Yazar: Zeynep Naz Inansal
5 Mayıs 2021
Unutmayın, baharı iptal edemezler: Hıdırellez ve kökenleri

Başlıkta geçen bu söz, bahardan ilham alan ressam David Hockney’e ait. Bu aralar her şeyin belirsiz olduğu günler yaşarken, baharın geldiği gerçeğine tutunmaya çalışıyoruz biz de. Baharın gelişi deyince de akla Hıdırellez de geliyor tabii. Kağıtlara çizilen dilekler, fıldır fıldır gül ağacı aramak ve üstünden atlanan dev bir ateş. İçinde yaşadığımız coğrafyada yüz yıllardır süregelen bu gelenek, şimdilerde daha mı popülerleşti sanki? Bunun sebebi hepimizin yeni kutlama fırsatlarına ihtiyacı olması da olabilir, belirsizliklerin içinde dileklerimizin gerçekleşeceğine inanmak istememiz de. Gerçi Aşk-ı Memnu zamanlarında Hıdırellez için Nihal’in Behlül’ü çizdiği kağıt ve Beşir’in kağıdı görebilmek uğruna denize düşmesi de bu etkiyi artırmış olabilir. Ne sebeple olursa olsun Hıdırellez, hiç olmadığı kadar konuşuluyor. Ancak pandemi sebebiyle, bu kez her yıl olduğu gibi Ahırkapı’da dev bir şenlikle kutlanamayacak maalesef.

Yakın zamanda Makedonya ve Türkiye’nin desteğiyle UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan ve her anlamda ölümsüzleştirilen bu gelenek, sanılanın aksine dini bir ritüel değil ve kökenleri çok daha öncesine dayanıyor. Orta Asya ve Orta Doğu kültürlerinden çıktığı düşünülen Hıdırellez, günümüzde ağırlıklı olarak Anadolu, Orta Doğu ve Balkanlarda kutlanıyor. Aslen baharın gelişinin kutlaması olan bu günde bereketi arttırdığına inanılan çeşitli ritüeller yapılıyor, kötü enerjiler ve kışa dair her şey geride bırakılıyor. Doğayla iç içe yapılan ritüellerin doğayla ilişkimizi güçlendirdiği ve dünyanın döngüsüyle vücudumuzu eşlediğine inanılıyor. Nihayet gelen baharın sevinciyle Hıdırellez’e, ritüellere ve bazı geleneklerin her kültürde olma sebeplerine dadanıyoruz.

Hızır ile İlyas’ın başından geçenlerin bir anlatımı…

Kelime anlamı Hızır’ın günü de olan Hıdırellez, Hızır ve İlyas sözcüklerinin birleşmesinden türemiş. Bahsi geçen Hızır ve İlyas da rivayete göre hükümdarın iki askeri. Ölümsüzlük suyunu ya da ab-ı hayat’ı bulmak için yola çıkan gruptan ayrılan bu ikili, tuttukları balığın canlanıp suya atlamasıyla ölümsüzlük suyunu buluyor ve ödüllendiriliyorlar. Ölümsüzleşen ikili; biri denizlerde biri de karada, insanlara yardım etmeye ve dileklerini yerine getirmek üzere görevlendiriliyorlar. Bir araya geldikleri tek gün olan Hıdırellez günü de tabiatın uyandığı, doğanın canlandığı ve baharın geldiği gün olarak kutlanıyor. Farklı din ve inanışlarda da aynı gün baharın gelişi olarak kutlanıyor. Hıristiyanların baharın uyanışı olarak kabul ettiği gün; Rum Ortodokslar tarafından Aya Yorgi, katolikler tarafından da Aziz George günü olarak adlandırılıyor.

Hıdırellez günü her anlamıyla bir bayram gibi geçtiği için bu gün boyunca temizlik ve çamaşır yıkama gibi herhangi bir iş yapılmıyor. Evler önceden temizleniyor, boyanıyor, tüm fazlalıklardan arındırılıp bahara ve yeni başlangıçlara hazırlanıyor. Bolluk ve bereket getireceğine inanılan birçok farklı ritüel Hıdırellez’in temelini oluşturuyor. Evin tüm pencere ve kapılarını sonuna kadar açarak, yemek dolaplarını, kilerleri ve hatta cüzdanları açık bırakarak içinin bereketle dolması bekleniyor. Genelde ağaçlık ve yeşil alanlarda gerçekleşen ritüellerin en popülerleri; hastalık ve nazardan korunmak için yanan bir ateş üzerinden atlamak ve kağıda çizilen dilekleri, parayla beraber bir keseye koyup gül ağacına asmak. Gün doğumunda toplanan dileklerin denize atılırsa gerçekleşeceğine ve kesedeki paranın taşındığı cüzdanın bereketini arttıracağına inanılıyor. Nar patlatma, yoğurt mayalama, fasülye ve nohut dikme, çiçek ve ot toplayıp sularında yıkanma gibi birçok ritüel de yaygın. Yere değmemiş bir suyla yani çeşme suyu veya yağmur suyuyla yıkanmanın üzerimizdeki kötülükleri yok edeceğine de inanılıyor. Her ritüelin odağında şükretme ve bereket için iyi dilekler dileme var.

