Yazar: Zeynep Naz Inansal
8 Temmuz 2021
Türlü gerilimlere açılan bir kara komedi: Shiva Baby filmini yönetmeni Emma Seligman ile konuştuk

Şu dünyada her şeyin yolunda gidiyor olması nasıl mümkün olabilir ki? Hayat deneyimleri gereği ”büyüklerimizin” bunu çok iyi biliyor olması gerekirken artık nasıl bir motivasyona sahiptirler bilinmez (nispet?, şov?, sado-mazo dürtüler?) en klişe ve tam da bu yüzden can sıkıcı sorularla olmadık yerlerde sıkıştırıveriyorlar insanı. Okulda hangi bölümde okuduğunuzdan tutun da ne yediğinize, kiminle görüştüğünüze kadar karışırlar, üstüne bir de sizden gelecekle ilgili her sorulan soruya gururlu bir kararlılıkla cevap vermenizi isterler. Aksi takdirde başlasın bakışmalarla konuşmalar, sinsi sinsi fısıldamalar…

İşte tam da bunların yarattığı hisler üzerinden müthiş bir kara komedi yaratıyor Emma Seligman. 25 yaşındaki yönetmenin ilk filmi Shiva Baby, üniversite öğrencisi olan Danielle’in eş, dost, hısım, akraba ile doluştuğu bir cenaze evinde dört bir koldan sıkıştırılmasını anlatıyor. Danielle için sorulan soruların da, o sorulara ne cevap vereceğinin de pek bir önemi yok gibi. Evet, belli ki hayatının bir geçiş döneminde ama bizi bile etkisi altına alan bir kayıtsızlık içerisinde; o klişe sorulara büyük cevaplar verme derdinde değil. Yine de bir miktar annesinin sözünü dinliyor, uslu davranıyor… Ta ki cenaze evindeki o yürek sıkıştıran karşılaşmaya kadar.

Sahiden de Emma Seligman tüm hikayeyi bu birkaç metrekarelik cenaze evinin odalarına yaymış. Her odada anlatılan hikayeye yeni yeni detaylar ekleniyor. O her ne kadar başlangıçta bunu hedefleyerek yola çıkmamış olsa da Shiva Baby; karşılaşmalar, akraba sıkıştırmaları ve müzikler derken izleyeni gerim gerim gererek ilerliyor. Bir sonraki sahne için endişeli, yüreğiniz ağzınızda beklerken kendinizi kahkaha atarken bulabilirsiniz.

MUBI Türkiye üzerinden gösterime giren Shiva Baby‘e daha önce de uzun uzun dadanmıştık. Bu sefer Emma Seligman ile yollarımızı kesiştirdik ve yönetmenin aslında bitirme projesi olarak yarattığı Shiva Baby’nin hikayesinin nasıl ilerlediğini konuştuk.

Merhaba Emma! Shiva Baby’e bayıldım ve seninle filmi konuşmak için sabırsızlanıyorum!

Çok teşekkürler!

Shiva Baby uzun metraja dönüşmeden önce üniversite mezuniyet projenmiş. Bu kısa filmi uzun metraja taşımaya nasıl karar verdin? Neden başka bir hikayeye odaklanmak yerine bu hikayeyi daha geniş bir yerden ele almak istedin? Bu süreçte ne tip zorluklar yaşadın?

Bu hikayeye daha geniş bir yerden bakmak istedim, çünkü o zamanki hislerimle filmin hissi örtüşüyordu. Bu bakış açısı üzerinden kendimi en iyi şekilde ifade edebileceğimi hissettim. Bu karakterin yaşadıkları ve içinde bulunduğu geçiş dönemi benim için de benzer bi zamana denk geldi. Bu konuda çok fazla söyleyecek sözüm ve hissim olduğunu fark ettim. Bir yandan da ailemden çok uzun süredir uzak olma fikrine de hakimdim. Yani onlarla olan deneyimime uzaktan bakabiliyordum denebilir. Genç kadınlara ne tip baskılar yapıldığı, genç kadınların olması beklenen her şey olmalarının ne kadar imkansız ve saçma olduğu konuları da bana güncel ve önemli geldi. 

Ama tabii çok fazla zorluk da yaşadık. İlk uzun metrajını çeken her yönetmen yaşından, cinsiyetinden bağımsız olarak benzer zorlukları yaşıyor zaten.

Çok yaygın ve de artık sıkıcı olan ana mesele bütçe bulabilmekti. Parayı toplamak çok zordu. Tanıdığımız herkesten yardım isteyerek ve yatırımcılarla bir araya gelerek gereken miktara ulaştık. Daha önce hiç bu tip bir şey yapmamıştım. Bu da zorlayıcı bir süreç oldu.

