Uzaktan temas için farklı bir formül: Clubhouse’taki yeni sosyalleşme
yazar: Eylül Bombacı

2000’lerde popülerleşip 2010’lardan beridir de hayatımızı görsel şölene çeviren, her şeyi hızlıca tüketip geçtiğimiz sosyal medya platformlarına yeni bir soluk geliyor. Görsel iletişimin had safhada olduğu bu dönemde, kendimizi fotoğraf ve video gibi türlü içerikler ve oyunlu yüz filtreleriyle anlatmanın türlü yöntemlerini yakalamaya çalıştık. Tabii ki tüm bu görselleşme sürecinden hemen önce gelen ve hâlâ da hükmünü sürdüren yazılı platformları da es geçemeyiz.

Yine de yazıların da bir yerlerde fotoğraflar kadar hızlı sindirilmek üzerine kısaldığını, aralarına daha da iyi sindirilsin diye fotoğraflar serpiştirildiğini de söyleyebiliriz. Görseller üzerine haber verici nitelikte yazılar, 140 karakterle başlayıp 280’le devam eden sevgili Twitter ve zaten fazla söze gerek olmayan bazen de söze yer bile olmayan Instagram…

Sokaklarda ve çeşitli kamusal alanlarda işitsel etkileşim yöntemlerini çok daha sıklıkla kullanırken eve tıkılmış bedenler sosyal ortamları ıssız ve sessiz bıraktı. Bu durumda hangimiz birbirimizi toplu halde sesli duymayı özlemedik ki? Clubhouse ise tam da işitsel iletişimimizi kamusal alanlarda karşılayamadığımız anda yardımımıza koşuyor. Bireylerin özel konulu gruplarda kendilerini ses kayıtlarıyla temsil edebileceği bu platform, bizlere yeniden hikayeler anlatmayı, ortak fikirler oluşturmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi öğretiyor. Kameralarımız tam da telefonlarımızın arka yüzünün neredeyse tamamını kaplamaya başlamışken bir anda gelişimi başka duyularımıza çekti. Artık ne Zoom’lardaki rahatsız edici uzun göz kontakları ne de yeşil ekranla değiştirdiğimiz arka planlarımız bizi endişelendirmek zorunda.

Paul Davison ve Rohan Seth tarafından geliştirilen bu platform CNBC’nin haberine göre “panel sırasında soru-cevap kısmına gelinen bir konferans salonunun içine dalıvermek” gibi bir hissiyat uyandırıyor. Görsel ve yazısal etkileşimden çok daha kolektif hissettiren “duyma” eylemi, sosyal medyanın en önemli anlamlarından biri olan demokratik söylem ve diyalogların oluşturulmasından tutun, sadece birlikte iş yapma halinin bile ne kadar el ele bir tavır sergilediğini temsil etmekte. Clubhouse hakkında yapılan yorumlardan biri olan “hiyerarşisiz ortam” ise tam da bu tavrı destekler nitelikte ama ne kadar dürüst, bundan emin değiliz. Şimdilik, diğer platformlarda sözü geçen influencer’lar ve “daha çok like alanlar” görece Clubhouse’ta arka planda olsa da Elon Musk’ın uygulamaya katılmasının ne kadar ses getirdiğini söylemeden geçemeyiz. İki-üç gün gibi kısa bir süre içerisinde gerçek bir patlama yaratan bu uygulamaya daha kimler kimler geldi… Say say bitmez. Ama burada önemli olan etkileşimin bireyler ve onların ürünlerinden ayrılarak asıl mevzunun oluşturulan odalar ve topluluklara kayması.

Her şeye rağmen bunun da diğer sosyal medya platformları gibi birtakım etken ve edilgenliğe yer açtığını söylemekle birlikte şu anda uygulamanın “Pilot Üretici Programı” için kollarını sıvadığını görüyoruz. New York Times’a göre 40 Clubhouse influencer’ı yeni tür çevrimiçi ün sınıfı oluşturuyor. Daha şimdiden bu arkadaşlara kurucular ile düzenli toplantılar ve yeni özelliklerin önce onlara kavuşturulacağı vadedilmiş. Programın parçası olan influencer’lardan biri olan Josh Costine ise bizimle aynı duyguları paylaşıyor ve platformlarda bireyleri takip edenlerin, kişilerin unvanları veya başarıları ve hatta sadece kişiliklerinden ötürü değil, düşüncelerle vakit geçirmek, bazı şeyleri daha iyi anlamak için orada olduğunu söylüyor. Yine de bu durumun ileride nasıl bir piyasa oluşturacağını, kimlere nasıl ünler kazandıracağı belirsiz. Şimdilik…

Yine CNBC’ye göre Clubhouse yalnızca sohbete gelmiş arkadaş gruplarını veya influencer’ları çekmiyor. Silikon Vadisi’nde teknoloji ve start-up dünyasını kasıp kavurmaya hazır iş insanları, girişimciler, şarkıcıların aktif olarak katıldığı; MC Hammer, oyuncu müzisyen Jared Leto ve komedyen Kevin Hart’ın meyveleri sabunla yıkamak hakkında tartıştığı içten bir platform haline de dönüşüyor.

Öte yandan uygulamaya üyelik sağlamak şu an asıl ayrıcalık gerektiren unsur. Çünkü bu uygulamayı kullanabilmek için zaten kullanıcı olan kişilerden davetiye almak gerekiyor. New York Times’a göre uygulamanın Kasım ayında 600 bin kullanıcıya ulaştığı belirtilirken Twitter’ın 330 milyon, Facebook’un 2.7 milyar kullanıcısı var. Bu da kullanıcıları çok daha nüfusunu filtreleyen fikir üretimini ise daraltan bir boyutta bırakıyor. Ayrıca uygulama sadece iPhone, iPad ve iPod touch kullanıcıları tarafından indirilebiliyor. Amaçlanan yavaş ama temkinli büyüme uygulamanın sonuca değil sürece odaklanan yapısı ile uyum sağlarken popülerleşmenin orantısız büyüme noktasına evirilmesinin de önüne geçiyor. Eski Google ve Oculus çalışanı, start-up yatırımcısı Del Johnson ise bu ayrıma bambaşka bir taraftan bakıyor ve uygulamanın ayrıcalığı meşrulaştırıcı davranışlarına hissettiği nefreti belirterek birkaç kere davet aldığı bu uygulamaya katılmayı reddettiğini bir tweet flood’u ile belirtmiş. Son zamanlarda ise kullanımı başka seviyelere ulaşmış, D.J. performansları, hızlı flörtleşme (speed-dating), teyatral performanslar gibi bir sürü etkinliğe ev sahipliği yapıyor.

Yaratıcı üretimin farklı yollarla ortaya çıktığı platformlara asla hayır diyememekle birlikte, umuyoruz ki Clubhouse bize gizli partilerin yapıldığı özel kulüpler değil, barışçıl ve yargısız sohbetlerin yeni heyecanlar yarattığı, ürünle birlikte süreçten de zevk aldığımız keyifli platformlar sunar. Biz de ister DJ performansı dinleriz ister siyaset tartışırız, arkadaşlarımızla evlerimizden bir şeyler içerek sohbet ederiz. Belki bu biraz da gözlerimizi dinlendirmemize yardımcı olur… Clubhouse’taki yeni sosyalleşme Clubhouse’taki yeni sosyalleşme Clubhouse’taki yeni sosyalleşme