Baharın gelişi ve mevsim dönümlerinin kutlanması her kültürde farklı şekillerde yapılıyor. Çok da hatırlamak istemesek de ekstrem bir versiyonu Midsommar filminde mevcuttu mesela. Mayıs kraliçesi seçilen ana karakteri çiçeklerden oluşan dev bir kostümün içine sokmak, eski sevgilisini de canlı canlı yakmak seçilen bazı ritüellerdendi. Hıristiyanlar tarafından Paskalya ve paganlar tarafından da Ostara adıyla kutlanan bayram da aynı şekilde mevsim geçişlerini onurlandırmak için ortaya çıkan geleneklerden. Tarih olarak her sene değişen Paskalya, bahar ekinoksunda kutlanan Ostara bayramından fazlaca esinlenmiş gibi görünüyor. Etimolojik olarak da benzeşen iki kelimenin yanı sıra baharı kutlamak için yapılanlar, yumurta toplama ve boyama, çiçeklerle süslenme ve danslar ve her türlü ritüel de benzeşiyor. Yani anlayacağınız her dinde ve kültürde küçük değişikliklerle de olsa mevsimler geçişleri hep aynı coşkuyla karşılanıyor.

Bu aşamada bazı ritüeller ve dilek dileme olayı birçok kişiye saçma gelebilir tabii. Üç kez söylenen bir şeyin ya da kağıda çizilenlerin gül ağacına asıldı diye gerçekleşmeyeceğini düşünenler çoğunluktadır hatta. Ama ritüellerin sebeplerine ve kökenlerine bakıldığında ortaya bir dilek gerçekleştirme ayininden çok daha farklı bir tablo çıkıyor. Eski zamanlarda insanların hayatlarını mevsimlere göre düzenlediği bir gerçek. Hıdırellez sırasında yapılanlar aslen içinde yaşadığımız dünyayla bağ kurmak, zamanın, mevsimlerin farkına olmak gibi bir fonksiyona da sahip. Mevsim bitkilerini tanımak, gelen havaya ve döneme göre hareket etmek de eski zaman insanlarının hayatta kalma yöntemlerinden biri. Kışın soğuktan korunmak için kapanmak ve daha çok evde zaman geçirmek, baharda doğayla iç içe olmak ve yaratıcılığın her anlamda doğada ve toplumda yaygın olması da bu durumun sonuçlarından. Kış öncesi yemek stoklamak için farklı depolama yöntemleri geliştirmek de mevsimlere göre yaşamanın bize kazandırdıklarından.

Bir de tabii, bir mevsim biterken, bir dönem kapanırken geriye dönüp neler olduğuna bakmanın da getirdikleri var. Aslında bu tip ritüellerin en sıra dışı özelliği de kendimizle kalıp neler istediğimizi, nelerin hayalini kurduğumuzu düşünmek ve fark etmek olabilir. Yoğun bir tempo içinde, mütemadiyen farklı içeriklere maruz kalırken bir mola fırsatı sunuyor gibi de bakılabilir bu duruma. Yani kendinle kalıp istediklerini hayal etmek, düşünmek ve çizmenin de dilek dilemekten öte bir gücü var: kendimizin ve isteklerimizin farkına varmak. Çoğu geleneğin içinin boşaltıldığı ve bağlamından koparıldığı bu günlerde Hıdırellez bambaşka bir yerde duruyor aslında. Çünkü Hıdırellez, insan ve doğa arasındaki ilişkiyi onurlandıran ve baharla gelen umudu kutlayan bir gelenek. Hem de bunu istediğimiz şekilde gerçekleştirme ve kendimizce uyarlama imkanı sunuyor. Madem öyle, baharın coşkusu ve Hıdırellez kutlu olsun diyelim ve Çingeneler Zamanı: filminden Hıdırellez anlamında gelen Ederlezi şarkısıyla bitirelim.

editörün seçtikleri