Yazar: Gamze Akyol
18 Temmuz 2022
Sörf ve Karadeniz’den ilhamla: Deniz Toprak ve Clint Davis ile Vona belgeselini konuşuyoruz

Ordu’nun Perşembe kasabasında, ortak bir sörf hayalinin peşine düşen iki isim Deniz Toprak ve Clint Davis. Deniz’in sörfe dair ve sörf için yaptıkları saymakla bitmezken yönetmenlik kariyerinin başında olan Clint Davis, Deniz’in bu tecrübesinden de faydalanarak bir sörf belgeseli çekmek üzere Perşembe’ye geliyor. İkilinin ortaklaşa yarattığı bir sörf belgeseli olan Vona ise hem bu küçük Karadeniz kasabasına hem de koca koca dalgaları kovalamaya dair çok şey anlatıyor. Hikayeye bir de dünyanın en başarılı sörfçülerinden biri olan Kepa Acero katılınca, seslendirmesini de Yurdaer Okur yapınca Vona bizi epey heyecanlandırıyor tabii…

Hayatın neler getireceğini, bizi nelerle şaşırtacağını tahmin etmek hepimiz için zor. Genellikle “olağan” akışa kendimizi bırakmaya meylettiğimiz için hayatın farklı kulvarlarda bize sunabileceği güzellikleri kaçırabiliyoruz. Ama bazen de bir bakıyoruz hiç “olmaz” dediğimiz bir hayalimiz oluvermiş, planlar şaşmış, tutkular ve duygular galip gelmiş… Deniz Toprak’ı anlatmaya tam olarak bu galibiyet hikayesinden başlamak istiyoruz çünkü o, hayallerinin peşinden cesurca atılan ve şimdilerde bu hayalini doğduğu topraklarda var eden biri. Kendisi Boğaziçi Üniversitesi Kimya bölümünden mezun oluyor önce. Sonra uluslararası bir şirkette çalışmaya başlıyor. Kariyerine sağlam bir başlangıç yapsa da Meksika’ya yaptığı bir ziyaret hayatının dönüm noktası oluyor. Orada sürdüğü dalgalar sörfe dair olan tutkusuna can veriyor ve bu noktadan sonra hayatının merkezine sörfü koymak istiyor. Ardından ver elini Sri Lanka…

Sri Lanka’da önce sörf bir hayat nasıl olur, onu tecrübe ediyor. Ardından burada Mellows Hotels’in temellerini atıyor; bedeninizi ve ruhunuzu dinlendirebileceğiniz konseptte bir otel ve beraberinde bir sörf okulu açıyor burada. Araya pandemi girince tabii herkes gibi Deniz de biraz “öze dönüş” yaşıyor. Memleketi Ordu, Perşembe’ye geliyor. Yerel halkın kendi denizine bu kadar küsmesini garipsese de sörf tutkusunu doğduğu yere taşıma hayaline kapılıyor bir kere. Burada da Mellow Hostel Turkey’i açıp yerel halkı ve çoğu keşfedilmemiş Karadeniz kıyılarını sörfle tanıştırıyor. Şimdilerde, açtığı sörf okulunda ders verecek yetkinliğe erişmiş öğrencileri bile var Deniz’in. Bu sırada, dünyanın bir başka ucunda, Hollanda’da bir yönetmen “sörf belgeseli filmi çekmeliyim” fikrine kapılıyor. Çeşitli aracılar onu Deniz Toprak’a, Ordu’ya getiriyor. Clint Davis’le Deniz’in yolu böylelikle kesişiyor. İkili daha sonra eski adı Vona olan bu küçük Karadeniz kasabasının tarihinden de ilham alarak bir sörf belgeseli çekmek üzere işe koyuluyor.

Belgesel sırasında Deniz’e kamera önünde eşlik edecek isim olarak ise dünyanın en saygın sörfçülerinden biri olan Kepa Acero’yu düşünüyor Davis ve Toprak. Acero hakkında “her şeyden önce o bir kaşif” diyor Deniz ve bu kaşifin de yolu böylelikle Perşembe’ye düşüyor. Sörf belgeseli çekmenin tüm zorluklarını birlikte göğüsleyen ekip sonunda ortaya nefis bir iş çıkarıp festival festival geziyorlar. Danimarka’dan En İyi Kısa Film ödülüyle ayrılan Vona belgeseli 22 Haziran’da Ordu’da, 30 Haziran’da Bomontiada’da ve 2 Temmuz’da da Entropi sahnede gösterildi. Yanı başımızdan, özellikle “tehlikeli” olarak nam salan denizlerden çıkan Vona, bize çeşit çeşit duygular yaşatıyor bu nedenle. Biz de öncelikle nadir rastladığımız bir belgesel türüne ait olan Vona hakkında Deniz Toprak’a ve Clint Davis’e sorular soruyor, sörf tutkularının peşinden gidiyoruz.