Hikayeyi dar bir alan içinde geliştirmek de epey uğraştırıcıydı. Tabii bu uğraş, maddi sıkıntılara kıyasla çok daha eğlenceliydi. Hikayeyi hem ilginç tutup hem de bu kadar dar bir alana sığdırmak da oldukça zor ama keyifliydi.

Filmdeki ev, ayrı bir karakter gibi işliyor. Evdeki her oda, her insan ayrı ayrı kapılar açıyor. Tüm bunları planlama süreci nasıldı? Birebir sadık kaldığın bir koreografi mi oluşturdun?

Filmin her anı bir sonrakine bağlı, devamlı olduğu ve oyuncularla da istediğimiz kadar çok zamana sahip olmadığımız için, her şeyi detaylıca planlamamız gerekti. Çünkü mekanla ilgili herhangi bir şeyi değiştirme lüksüne sahip değildik. Danielle’nin gireceği odayı, o odada kiminle karşılaşacağını, geri kalan herkesin evin nerelerinde olduğunu hep takip etmemiz gerekiyordu. Tüm bu detaycılığımız da hazırlık sürecinde en uzun süren kısım oldu. Çekime başlamadan önce evde vakit geçirebilme fırsatımız oldu, neyse ki. Ben de evin lego bir versiyonunu hazırladım. Sonra görüntü yönetmenimizle çekim listemizi oluşturduk. Tüm süreç çok detaylı ve titizlikle işledi. Sonra da prodüktörlerimiz ve yardımcı yönetmenimizle her karenin çekim sırasını planladık. Birçok sahneyi böldük mesela. Odalardan ve mekandan dolayı sahnelerin ilk yarısını bir gün, ikinci yarısını da iki hafta sonra çektiğimiz oldu.

Filmdeki oyuncular çok fazla doğaçlama yapmışlar. Tüm bu planlamaya kıyasla diyaloglardaki doğaçlama senin için nasıl bir deneyimdi?

Oyuncular doğaçlamalarını genelde senaryodaki diyaloglarını genişleterek yaptılar. Hep o alandalardı yani. Yazılan şeyle biraz eğleniyorlardı diyebiliriz. Ama doğaçlamanın benim için en zorlayıcı olduğu yer; anneyi canlandıran Polly Draper ile onun yakın arkadaşını oynayan Deborah Offner’ın doğaçlamaları oldu. İkisini de çok seviyorum ve doğaçlamarından da çok keyif alıyorum bu arada. Ama çok yakın arkadaş olduklarını bilmiyordum. Sete bir sürü skeç ve diyalog hazırlamış olarak geliyorlardı. Bazen Danielle’le aynı karede uzun uzun konuşuyorlardı, ve biz de bunları planlamamış olduğumuz için zorluklar yaşadık. Bazen işe yaradı, ama bazen de kurgu sırasında bu kısımlarla uğraşmamız gerekti.

Günün sonunda hepsini şahane bir şekilde çözmeyi başarmışsın filmde. Filmin öne çıkan bir diğer kısmı da ses tasarımı ve müziği. Kaygı uyandıran ama çekici de kalmayı başaran bir müzik filme hakim. Hep kafanda gerilim filmine kaçan bir müzik fikri var mıydı?

Aslında en başından beri hiç gerilim filmi müziği yoktu aklımda. Sadece nasıl ilgi çekici olabileceğini düşünüyordum hep. Tüm yazma, hazırlık, çekim ve kurgu sürecinin sonunda müziğin biraz gerilime kaçtığını düşündüm. Ama insanlar röportajlarda bana bunu söylemeye başlayana kadar hâlâ tam olarak anlamamıştım diyebilirim. Başta çok daha doğal ve gerçekçi bir yerden bakıyordum ve müziği düşünmemiştim. Diyaloğu da çok yoğun yazdığım için onun da müzikal bir havası olduğunu düşünüyordum. Ama çekim sırasında Danielle’in iç dünyasını yansıtacak bir araca ihtiyacımız olduğunu fark ettim. Çünkü içindekileri ifade etme fırsatı olmuyordu. Gergin ve yaylı çalgılar odaklı bir şeyler istediğimi biliyordum. Çok yetenekli Ariel Marx’la çalışma fırsatı buldum. Hiç böyle bir müzik yapmamıştı. Onun için müzikten çok küçük anlardan oluşuyordu aslında. Ona çok saygı duyuyorum. Çok fazla şey denedi ve ortaya çok güzel bir sonuç çıktı. Ama en son ana kadar gerilim müziği yaptığımızı anlamamıştım.

Filmi gerilim türüne ait olarak tanımlar mısın?

