Tiyatro sahnesinde adeta bir performans sanatı: “Ama”
yazar: Yiğit Tuna

“Ama” oyununu tek bir kelimeyle anlatacak olsak, bu “sadelik” olurdu; metinde sadelik, oyunculukta sadelik, dekorda sadelik… Nadir Sönmez’in yazıp yönetip Esme Madra, Öner Erkan ve İlda Özgürel’le birlikte oynadığı “Ama”, izleyene tiyatro sahnesinde alışılmadık bir deneyim ve son derece rafine bir seyir sunuyor. Oyun ekibiyle “Ama”nın hikayesini konuştuk.

Fotoğraflar: Emre Mollaoğlu

“Ama”, Fringe Festival’de de sahnelendi, o günden bu yana da farklı yerlerde sahne almaya devam ediyor. Nadir, ilk olarak bu metin senin tarafında nasıl doğdu ve günün sonunda bu dört oyuncu nasıl bir araya geldi?

Nadir Sönmez: A Corner In The World’ün Alt’ta düzenlediği kısa işler seçkisinde yer almak için yazdım Ama’nın ilk sahnesini. Me too döneminin ardından kadın ya da erkek olmakla bağdaşlaştırılan davranış kodlarını tartışmayı istedim. On beş dakikalık bu kısmı Esme ile Aralık 2018’de oynadık. Sonra metnin devamını yazdım, İstanbul Fringe’e başvurdum ve oyuncu arayışım başladı. İlda’yı Ivanov oyununda izledikten sonra onunla buluşmak istemiştim. Öner’le tanışmama da Esme ve Ulaş Tuna Astepe vesile oldu. Ne mutlu ki ikisi de metni beğendiler. Geçtiğimiz yaz hepimiz bir araya geldik ve çalışmalara başladık. 

Oyun, İstanbul’da tiyatro, sinema ve sanat sektörlerinden birtakım insanın hayatlarından kesitler sunuyor ve sektörel çıkarımlar o kadar gerçek ki, bazılarında kendimizi ağlanacak halimize gülerken bulduk. Anlatılanların ne kadarı gerçek ve başınızdan geçti? Kendi deneyimleriniz ister istemez metne yansımıştır.

Öner Erkan: Nadir’in hünerli taraflarından biri, gözlemlerini akıcı ve rafine bir anlatım içinde karşıtlıklar birliği kurarak değerlendirmesi. Ayakları yere basan bu metni Nadir’in reji anlayışıyla canlandırmak güzel bir kesit ortaya çıkarıyor hem seyirci hem de oyuncular için. Çalışmamız karakterlerle benzerlikler aramak ya da kurmaktan ziyade, kendimizi daha iyi anlamamızı sağlayacak eskizler dizisi yaratmaya yönelikti diyebilirim.

Ama’daki sahne kullanımı özellikle dikkatimizi çekti. Bizim izlediğimiz temsil Üretimhane’deydi ve oyun hemen hiç dekor kullanılmadan, bir odanın içinde sahnelendi. Niçin bu sadeliği tercih ettiniz ve bu durum size nasıl bir avantaj sağladı?

Esme Madra: Nadir’in yazdığı metin zaten sadelikten başka bir şeyi pek kaldıracak gibi değil. İlk audition sahnesinde olabilecek hareket belli gibi zaten. İkinci sahnede de birini bekleyerek sohbet etmek durumunda kalan insanlar var. Sadelik ve dekorsuzluk bize büyük bir rahatlık sağladı, özellikle oynayabildiğimiz mekanları çoğaltması açısından. Çünkü neredeyse birinin evinin salonunda bile oynayabilecek vaziyetteyiz ve dekorla ilgili bir organizasyonumuz olmuyor. Bunun ne kadar hafifletici bir şey olduğunu insan başına gelince anlıyormuş.