Deniz, bir hayli yüksek dalgaları kovalamadan önce biraz başa sarıp seni buralara sürükleyen dönüm noktanı sormak istiyoruz. Boğaziçi Üniversitesi Kimya bölümünden mezun olup bir süre uluslararası bir şirkette çalışmışsın. Sonra sörf merkezli bir hayat yaşamak istediğini fark edip Sri Lanka’ya doğru yol almışsın. Hikayen oldukça ilham verici ve besleyici. Sörfe olan tutkunu tam olarak nasıl ve nerede keşfedip peşine düşmeye karar verdin?

2010 yılında Meksika’da ilk defa dalgaları sürmenin heyecanını yaşadım. Ve bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı. O günden itibaren tatillerimi, seyahatlerimi ve hatta gelecek planlarımı dalgalar ve sörfü takip ederek yapmaya başladım.

Sri Lanka’ya ve oradaki sörf odaklı hayatına alıştıktan sonra Mellow Hotels’i ve beraberinde sörf okulunu açmışsın oraya. Sörf yapmaktan keyif almak başka, sörf yapmayı başkalarına öğretmeyi istemek başka tutkular. Hayatının merkezine koyduğun bu sporun hocası olmak da hayalinin bir parçası mıydı yoksa bir noktadan sonra edindiğin yetkinlikle beraber mi geldi bu isteğin?

İnsanın heyecanını bulması, hayallerinin peşinden koşması çok kıymetli. Ona şüphe yok ama bu ne kadar gerçekçi ya da ne kadar sürdürülebilir olabilir? Dediğin gibi ben bir mühendisim, hayallere çok planlı ve gerçekçi yaklaşırım. Günün sonunda insan heyecanından geçimini sağlayacak bir yol bulmadığı sürece, o heyecanını hayatının merkezine alması da pek mümkün değil. Mellow Sri Lanka aslında bana bu kapıyı açtı. Evet, hayalini kurduğum o hayat artık geçimimi sağlamamla birlikte daha gerçekçi ve sürdürülebilir oldu.

Sri Lanka’daki Mellow Hotels tecrübenden sonra memleketin Ordu’ya dönüp hayalini burada da sürdürmeye karar veriyorsun. Bu kararının ardından Perşembe’yi ya da eski adıyla Vona’yı seçmenin nedenleri neydi? Burada gerçekleştirmek istediğin butik otel ve en önemlisi sörf okulu fikrin yerelde nasıl karşılandı?

2020 yazında Sri Lanka’da geldiğimiz noktada bir sonraki adres için çok doğru bir yerde olduğumuzu düşünüyorduk. Sri Lanka’da kurduğumuz düzenden aldığımız ilhamla Ordu’da bir şeyler yapma hayalim artık bir sorumluluğa dönüşmüş gibi hissettim. Ordu’daki düzenimiz, Sri Lanka’da kendimizi geliştirmeye başladığımız “kendine yetebilen bir hayat şeklini” kurmak için çok daha elverişliydi. Sri Lanka’dan Ordu’ya döndüğümüzde asıl soru şuydu; Ordu’da bizi heyecanlandıracak dalgalar var mı? Acaba burada dalga sörfü tutkumuzu paylaşabildiğimiz yeni bir nesil yaratabilir miyiz?

Babaannemin köy evine 15 dakika uzaklıkta dünya standardında dalgalar keşfedince heyecanımız da üzerimizdeki sorumluluk da bir o kadar arttı. Burada Sri Lanka’da başladığımız hayalimizi bir sonraki aşamaya taşımaya değer her şey vardı. Sri Lanka’da deneyimlediklerimizi babaannemin köyünde yapmaktan daha heyecan verici bir macera olabilir mi? Tabii biz okulu açtık, projemiz harika bir ilgiyle karşılandı ama bir yandan da buradaki yerel halkın sörf ile ilk karşılaşmalarına şahit olduk. Onların deniz ve dalgalarla ilgili bizi şaşırtan bilgi birikimiyle, hafızasıyla tanıştık. Bunu en güzel herhalde filmdeki giriş sahnesi anlatıyor. Yerellerin sörf ile tanışma sahnesi Vona filmimize biraz komedi de eklemiş oldu.

