. İlk bölümde paraya kıyılmamış ve dillere destan savaş sahneleri için çok iyi bir sanat yönetmeni işe alınmış. (Tarihin gördüğü en iyi savaş sahnesini Peter Jackson’ın Miğfer Dibi’nde çektiğini unutmayalım). Burada gösterilen Gazap Savaşı, adı gibi bir kıyamet tablosunu yansıtıyor. Bu sahnelerde Galadriel, hâlâ genç ve bölüm ilerledikçe bir savaşçıya dönüşüyor. Biraz da gıcık bir karakteri olduğunu söylemek mümkün. Empati kurmanın zorluğuna kendimizi kaptırıyor, yine de Galadriel’i canlandıran Morfydd Clark’ın güzelliğine hayran olmadan duramıyoruz.

Númenor’a iki bilet ne kadar pahalı olabilir?

Dizide bizi bekleyen bir sürpriz ise Harfootlar ya da bildiğimiz adıyla Hobbitler. Henüz Orta Dünya halkları tarafından keşfedilmemiş, kahraman bile olmamış bu halk göçebe bir yaşam sürüyor. Pippin kadar meraklı bir Hobbit olan Nori, dizinin bu bölümlerinde bize eşlik ediyor. Nori’nin topluluğunun kaldığı bölgeye, gökten bir erkek düşüyor. Böyle söyleyince, yedi kocalı hürmüz gibi hissettim ama heveslenmeyin. Zira bu gizemli erkek, Gandalf olabilir. Dizideki görsel dünya tasarımının başarılı olduğu bir gerçek. Bunu dizinin üçüncü bölümünde ada ülkesi Númenor’un kapılarının aralanmasından anlıyoruz. Númenor, bilmeyenler için Aragorn’un büyük büyük büyük büyük büyük atalarının geldiği yer. Zaten şehrin mimarisi de Minas Tirith’e benziyor. Elendil de burada. Kendisini canlandıran oyuncuya ilan-ı aşk etmek için gün sayıyorum.

Númenor’da kraliçe Tar-Míriel’in huzuruna çıkan Galadriel sönük bir imaj çiziyor. Küçük, ezik ergen muamelesi gören Galadriel’e bakıp iç çekmek dışında elimizden bir şey gelmiyor. Galadriel’in gücü ve ihtişamının yalnızca bakışlardan ileri gelmediğini biri güzeller güzeli Morfydd Clark’a anlatmalı. Ya da dizinin senaristlerine.

Númenor sahneleri, seyirciye yakından tanıdığı birini daha açık ediyor: İsildur. Yıllar sonra Sauron’u yenecekse de dizide henüz bir çocuk.

Sauron, bildiğimiz Sauron olmayabilir

Sauron demişken nerede bu karanlıkların efendisi? Bu soru, bizi dizinin tartışmasız en seksi oyuncusunun canlandırdığı Halbrand karakterine götürüyor. Gizemli, denizci, demirci, kavgacı, sinsi, zeki birisi. Kendisine Yalın’ın ”Her Şey Sensin” şarkısını ithaf ediyorum. Dizinin dördüncü bölümünde Halbrand, Sauron olabilecek potansiyelde gibi duruyor. Fakat değil. Galadriel, Halbrand’ın Güney Topraklar’ın kayıp kralı olduğunu düşünüyor. Malum topraklar bir zamanlar kötülüklerin başı Melkor’un hizmetkarlarının mekanıydı. Hal böyle olunca, Halbrand’ın Angmar’ın Cadı Kralı olduğu açık ve nettir. Şüpheye yer yoktur. Bu durumda Sauron kimdir? Dizide orkları bir sağa bir sola sürüyen Adar, Sauron mudur? Dizinin senaristleri ne yapmak istemektedir?

Orklardan söz açılmışken orkların tasarımları Peter Jackson’dan alışık olduğumuz bir portre çiziyor. Öyle ki dizi, Hobbit üçlemesindeki göz kanatan CGI’ları dahi unutturmayı başarıyor. Burada tartışmalara yol açan, yazının başında aktivist bir duruş sergilememizi sağlayan siyah elfimiz, canımız ciğerimiz Arondir var. Bu eleştiride ondan fazla bahsetmeyeceğim ama hikayenin genişlemesini ve evren perspektifinin oluşmasını sağlayan bir karakter olduğunu söylememiz mümkün.

Ey Ay Yapım, sen nelere kadirsin!

Kafanızı yeterince karıştırmış olabilirim. Elrond ve Khazad-dûm’dan bahsetmedim bile. Bu ve buna benzer detayları dizinin finalinin ardından irdeleriz. Cücelerin diyarı Khazad-dûm’un görsel planlamasının yerinde ve doğru tasvirleştirildiği bir gerçek. Dizide Galadriel’in önderliğinde çok sayıda yan karakter var. Bunların her birinin yolu bir noktada birbiriyle kesişeceğe benziyor. Ne var ki dizi hayranları tarafından pek benimsenmedi, geçer not almış gibi de durmuyor. Hatta herkesin dilinde House of Dragon var diyebiliriz. Biraz kalbim kırıldı doğrusu. İzlediğimiz dizi, Tolkien’in yarattığı tarih ve zaman çizelgesine birebir uymasa dahi yapımcıların pek çok detayın inceliğine kafa yorduğu ortada. Senaryo, içinde bulundurduğu çok sayıda karaktere rağmen düz bir zeminde akıyor.

Peki sorarım, bu dizi neden sevilmedi? Çok para akıttığınız her şey, güzel olmuyor çünkü. Ya da Ay Yapım’ın bir an önce devreye girmesi lazım. Arkaya bir Toygar Işıklı da eklersek bu iş tamam.

Şaka bir yana dizi kendi içinde bir bütünlük sağlasa da yabancı bir his uyandırıyor. Peter Jackson’ın evrenine aykırı bir bakış açısı güdüyor. Tabii bu da olabilir, hayranların bir kısmı Jackson sinemasını sevmez. Bu kız, o hayranlardan değil. Kendimi sık sık Game of Thrones izliyor gibi hissettim. Dizinin üzerine çullanmış bir aitsizlik var. Orijinal seri kutsal bir dünyaya adım atmış hissi verir. Dünyalar üstü bir yerdedir ve izlerken gerçeklikle bağlantınız kopar. Dizide ise her an Lil Nas X çalacak gibi bir hava mevcut. Her şey çok modern, çok dünyevi. Dokunulabilir, gerçekliği pekala sorgulabilir.

İlerleyen bölümlerde Galadriel’in Orta Dünya’ya döneceği kesin. Kapı nereye açılır ve rota nasıl çizilir bilmiyoruz. The Rings of Power yavaş ilerleyen, ilerledikçe benimseten hikayesiyle keyifli; ama bizden olmayan bir dizi.

editörün seçtikleri