Artık bu ne anlama geliyor tam olarak bilmesem de benim için film bir kara komedi. Ama çok fazla kişi filmi gerilim olarak tanımladı. Herkesin filmle farklı bağ kurup başka yerlerden bakabilmesi çok hoşuma gidiyor. O yüzden kim nasıl tanımlamak isterse kabulüm.

Filmde herkes Danielle’in tutarlı, mükemmel bir yetişkin olmasını beklese de çevresindeki kimse böyle değil. Sence tutarlılık fazla mı abartılıyor?

Tutarlılıktan emin değilim ama bence imaj meselesi fazla abartılıyor. Hayattaki her şey yolundaymış gibi davranma zorunluluğu abartılıyor bence. Çünkü kimsenin durumu böyle değil aslında. Özellikle de günümüzdeki genç insanları düşününce. Yaşadığımız ülke, seçenekler ve ekonomi bu haldeyken hele. Bir hikaye açısından baktığımızda da karakterinizin tutarlı olması çok sıkıcı bence. Konunun değişiyor olması, aldığı kararlarda aktif olması, yaşadığı sıkıntıların içten mi dıştan mı geldiği hikayeyi ilginçleştiriyor.

Tutarlılık ve imaj çok abartılıyor evet. Mesela keşke aile buluşmaları farklı olsaydı. Biri böyle bir buluşmada bana nasıl olduğumu sorduğunda hep çok iyi olduğumu söylüyorum. Ama bu çoğu zaman doğru olmuyor. Her soru sorduklarında aklımda o an yaşadığım küçük problemler olsa da iyiymiş gibi davranmak bana samimiyetsiz geliyor. Keşke insanlarla daha gerçek olabilsem. Bu samimiyetsizlik kibarlık sayılmasa.

Danielle seks işçiliği yapıyor. Bu senin öğrencilik hayatında çok sık karşına çıkan bir durummuş. Onun bunu cinselliğinin kontrolünü eline alması gibi yansıtıyorsun. Bu konuya seni çeken ne oldu?

Cinsellik ile seksi; güç, özgüven ve kontrolde hissetmek için kullanmak çok işime yaramıştı üniversite yıllarımda. Öbür türlü kendimi çok güçsüz hissediyordum. Kadın olmakla barışma ve cinselliğimi anlama sürecimde seks, bana kendimi hem güçlü hem de kontrol sahibi gibi hissettiriyordu. Çok ayrıcalıklı öğrencilerin olduğu bir okuldaydım. Yaptığı işi çok severek yapan ve seçimleri bu olan birçok seks işçisi olduğunu biliyorum. Ama kendi arkadaşlarımın paraya ihtiyaçları yokken seks işçiliğine yönelmesi bana ilginç gelmişti. Onların gözünden ve kendi kısıtlı deneyimimden, senin de bahsettiğin cinselliğini kontrol altına alma deneyimini hissettim ben de. Asıl olay bağımsızlık ve kontroldü. Bunun tek gün ve mekan içinde cinsiyet üzerinden güç dengelerini keşfetmek için ilginç bir konu olabileceğini düşündüm. Bu kadar çabuk değişen bir cinsel ilişki dinamiğini de göstermek istedim. Danielle kadar ayrıcalıklı olan birinin ne yaptığını bilmediğinde buna yönelmesi çok ilginç geldi bana. Özetle çevremde çok gördüğüm bir şeydi. Filmde bunun olmasını ama bunun ana mesele olmamasını sevdim. Orta yerden görebildiğimiz bir şey değil çünkü. Güzelleme yapmadan veya dramatize etmeden bu konuyu işlemek istedim.

Başroldeki Rachel Sennott ile başka bir proje üzerine çalışıyormuşsunuz bugünlerde. Bir lise komedisi değil mi? Nasıl gidiyor?

Çok iyi gidiyor! Kısa filmimden beri onunla çalışmaktan çok keyif alıyorum. Shiva Baby deneyimini paylaşırken bir yandan da yepyeni bir şeyi birlikte üretiyor olmak benim için çok özeldi. Başından beri benimle birlikte olan bir partnere sahip olmak da çok motive edici. İlk film süreci gerçekten çok zor ve Rachel bana her zaman moral desteği konusunda çok yardımcı oldu. Bu yeni film de Shiva Baby sonrasında ulaşmak istediğimiz hedeflerden biriydi. Şimdi gerçek olacak olması çok heyecan verici. Ne olacağını göreceğiz.

Not: MUBI Türkiye, Dadanizm okurları için 30 günlük ücretsiz üyelik imkanı sunuyor. Shiva Baby ile başlayıp oturduğu yerden dünya sinemasını keşfe çıkmak isteyenlere duyurulur. Buraya tıklayarak izlemeye başlayabilirsiniz.

editörün seçtikleri