Hem bahsettiğimiz sahne kullanımı hem de kısa süresiyle Ama, bizde alıştığımız bir tiyatro oyununun haricinde sıra dışı bir performans sanatı izlemiş hissi uyandırdı. Hatta deneysel bulduk bile diyebiliriz, çok da sevdik. Oyunun bu anlamda sizdeki karşılığı nedir?

Nadir Sönmez: Böyle hissetmenize sevindim. Sahnelemenin seyircide performans sanatına atfedilen türden bir enerji bırakmasını istiyorum. Öner, Esme ve İlda prova yaparken oyunculuk metotlarıyla sistemleştirilmiş yaklaşımlardan sıyrılıp; sahnede esnek, tutarsız ve değişken canlılar olarak yaşamayı kolaylıkla kabul ettiler. Böylece baskın kişilik özellikleri ya da belirgin mizaçlar bulup karakterlerinin kim olduklarına karar vermek yerine; onların meslekleri ve özel yaşamları ekseninde gelişen duygusal dinamiklerini sergileyebilecekleri bir çalışma alanı oluşturdular. Bu da gösterimlerde aktif bir araştırma sürecinde kalmamızı sağlıyor. Motivasyonlarımızdan biri oynarken birbirimizin yeni keşiflerini takip etmek. Böyle çalışarak performans sanatının gerçeklik, an ve seyirciyle kurduğu ilişkiden feyz alıyoruz.

Esme Madra: “Şöyle bir tarzda oynayalım” demedik, metnin kendisi şu anki oynama halimizi gerektirdi. Bir yandan bu konuya henüz dışarıdan bakabilecek bir durumda hissetmiyorum kendimi. Yani oyunun nasıl anlaşıldığına ve ne çağrıştırdığına dair oynadıkça ve izleyenlerle konuştukça bir şeyler anlıyorum. Anladıklarım ve yaşadıklarım zaman zaman inanılmaz derecede çelişiyor. Bu da açıkçası kendi adıma çok merak uyandırıcı bir şey.

Bizi oyunda en çok etkileyen “Beni mutluyken seviyor. Ben yanında depresyona girebileceğim birini istiyorum” cümlesi oldu. Oyundan, her birinizin aklında kalan ve kişisel olarak özel bir anlamı olan replikler neler?

Esme Madra: Bazı cümleleri gülmeden oynamamız çok zamanımızı aldı. Sizin söylediğiniz bence de gerçekten en iyilerinden. Onun dışında benim çok alakasız bir yerde söylediğim “Estağfurullah” repliği var. Emel’in “Gayliğini daha çok kullanman lazım, dedim” cümlesi var. Aslında tek başına repliklerden çok bir karakterin diğerine cevabının uç noktalardan gelmesi beni bu oyuna tekrar tekrar bağlıyor diyebilirim 🙂

Öner Erkan: “Bazı insanlar meslekleri sayesinde çevrelerindeki insanlara faydalı olabilecekleri bir hayat kurabiliyorlar.”

İlda Özgürel: Sanırım benim için bir cümle seçmek pek de mümkün değil. Bunun Nadir’in başarısı olduğunu düşünüyorum. Bize çok yakın gelen şeyleri yazarken yapıyı öyle bir kurmuş ki, oyunda bütün karakterlere dağılmış halde bulduğun her iki karşıt fikre ya da cümleye hem aynı yakınlıkta hem de aynı uzaklıkta durduğunu kişisel olarak fark ettiriyor sana. Bu da aslında kendi çelişkilerimizle ve biraz da trajikomik durumuzla karşı karşıya getiriyor bizi.

Bu soru için yine her birinizden bir cevap rica ediyoruz: Zorlandığınızı ya da kaybolduğunuzu hissettiğiniz dönemlerde, mesleğinizi sürdürmekteki en büyük motivasyonunuz nedir?

Öner Erkan: Değişimin anbean olduğu gerçeği.

