Vizyonun dadanmalık filmleri (24 Kasım)
yazar: dadanist

Bu hafta vizyona giren filmler hakkında sevgi dolu yorumlarımız, olay yaratmayan açıklamalarımız ve engellenemeyen dadanmalarımız.

Yazı: Güliz Atsız

Bu hafta tam yedi film vizyona giriyor ama izlenesi film sayısı yalnızca bir! Haydi diyelim bir buçuk. Bir Leto, buçuk da Put Şeylere...

Leto

Festivallerde fırtına gibi estikten sonra Başka Sinema ile vizyona da girdi. 80’lerde geçen filmde bir rock grubu ve birtakım aşklar var. Böyle söyleyince çok klişe bir fikir gibi geliyor kulağa ama film gerçekten etkileyici. Zaten her şey bir yana, müzikleri çok güzel. Cannes’da da En İyi Soundtrack Ödülü’nü almıştı. Böyle bir ödül olduğunu bile kimse bilmiyor ama 2013’ten beri var ve bu sene de Leto aldı. Seneye Nuri Bilge Ceylan’a vermezlerse festivali protesto etmeyi düşünüyorum.

Put Şeylere

Leto’nun aksine bu filmde de kulağa çok güzel gelen bir sürü fikir var, bir sürü de ilginç karakter var ve hepsini de çok iyi oyuncular oynuyor. Ama filmin nereye neden gittiği çok da belli değil. Tesadüfler ve kesişmeler iç içe geçtikçe film akıyor ama bir motivasyon ve bütün bunları birbirine bağlayan bir neden yok. Yönetmenin amacı zaten tam da bu tahminimce. Buradan yola çıkarak belki “hayat da böyle çünkü” gibi çıkarımlar yapmamızı istemiş olabilir. Ama bana göre bu sadece zayıf hikaye anlatıcılığı demek oluyor. Yine de Onur Ünlü’nün – Leyla ile Mecnun dahil – bugüne kadarki en iyi işi olabilir. 

Bizi Hatırla

Bu bir Çağan Irmak filmi. Kendisi yine film yaptı. Bu aralar annemin telefonlarını açamıyorum, yok yere kavga çıkarmayı ve küsmeyi düşünüyorum yoksa kendimi bir anda bu filmde bulabilirim. Çağan Irmak’ın film yapmaya harcayacağı parayla terapiye, yogaya gitseydi şimdiye 10 kere çözebileceği baba problemleri ve erkeklik krizleri üzerine bir film daha. Yine şehir hayatının beyaz yakalılığı ve sahil kasabasının gerçek insanları geyiği. Ne tiyatroda ne sinemada gerçeliliği olan aşırı büyük ve dramatik oyunculuklar…

Deliler Fatih’in Fermanı

Tarihi film yapmanın iki ekolü var son 10 yıldır. Biri Muhteşem Yüzyıl modeli, buna Tudors ekolü de diyebiliriz. İhtişamlı kostümler, “sarayı kadınlar mı yönetiyor” öfkeleri, az ama kaliteli yeniçeri sahneleri bu türün göstergeleri. Bir de epik hassasiyetlerin çok yüksek olduğu Ertuğrul, Fetih 1453 gibi örnekler var. Bunlara da Game of Thrones, Vikings ve hatta Ridley Scott ekolü denebilir. Çamur, savaş boyaları ve motivasyon konuşmaları bu türün belirgin özellikleri. Deliler, ikinci türden bir örnek. Yavaş çekimde damla damla havalanan Matrix efektli su veya kan damlaları görmeyi sevenler için etkileyici bir film.

Robin Hood

Bu devirde hâlâ ne Robin Hood’u? Şrek’teki Robin Hood yorumundan sonra bence dağılabiliriz.

Grinç

Biraz erken olmadı mı bu film için? Henüz yılbaşına da noele de bir ay var. Ama olsun iyi seslendirilmiş bir animasyona hiçbir pazar günü “hayır” denmez.

Muhtemel Aşk

Böyle filmleri Sundance gördüğümüzde çok etkileniyorduk ama üstünden 15 sene geçti. Artık sadece sıkılıyoruz. Bazen de şöyle kusturmayan romantik bir film yapmak çok mu zor diyebiliriz diye hala yapanı var işte.