Yazar: Ilgaz Gökırmaklı
5 Temmuz 2022
‘İyi’ şeyler de ‘kötü’ olabilir: Wellness kültürünün karanlık tarafları

“Sağlıklı, iyi ve dolu dolu” bir hayat tarzının benimsenmesi anlamına gelen wellness kültürü, son yılların en popüler kavramlarından biri ancak kökleri 1950’lere kadar dayanıyor. Temelde iyi, mantıklı ve uzun vadede faydalı görünen sağlıklı yaşam kültürü öylesine ilgi gördü ki kocaman -ama gerçekten kocaman- bir endüstri yarattı. Öyle ki Global Wellness Institute (GWI), dünya sağlıklı yaşam ekonomisinin 4,4 trilyon dolar değerinde olduğunu ve 2025’e kadar 7 trilyon dolara ulaşacağı tahmin edildiğini belirtiyor.

Buraya kadar her şey “iyi, güzel”. Sonuçta hepimiz ortalama yaşam süremizi olabilecek en sağlıklı ve mutlu şekilde tamamlamak niyetindeyiz. Ancak bir de madalyonun öteki yüzü var ve orada işler pek de parlak değil. 

Evet, wellness kültürü bedenimize, aklımıza ve ruhumuza iyi gelen şeyleri bulmamızı ve hayatımıza uyarlamamız; daha dolu dolu bir yaşam anlamına geliyor. Ama bir yandan da tüketmenin, daha çok tüketmenin; çılgınlar gibi tüketmenin de kollarına atıyor bizi. Üstelik o kadar da iyi gelmeyebiliyor önerdiği tüm hizmet ve ürünler. Tam da bu nedenle bir yandan gezegenin geleceğini bir yandan da kendi sağlımızı düşünürken, altı delik bir kovaya su doldurmaya çalışıyorken buluyoruz kendimizi. Ve çevreye daha az zarar versin diye tercih ettiğimiz kağıt pipetlerimiz elimizde, sormadan edemiyoruz: Bedenimiz, ruhumuz, aklımız sağlıklı olsun ama gezegenimiz; peki obsesyon haline gelen sağlık takıntısı ne olacak? Wellness kültürünün toksik taraflarına dadanıyoruz.

Birçoğumuz sağlıklı bir yaşam sürmek için kendimize en uygun şartları belirleyip ona göre yaşıyoruz. Evet, tüm bunlar kulağa “iyi” geliyor. Kimimizin sağlam bir spor rutini var, kimimiz beslenme düzeni konusunda epey dikkatli; bazılarımız meditasyonunu, kendine zaman ayırmayı ihmal etmiyor; bazılarımız ise tüm tuşlara aynı anda basıyor ve hepsini hayatının bir parçası haline getirmeyi başarmış durumda. Görüldüğü üzere çok biricik ve özel bir süreç bu. Ancak sosyal medya sağ olsun, artık o kadar özel bir süreç değil sanki.

Siz de uzun zamandır “en sağlıklı kim?” yarışında olduğumuzu farkında mısınız? Bile isteye girdiğimiz bir yarış değil aslında bu. Şimdi hemen Instagram’a girerseniz ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Sağlıklı tarifler, güne sporla başlama rutinleri, influencerlar’dan gelen mental sağlığınızı korumak için öneriler sıralayan postlar, antrenman rutini oluşturan uygulamalar, her biri onlarca fayda sağlayan ürünler…

American Psycho Horror GIF - Find & Share on GIPHY

Neticede hiçbirimiz “en sağlıklı kim?” yarışında değiliz (yani… öyle olduğunu varsayıyoruz), ortalama yaşam süremizi olabilecek en sağlıklı ve mutlu şekilde tamamlamak temel amacımız fakat özellikle Instagram’da durum pek öyle değil gibi. İstesek de istemesek de bir yarışın içine çekiliyoruz. Eğer çok da ilgili değilseniz, gün aşırı sağlıklı bir kahvaltı fotoğrafı ya da kan ter içinde bir antrenman fotoğrafı paylaşmıyorsanız da kendinize iyi bakmamakla eleştirilebilirsiniz, bizden söylemesi.

“Nereden çıktı bu wellness kültürü; nedir, ne değildir?” sorusuna yanıt vererek başlayalım. 