Esme Madra: Aslında tam da tersine; genellikle beni tam başka şeylerle ilgili kaybolmuşken motive eden şey oyunculuğun kendisi oluyor. Ama mesleğimle ilgili bir zorlanma içindeyken beni kurtaran şey her seferinde değişiyor. Zor bir soru 🙂

Nadir Sönmez: “Hayatımı başka nasıl geçirebilirdim” diye sık sık sorguluyorum ama tecrübe ettiğim işlerden hiçbiri çeldirici olmadı. İnsanlarla güvenli koşullarda bir araya gelmemi sağlaması, bedensel ve ruhsal sağlığıma iyi gelmesi tiyatro yapmayı sürdürmemdeki başlıca sebepler.

İlda Özgürel: Elbette herkesin değerlendirmesine açık bir meslek yaparken güçlü durmanın zor olduğu anlar oluyor. Seyirci ile tiyatro icra edenler arasında beraber eyleme anlaşmasının bozulduğu zamanlar mesela. Seyirci sahnede olanı beğenip beğenmeyeceği ve süreci olmayan bir ürün gibi değerlendirmeye başlayınca, bence bizler de kendimizi bir beğeni nesnesi olarak sergileme tuzağına düşebiliyoruz. Tiyatro edimini böyle değerlendirmeye başladığınızda üzüntüsüz bir deneyim hemen hemen imkansız hale geliyor bana kalırsa. Halbuki birbirimizin hikayesini anlatmak ve dinlemek, seyirciyi beraber hayal etmeye davet etmek elimizde kalan nadir sevme biçimlerinden biri. Sevilme arzusu, sevme arzusunun önüne geçemez. Ben buna tutunuyorum.

Son yıllarda ülkemizde tiyatro alanında hem üretimin hem de ilginin arttığı bir dönemdeyiz, siz bu ivmelenmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlda Özgürel: Bu benim de düşünmeye devam ettiğim bir konu ancak tam olarak kavrayabildiğimi söyleyemem maalesef. Birçok farklı sürecin sonucu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de, özellikle de İstanbul’da 2009 yılından sonra alternatif sahnelerin hızla çoğaldığına tanık olduk. Bu durum ekonomik destek zorunluluğundan sıyrılmış tiyatro üretimini artırdı. Seyirci de konvansiyonel diyebileceğimiz tiyatro dışındaki işleri nasıl izleyeceğini öğrendi ve bu tarz işlere daha çok ilgi duymaya başladı. Tabii her alternatifin konvansiyonel olana dönüşmesi yasası yine geçerli oldu, şu an tiyatro izlemek havalı bir şeye dönüştü. Türkiye tiyatrosunun alternatifini yeniden üretmeye ihtiyaç duyduğu günlerde olduğumuzu sanıyorum.

Bu ekibin beraber yeni projeleri olacak mı? Her birinizin yakın gelecek planları neler?

İlda Özgürel: Ekip olarak şu an için bu oyun üzerinde daha da derinleşmek niyetindeyiz. Ama yeni projeler üretme fikri de beni her zaman için oldukça heyecanlandırıyor. Birlikte o kadar güzel çalışıyoruz ki bu ekipten herhangi birinden gelen bir fikre gözüm kapalı “Hadi yapalım” derim. Bireysel anlamda da, yakın zaman içinde bir oyun yönetmek niyetindeyim.

Öner Erkan: Birlikte yapacağımız, yapabileceğimiz şeylerin hayalini kuruyoruz. Gerçekleştiğinde haberiniz olur 🙂

Esme Madra: Bu oyuna daha yeni başladık 🙂 O yüzden henüz hiç bitmesin istiyoruz bence. 

Nadir Sönmez: Şu an oyunu Fransızca’ya çeviriyorum. Hareketi bu kadar az ve metne dayalı bir oyunun yabancı bir kitle tarafından üst yazıyla takip edilmesi durumunda ne hissettireceğini öğrenmek isterdim. 

Ama, 14-28 Şubat’ta Üretimhane’de ve 21 Şubat’ta Tuhafier’de sahnelenecek.