Üç tarafımız denizlerle çevrili olsa da su sporlarına karşı genel olarak pek istekli değiliz sanki. Denizlerimizi daha çok “tatil” amaçlı kullanıyoruz, onlardan yeterince verim alamıyoruz. Halbuki senin Perşembe’de kurduğun Mellow Türkiye ve sörf okulun birçoğumuzun “tehlikeli” bulduğu Karadeniz’den nasıl faydalanabileceğimizin en iyi örneklerden biri. Okuluna gelen öğrencilerde ve de ailelerinde de sörfe ve de Karadeniz’e karşı benzer bir önyargı oluyor mu? Oluyorsa bu önyargıyla nasıl başa çıkıyorsun?

Ne üzücüdür ki son birkaç jenerasyondur Karadeniz ile Karadenizli arasında bir mesafe, bir iletişim kopukluğu oluşmuş. Deniz, insanlar için bir tehlikeye dönüşmüş; gıdasını alıyor ve kaçıyor… Bu iletişim kopukluğunu dalga sörfü ile aşabileceğimize inanıyorum. Ayrıca benim Ordu’yla ilgili hayallerimden biri deniz ile iç içe bir jenerasyon yetiştirebilmek. Neden Perşembe lisesindeki çocuklar sörf dersi vermeye başlamasın? Heyecanlanacak bir şey verdin mi çocuğa, bir de üzerine ekonomisini kuracak bir fırsat sağladın mı başka bir yere göç etmesine gerek yok ki, öyle değil mi?

Bu yaz artık sörf okulumuzda ben çok nadiren derslere katılıyorum. Ordu’da yetişen gençler sigortalı, maaşlı sörf eğitmenliği yapıyorlar ve bir yandan da hayallerinin peşinden koşuyorlar. Biz bir senede Perşembe gibi kimsenin ismini duymadığı bir yerde bu kadar yol kat edebildiysek bu tüm Karadeniz sahili boyunca kopyalanabilir. Bizim de planımız bu zaten. Karadeniz sahili sörf okullarıyla dolsun, gençler deniz ve doğa ile iç içe büyüsünler, geçimlerini de buradan kazanabilsinler. Bu aslında sadece bir spor projesi değil, bu bir tersine göç projesi.

Mellow Türkiye fikrinin ardında sadece deniz değil toprak tutkunun da olduğunu fark ettik. Sade ve kendi kendine yeten bir yaşam isteği; öze, doğaya, toprağa dönüş ihtiyacı da bu fikrinin ne kadarını oluşturuyordu?

Bizim Türkiye projemizdeki en büyük tutkumuz büyüklerimize, köklerimize yakın durabilmek. Doğaya veya toprağa dönebilmek ancak öyle mümkün. İleri dönüşüm, permakültür, sürdürülebilir yaşam… Bunların hepsi zaten benim 95 yaşındaki ninemin gündelik hayatının parçası. Çok ciddi bir kırsala ve doğaya dönüş trendi başladı, bunun farkındayız. Hepimiz tekrar ihtiyaçlarımızla arzularımız arasındaki ince çizgiyi sorguluyoruz. Bence bu ikisi arasındaki farkı anlamaya devam edersek toprağa, suya, denize ve köklerimize bir dönüş yaşayabiliriz. Belki de post pandemi ekonomisi bunun da üstesinden gelerek bize kırsala dönüşü bir arzu haline dönüştürebilir. Bir bakmışız bu sefer de şehirler yerine kırsalı tüketiyoruz. Umarım hepimiz ihtiyaçlarımız ve daha yaşanabilir bir dünya için üzerimize düşen dersleri çıkarırız.

Başta da dediğimiz gibi yaşadıkların ve hayallerinin peşinden gitme tutkun gerçekten cesaret verici. Vona’da da hâlâ her gün sörf yapmak için yeni bir yer keşfettiğinden, her gün yeni bir şey öğrendiğinden bahsediyorsun. Peki, hâlâ yeni yeni keşfettiğin tutkuların, hayallerin var mı? Ve de tıpkı senin de bu yolculuğun başında yaptığın gibi tutkuları için radikal bir karar vermenin kıyısında olanlara neler söylemek istersin?