Son yıllarda sosyal medyadan, medyaya pek çok mecrada maruz bırakıldığımız “wellness” kültürünün sandığımız kadar yeni bir şey değil. Kökleri 1950’lere kadar uzanan terimi, “sağlıklı yaşam hareketinin babası” olarak anılan Dr. Halbert L. Dunn meşhur ediyor. Dünya Sağlık Örgütü ise “Wellness, yalnızca hastalık veya engelin olmayışı değil, fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir” diyerek açıklıyor. Tabii o günlerden bu yana birçok şey değişti, değişmeye de devam ediyor.  Bugün aklınıza gelebilecek her yerde sağlıklı yaşam kültürünün etkilerini, ürünlerini ve tavsiyelerini görebilirsiniz. Kişisel bakım-güzellik, mental sağlık, spa, sağlıklı beslenme ve wellness gayrimenkulleri de dahil olmak üzere 11 ayrı sektörü kapsayan bir ekonomi söz konusu. Global Wellness Institute, wellness ekonomisini tüketicilerin günlük yaşamlarına sağlıklı yaşam aktivitelerini ve yaşam tarzlarını dahil etmelerini sağlayan endüstriler olarak tanımlıyor.  Kocaman ama gerçekten kocaman bir endüstriden bahsediyoruz. Öyle ki Global Wellness Institute (GWI), dünya sağlıklı yaşam ekonomisinin 4,4 trilyon dolar değerinde olduğunu ve 2025’e kadar 7 trilyon dolara ulaşacağı tahmin edildiğini belirtiyor.

Sorunlar yumağı da burada başlıyor aslında. 

Büyüyen ve daha da büyümesi öngörülen sağlıklı yaşam endüstrisinin tanıtımıyla çevrildi dört bir yanımız. Medya içerikleri, reklamlar, sosyal medya ve aklınıza gelecek her mecra bize “sağlıklı” bir yaşam benimsememizi öneriyor ve bu vesileyle tüketimi teşvik ediyor. Günümüz dünyasında yolu tüketimden geçmeyen bir şey yok elbette fakat, özellikle sağlıklı olma halinin tektipleşmesi büyük tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Kişiden kişiye göre değişebilen, herkes için biricik ve özel olabilen sağlıklı olma hali belirli klişelerle çerçeveleniyor, genellemelerle tektipleşiyor ve “tek” doğru şeklinde trend haline getiriliyor.

Wellness markaları  -aslında tüm endüstri- hepimizi daha iyi ve daha sağlıklı bir yaşam vaadiyle “ele geçirerek” kimi zaman bazı ürünleri kimi zaman da bazı hizmetleri satın almaya teşvik ediyor. Sağlıklı yaşam endüstrisinin kalbinde yer alan birçok hizmet ve ürün, “satma” önceliğiyle hareket ediyor. Kişiye özel olması gereken bu öneri ve tavsiyeler, “yılın en trend diyeti”, “son yılların favori ürünü” başlıklarıyla sınırlandırılıyor. Kısacası sağlımız bile metalaştırılmış halde.

I Dont Think So Gwyneth Paltrow GIF by goop - Find & Share on GIPHY

Sağlıklı yaşam vaadi, yanıltıcı fayda demişken elbette Gwyneth Paltrow’un yaşam stili ve online perakende satış sitesi Goop’u anmadan geçemeyeceğiz. Bu yazıda bahsettiğimiz ve bizi rahatsız eden her şeyin vücut bulmuş hali diyebiliriz Goop için. Markayı vajina kokulu mumlarından,  piyasaya sürdüğü vajinaya yerleştirilen yeşim yumurtalarından, yanıltıcı ürünleri nedeniyle açılan davalardan, kısacası pek de iyi anılmayan ününden hatırlayabilirsiniz. Goop’un eski CCO’su Elise Loehnen markanın sağlıklı yaşam kültürünü, “zehirli” olarak nitelendirmişti. Bunu da farklı bir sağlıklı yaşam markasının ürünlerini tanıtmak amacıyla yaptığı için çok ciddiye almıyoruz ama neyse, belli ki araları bozulmuş.)

