Yazar: Zeynep Naz Inansal
5 Ocak 2022
Uykumuzun peşindeyiz: Giderek popülerleşen uyku öncesi hikayeleri

Uyku, biraz uyku… Bütün isteğim buydu. MFÖ bu sözleri yazdığından beri değişen pek de bir şey olmamış gibi görünüyor. Çünkü pandemiyle birlikte artan stres, hayata dair endişeler, dünyanın sonunun gelişi derken yüz binlerce kişi hâlâ uyku problemi yaşıyor. Koyunları saymak, bitki çayı içmek, belli bir saatten sonra kafein almamak derken çözümlere eklenen yeni bir yöntem de bu durumu kökünden çözmeyi amaçlıyor: uyku öncesi hikayeleri. Yetişkinlerin uykuya hızlıca dalması için hazırlanmış uyku öncesi hikayeleri oldukça popülerleşmiş ve şimdiden dev bir endüstri haline gelmiş durumda. Mesela the Calm aplikasyonundaki 200’ün üstündeki uyku hikayesi 450 milyondan fazla kez dinlenmiş. The Breethe aplikasyonu da 100’ün üstünde uyku öncesi hikayesine her hafta yenisini ekliyor. Evet, bu kez gerçekten çocukluğumuza dönüyor ve bize anlatılan hikayeler eşliğinde uykuya dalmaya çalışıyoruz.

Uyku öncesi hikayeleri uykuya yardımcı meditasyonlara veya ses efektlerine göre çok daha popüler hale gelmiş durumda. Rahatlama ve meditasyona yönelik birçok aplikasyonunda çeşitli versiyonları bulunan ve podcast olarak da karşımıza çıkabilen bu uyku öncesi hikayeleri dikkat dağıtarak zihnimizi rahatlatmayı amaçlıyorlar. Kimi zaman Harry Styles veya LeBron James gibi tanıdık isimlerin seslendirdiği hikayeler, kimi zaman herkesin aşina olduğu Peter Pan gibi klasikler, ASMR severler için kaydedilmiş olanlar, tekdüze tarifler ve hatta şiirler milyonlarca kez uykuya yardımcı olması için dinleniyor. Peki, uyku öncesi hikayeleri bu kadar popüler kılan ne? Tatlı bir nostalji hissi mi? Yoksa bu yöntemin işe yaramasının bilimsel bir sebebi var mı? Uykusuzluğumuza ve yetişkin halimizle masal dinleme ihtiyacımıza dadanıyoruz. 

Her fırsatta, mekanda ve koşulda uykuya dalabilen şanslı insanların anlayamayacağı bir problem uykusuzluk. Sonuçta kimileri için dünyanın en doğal ve kolaylıkla gelen aktivitesi, kimilerinin işkencesi olabiliyor. Ancak uykuya dalamamak, kalitesiz ve delikli uyumak, yeterli uykuyu alamamak günümüzün ciddi problemleri haline geldi. Uyku problemlerinin artması da modern dünyamızın doğal bir sonucu aslında. Eskiye göre çok daha fazla uyaranla, ışıkla ve gürültüyle iç içe yaşıyoruz. Bir de tabii hiç ayrılmadığımız mavi ışıklı ekranlarımız da duruma yardımcı olmuyor. Birçok araştırmaya göre mavi ışık yayan elektroniklerimizin ekranlarına belli bir saatten sonra bakmak, uyku sırasında salgılanan melatoninini ve uyku kalitesini azaltıyor. Melatonin salgılanan 21:00-03:00 arasında uykuda olmak da daha kaliteli bir uyku almamızı sağlıyor. Ama çoğumuz bu saatlerde uyanık kalmayı tercih edebiliyor. 