Hayalim çok net. Karadeniz bir dalga sörfü cenneti. Bunu önce Karadenizlilere daha sonra da tüm ülkeye ve dünyaya anlatacağız. Karadeniz’e aslında bir sörf okulu kurma hayaliyle geldik ama burası bana yepyeni bir şey öğretti. Bir yere gittiğinde önce senin değil gittiğin yerin neye ihtiyacı var onu anlamak çok kritik. Sen sörf okulu kurmak isteyebilirsin, kafanda çok net bir planın da olabilir ama oradaki yerele sormadan ve oranın sahip olduğu değerleri anlamadan yapılan iş köklerinden kopan bir projeye dönüşür. Bunun benzerlerini güneyde görüyoruz. Dalış heyecanıyla gidenlerin Kaş ve etrafını, rüzgar heyecanıyla gidenlerin Alaçatı’yı, Akyaka’yı nasıl değiştirdiğini gördük. Şimdi oraların kültüründen kopuk şehirlilerin kendi şehirlerini getirdiği bir düzen var. Ve en acısı da geriye dönülemez, ne doğa olarak ne kültürel olarak.

Hayal kurmak çok güzel bir şey ve bu bizim en doğal hakkımız. Burada iki soru var. Çoğu hayalde motivasyon bir yerden kaçmak olabiliyor. Eğer senin kurduğun hayal uğruna yolda olmaya cesaretin ve sabrın yoksa bir daha düşün o hayal senin için doğru hayal mi diye. İkincisi de sen bu hayalini, gittiğin yeri veya çevrendeki doğayı, kültürü düşünerek mi gerçekleştireceksin? Hayalleri uğruna radikal kararlar vermeyi düşünenlere bu soruları işaret edebilirim.

Vona, bir sörf belgeseli. Ve biz sörf belgeselleri izlemeye, özellikle Türk ortak yapımı bir sörf belgeseli izlemeye pek alışkın değiliz. Onun için bir sörf belgeselinin çekim sürecini, bu çekimler esnasındaki zorlayıcı etkenleri ve tabii ki sörf tahtası üzerinde geçirdiğiniz zamanlarda başınıza gelenleri oldukça merak ediyoruz.

Bir film çekiyorsunuz diyelim; seti kurdunuz ve ekip geldi. Evet, belki yağmurlu hava durumu biraz açık hava çekimlerinizi etkiledi ama çoğu şey plana sadık olarak ilerler. Sörf filmi çektiğinizde ise kontrol tamamen doğada. Kepa’nın Akdeniz’de yapmaya çalıştığı proje dört seneden uzun sürdü, biliyorum. Çünkü dalga tahmini özellikle okyanus olmayınca çok zor ve bu tahmin için kısıtlı bir zamanın var. Biz Kepa’nın biletini ve prodüksiyon hazırlığımızı son 48 saatte tamamladık çünkü öncesinde dalga ve rüzgar raporları göstermek istediğimiz dalga kalitesine uygun değildi. Tabii bir de o soğukta saatlerce araba sürüp doğru yeri bulup saatlerce yağmur altında çekimi tamamlamak…

Vona’nın başrolünü, Karadeniz’in hırçın sularının yanı sıra, dünyanın en saygın sörfçülerinden biri olan Kepa Acero üstleniyor. Acero’yu projeye dahil etme süreciniz nasıl gelişti? Ve tabii ki dünyanın birçok yerinde sörf yapmış olan Acero’nun “Karadeniz’de sörf yapmak” hakkındaki düşünceleri nelerdi?

Clint’le beraber, başından beri “bu projenin başrolü Kepa olmalı” dedik. Kepa efsanevi, herkesin saygı duyduğu bir sörfçü. Onu sörf yaparken izlediğinizde sanki dans ediyormuş gibi geliyor. Ama sörf becerisinin yanında Kepa’yla çalışmak istememizin asıl önemli sebebi onun bir gezgin ve bir kaşif olması. Hiç kimsenin aklına gelmeyen yerlerde dalga arayan bir sörf kaşifi Kepa. Gittiği yerlerde sadece dalga değil ayrıca oranın kültürünü de daha yakında tanımaya çalışan bir gezgin. Kepa Karadeniz’de ilk defa sörf yaptığı için, dalgalardan büyülendi ama onu asıl heyecanlandıran şey filmde de sıkça bahsettiğimiz gibi buradaki deniz ve dalgalarla olan geçmişimiz oldu.