Sağlıklı yaşam endüstrisi değil ancak kültürünün elbette olumlu yönleri de var, es geçmeyelim. Dr Rumina Taylor, “Kendimize gerçekçi hedefler koyuyoruz ve başarıya giden yol öğrenmekten geçiyor. Sağlıklı olma çabası için, arayış gerçekten zevk aldığınız bir süreç olmalı,” diyor ama  uyarmayı da ihmal etmiyor: “Bununla birlikte, sağlıklı yaşam yoluyla kendini geliştirmeye yönelik motivasyonunuz gerçekçi değilse, bilinçli veya bilinçsiz olarak mükemmeliyetçiliğe kayabilir.”

Dr. Taylor’ın işaret ettiği mükemmeliyetçilik de kendimizi yetersiz bulma, memnuniyetsizlik, takıntı hali ihtimallerini beraberinde getirebiliyor. Sağlımıza iyi gelmesini umduğumuz bir anlayış ve sağlıklı yaşam endüstrisi toksik bir kültürden arınmış değil. Obsesyon demişken… The Kardashians’tan öğrendiğimiz kadarıyla Kendall Jenner da sağlığını takıntı haline getirmiş halde. Kendi ifadesiyle, bunun da ironik bir şekilde sağlıksız olduğunu söylüyor mesela.

Kişisel sağlımız üzerindeki olumsuz etkileri hakkında söylenecek daha çok şey var elbette ama biz olumsuz etkilere maruz bırakılan gezegenimiz ve iklim krizi üzerine etkilerine de değinelim. 

Melissa Mccarthy Wellness GIF by HULU - Find & Share on GIPHY

Malum, içinde bulunduğumuz durumlara bakınca gezegeni tehdit eden ve önlenmesi gereken birçok konuda çok geriden geliyoruz. Konu bu kadar hayatiyken markalar, medya ve şirketler de sürdürülebilir ve gezegene duyarlı politika benimsediklerini “gururla” açıklıyorlar. Tüm bunlar önemsiz değil elbette ancak samimiyetini sorgulamadan da duramıyoruz. O malum tweet geliyor aklımıza: büyük şirketler atıklarını bilinçsizce doğaya bırakırken biz kağıt pipet kullanarak gezegeni kurtarma yükünü omuzlamak zorunda mıyız? 

Satın almak istediğimiz bir ürünün, hadi üretim koşullarını ve şeklini de geçelim- sadece bize ulaşması için harcanan enerjiyi, karbon ayak izini düşündükçe altı delik bir kovaya su doldurmaya çalışıyormuşuz gibi hissediyoruz kendimizi. İklim krizine yönelik adımlar attığını iddia eden ve tüm bu çalışmalarını cafcaflı bir imaj çalışmasına dönüştüren markalar ile beden, akıl ve ruh sağlığımız için tüketime sürükleyen markaların aslında kol kola yürüdüğünü farkına varmak gerekiyor. Yalnızca Instagram’daki butik sağlıklı yaşam ürünlerini tüketerek iklim değişikliğiyle tek başına mücadele edemeyiz. Aynı şekilde bez çanta kullanmak, et tüketimini azaltmak, bireysel adımlar değerli olsa da yeterli olmadığını kabullenmemiz gerekiyor. Ancak mevcut durumumuzdan sorumlu şirketlere karşı harekete geçmek iyi bir eylem planı olabilir.

Wellness kültürüyle bitirelim sözlerimizi. Elbette kendimize iyi gelen, tüketim odaklı olmayan bir rutinimizin olması da mümkün. İşin sırrı, gerçekçi hedefler koymak, bilinçli olmak ve dengeyi bulmaktan geçiyor. Dengeyi bulduğunuzda, dört bir yanımızı saran wellness endüstrisi vaatlerine kulak tıkamaya başladığınızda işler sağlıklı bir şekilde yürüyecek diye düşünüyoruz.

 Ve evet, wellness kültürü bedenimize, aklımıza ve ruhumuza iyi gelen şeyleri bulmamızı ve hayatımıza uyarlamamız; daha dolu dolu bir yaşam anlamına geliyor. Fakat hem bize hem de gezegene iyi gelmeyen yönleri olduğunu da unutmamak gerek. Başlarken sorduğumuz soruya henüz bir yanıt bulamadık. İtiraf etmek gerekirse bulamayacağız gibi geliyor. Seçim yapmak zorunda kalmadan hepsini bir arada götürmenin bir yolu olsa keşke. Ya da unicorn’larımız falan olsa…

editörün seçtikleri