Kafein alımına dikkat etmiş, çarşaflarını değiştirmiş, ışıklarını kapamış bir yetişkin tüm teknik detaylara dikkat etmiş olsa da başını yastığa koyduğunda uykuya dalmakta sıkıntı çekebiliyor, çünkü zihnini ve kaygılı düşüncelerini susturamıyor. Burada da yeni nesil uyku hikayeleri devreye giriyor. Zihni kaygılardan arındırıp vücudun adrenalin seviyesini düşürmeyi hedefleyen hikayeler her şeyden önce dikkat dağıtmayı amaçlıyor. İdeal uyku öncesi hikayesinin 15 ila 30 dakika arasında ve dinleyenin dikkatini yakalayabilen, ancak kolay takip edilebilir ve hafif olması gerekiyor. Detaylı ve görselleştirmeye alan tanıyan hikayeler daha çok işliyor, çünkü dinleyici bir dünya hayal ediyor. Bu dünyada yaşananlar ne kadar boş ve olaysız olursa, o kadar iyi. Anlatıcının sesi de önemli. Sakinleştirici ve güven veren bir etkiye sahip olması gerekiyor. Burada da ünlüler devreye giriyor. Bize tanıdık bir ses güven veriyor ve rahatlamamıza yardımcı oluyor. 

Çocukluğa dönmek ve hikaye dinleyerek uyuyakalmaktan gelen tanıdıklık hissi de oldukça etkili. Biraz da bu tanıdıklık hissi sebebiyle en popüler uyku öncesi hikayeleri Cinderella ve Peter Pan gibi hepimizin ezbere bildiği klasikler. İnsanlar hakim oldukları hikayeleri dinlerken daha da rahatlıyorlar. Bu durum, kaygı bozukluğu yaşayanların sürekli aynı film ve dizileri izlemesine benziyor. Sonunu bildikleri hikayeler onlara kötü sürprizler çıkarmadığı için güvenli bir eğlence deneyimi sunuyor aslında. Mesele ben de arkadaşlarımın etrafımda sohbet ettiği ortamlarda kanepeye kıvrılıp güzel bir uyku çekmeye bayılırım. Aynı çocukken masal dinlemek gibi tanıdık ve güvende bir his verir. Bazı konuşmaları hafif hafif takip ederken uykuya dalarım. 

Birçok yetişkinin çocuk hikayeleri dinleyerek uyuyakaldığını düşünmek ilk etapta tatlı ve komik gelse de, herhangi bir sese bu denli bağımlı hale gelmiş olmamız da korkutucu. Hatta yapılan bir deneyde deneklerin çoğunluğu kendi düşünceleriyle kalmak yerine kendilerine elektrik vermeyi tercih etmiş. Kulağa korkutucu geliyor, ama aynı durumda olsak biz de bu uzağa düşer miydik acaba? Chuck Palahniuk da Ninni kitabında modern insanın gürültü bağımlılığından bahsediyor. Medya çağı ve materyalizmin insanlardan sessizlik hakkını aldığını ve artık hiçbirimizin kendi kafamızın içindeki düşüncelere tahammülü kalmadığını anlatıyor. Evde yalnızca bir ses olsun diye izlemediği halde televizyonu açık bırakanlardan yola çıkıp bize söylenen ninninin sandığımız kadar masum olmadığını ortaya çıkarıyor. 

Yine de bu sistemsel problemi çok da ciddiye almamayı seçebiliriz tabii. Sonuçta uykuya dalma problemini sistemsel olarak çözemiyorsak, kendimizi rahatlatmak ve kişisel uyku düzenimizi oturtmak tek çare gibi görünüyor. En çok uyuyan ve en dertsiz kişilerin çocuklar olması bir tesadüf mü? Hem zaten dünya yetişkinler için çok daha stresli değil mi? Çocukları örnek olmak en mantıklı seçenek gibi görünüyor. Bu yöntemi nasıl daha önce düşünemedik ki? Siz de en güzel uykularınızı çocukken çektiğinizi düşünüyorsanız uyku öncesi hikayelerine bir şans verebilirsiniz. Where the Wild Things Are ve Pippi Uzunçorap kitapları da komik ve tatlı alternatifler olabilir. Uykuya dalarken gülmek isterseniz Go the Fuck to Sleep hikayesine de bir şans verebilirsiniz. Bol şans ve iyi uykular! 

editörün seçtikleri