Clint, Türkiye’yi daha önce de sık sık ziyaret ettiğinden bahsediyorsun bir röportajında. Öncelikle Türkiye’de sörfe olan bakışla ilgili izlenimlerinden sonra da seni Perşembe’ye getiren süreçten ve bu küçük Karadeniz kasabasına beslediğin hislerden bahseder misin bize?

Evet, bu Türkiye’ye ilk gelişim değil ve son da olmayacak 🙂 Bu ülkede sörf yapma konusundaki izlenimim oldukça parlak. Spor hızla büyüyor ve burada çok fazla ilgi uyandırıyor. Türkiye kıyıları, dünya çapındaki sörf camiasının pek çoğunun düşünemeyeceği bir yerde ve dünya standartlarında dalgalar için gerçekten büyük bir potansiyele sahip. Deniz gibi insanlar burada bu sporun büyümesine yardımcı olmaya ve dünyaya yeni bir sörf gezisi destinasyonunun potansiyelini sergilemeye çalışıyor. Ve buna tanık olmak harika bir his.

Pandeminin başlangıcında ve çalışma hayatı dibi görmüşken, bir arkadaşımın bana bölgedeki dalga potansiyelinden bahsetmesi üzerine Türkiye’de sörf yapmaya başladım. İşleri bir araya getirmeye başladığımda, bir gün bir arkadaşımla belgesel fikir hakkında konuşuyordum ve beni Deniz Toprak’a yönlendirdi. O sırada Deniz Sri Lanka’daydı ve ben Hollanda’da yaşıyordum. Deniz bu fikirden etkilendi ve Sri Lanka’dan ayrılarak daha fazla araştırma yapmak için Türkiye’ye döndü. Bir süre sonra Türkiye’yi ziyaret etme ve Deniz’le tanışma vakti gelmişti. Oradan, Viya’nın antik sörfçülerini keşfettiğimiz Rumeli Feneri’nden, Vona’nın el değmemiş güzel manzaralarına kadar Karadeniz kıyısında bir maceraya atıldık. Bütün bunlar boyunca Vona, harika bir tarihe, mitolojiye, Türk misafirperverliğinin tanımına ve Karadeniz’deki en kaliteli dalgalardan bazılarına sahip olma potansiyeline sahip bir yer olarak benimle kaldı. Özetlemek gerekirse, oralarda kesinlikle büyüleyici bir şeyler var ve bu nedenle her zaman Vona’ya çekileceğime inanıyorum.

Vona belgeseli senin hayatında ve kariyerinde nerede konumlanıyor? Sörf dalgalarının peşine düşmek, bu anlarını belgelemek bir de üstüne bolca alkış toplamak sana neler hissettirdi?

Vona benim yönetmenliğini üstlendiğim ilk filmim. Yıllarca film endüstrisinde çalıştıktan sonra bir sonraki aşamaya geçmenin zamanı gelmişti ve kendimi iki aşkım yani sörf ve film yapımcılığı arasında köprü kuracak harika bir hikayeyle buldum ve bunun peşine düştüm. Deniz’e, projeye verdiği muazzam destek sebebiyle ne kadar teşekkür etsem az. Bu projeyi son kurguya kadar beraber bir araya getirdik. Elbette ikimiz için de bu projenin en önemli kısmı efsanevi sörf maceracısı Kepa Acero ile geçirdiğimiz günlerdi. Hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair her şeyi gören bilge bir adam gibi Kepa. Muhtemelen hayatımızın geri kalanında, Vona’yı her gezdiğimizde bu hikayeyi neden Vona’da yapmayı seçtiğimizi gösteren bu deneyimin her bir parçasını hatırlayacağız.

İkiniz de dünyanın farklı yerlerinde tutkularını kovalayan ve bu uğurda ülke değiştirmekten, yorulmaktan, çalışmaktan gücenmeyen insanlarsanız. Yollarınız ilk olarak nerede ve nasıl kesişti? Birlikte Vona gibi bir proje yarattığınıza göre ortak ilgi alanlarınız sörfle sınırlı olmamalı.

Deniz’in ve benim hayallerimiz, tutkularımız kesinlikle sörf yapmakla sınırlı değil. İkimiz de hikaye anlatıcılığına bayılıyoruz ve Türkiye’de anlatılacak çok hikaye olduğuna inanıyoruz; içinde sörf olsun ya da olmasın. Yakın gelecekte daha fazla proje planlarımız olduğunu ve bunları tüm dünyaya anlatmak için sabırsızlandığımız için işbirliğimizin ilk ve son olmadığını kesinlikle söyleyebilirim.

 

editörün seçtikleri