Yapacak başka bir şey kalmamış mıydı: CSI: Vegas ekranlara geri dönüyor
yazar: dadanist

Başlıktaki isyanımızdan sanmayın ki Vegas’ın çöllerinde cinayet kovalayan CSI’a karşı tepkiliyiz. Haşa! CSI’ların en karanlığı, en nerd’ü, en öğreticisiydi. Her şeyin çıkış noktası da oydu: 2000 yılında yayınlanmaya başlayan ve 15 sezon devam eden CSI serisi, kendi spin-off’larını yaratmış; Vegas’tan Miami’ye, oradan da New York’a uzanmıştı yıllar içerisinde. Kafamıza türlü korkunç ölüm senaryoları sokarak panik atağımızı beslediği gibi, sonrasında izlediğimiz tüm dedektiflik ve cinayet dizilerinde olayları çözebilecek kadar uzman olmamızı da sağlamıştı. (Hatta 2014 yılında, çağımıza uygun bir şekilde CSI: Cyber başlamıştı, adından da anlayacağınız üzere siber suçları inceliyorlardı ama pek tutmamıştı, iki sezonda paketlenmişti.)

Miami spin-off’u daha çok güneş gözlüklü Horatio Caine’in karizmasının peşinden koşsa da ‘orijinal’ CSI, yani Vegas’ta geçen, gerçek bir takım çalışmasına vurgu yapıyordu. Catherine Willows’un başı çektiği dedektifler ve olay yeri inceleme ekibi gidip ipuçlarını topluyorlar; işte izleri mizleri alıyorlar, garip gördükleri şeyleri not ediyorlar sonra da getirip hepsini Gil Grissom’ın başını çektiği laboratuvarda deneyler eşliğinde açıklamaya, olayları da aydınlatmaya çalışıyorlar. Ama ekip de ne ekip, hepsi zehir gibi. Olayları çözmek için canla başla çalışıyorlar. Elbette Gil Grissom’ın o bilge ışığı altında…

15 sezon sürebilmesinde ve tam yedi yıl boyunca tüm dünyada en çok izlenen drama dizisi olmasında pek çok etken var tabii. O dedektiflik dizilerine has, insanı bağlayan gizemli gerilimin dışında da… Her bölümde farklı olayın peşinden gitseler de fonda da büyük bir hikaye yaşanıyordu her sezon. Ama fondaki hikayede öyle entrikalı falan değildi çok; genellikle aşk meşk, küçük meseleler. Karakterlerin sadece birer ”CSI çalışanı” olmaktan çıkaran, onlar da insan dedirten, izleyici olarak empati kurmamızı sağlayan basit olaylar zinciri. Elbette tabii, bir Arka Sokaklar kadar da değil. Dozunda…

Ayrıca, olayları çözmek için biz izleyiciyle paylaştıkları bilimsel bilgiler de tam dozunda. Komplike terimler havada uçuşsa da izleyiciye kendini yetersiz hissettirmiyor. Şöyle diyelim detayları anlamasanız bile sonuca götüren şeyin ne olduğunu öğrenebiliyorsunuz ve ikna oluyorsunuz. Ve diyelim ki diziye, 3. veya 4. sezonundan dalsanız bile pek çok hikayeyi takip edebiliyorsunuz çünkü zaten daimi karakterlerin onları farklı kılan özelliklerine sıkça vurgu yapılıyor (mesela Catherine Willows’un eski bir striptizci olması ve sonrasında dedektifliğe geçiş yapmaya karar vermesi, bu geçişte kendini gösteren dedike kişiliği ya da Gil Grissom’ın az konuşan ama öz konuşan yarı somurtkan bilgeliği vs.) ve her bölümde genellikle tek bir olayı çözüp kapatmaya çalışıyorlar.

Bizi başlıktaki gibi isyan ettiren ise televizyon ve sinema alemindeki bu önüne geçilemez geçmişi canlandırma isteği. Sanki yeni bir hikaye çıkarabilecek kabiliyetten yoksun, geçmişin garanti formüllerinin peşinde koşuyorlar. Spin-off’lar sevilen karakterlerle bambaşka hikayeler yaratmak için müthiş bir formül aslında ama günümüzde artık remake’ler, reboot’lar artık ne derseniz deyin; eski dizileri yeniden günümüze taşıma çabaları artık sadece ses getirmek için ve işin ticari tarafına bakıp dizilerin eski fanatiklerini yakalamak için… (bkz. HBO Max, Sex and the City projesi) Ve bazı dizilerin bu ”yeniden” yapım çabaları o kadar üzücü ki, nostalji bile yaratamıyorlar hatta bazen güzel anılara da ihanet ediyorlar.

CSI, başlangıcından bu yana tam 21 sene geçmiş bir dizi. O süreç içerisinde televizyonda gördüklerimizin de teknolojinin de sınırları genişledi. Algılarımız başka türlü işliyor diyebiliriz. Ve birkaç sene önce gayet de iyi bir şekilde kapatılmıştı.

CSI: Cyber gibi yeni bir seri yaratma çabası bir işe yaramıyor, biz de eskileri canlandıralım dediler herhalde.

Hem de diziyi finalinden çok önce terk etmiş olan karakterlerle birlikte.

Evet, Entertainment Weekly’nin haberine göre CSI: Vegas ekranlara dönmeye hazırlanıyor. Hem de dokuzuncu sezonla birlikte komple diziyi terk eden Gil Grissom ile birlikte. (Onun karakterinin bıraktığı yeri Raymond Langston ve D. B. Russell doldurmuştu; Langston’ı Laurence Fishbourne, Russell’ı da Ted Danson canlandırıyordu.)

Dizinin efsane karakterlerle yeniden dönebileceğinin haberini 2020 içerisinde almıştık zaten de o sıralarda gündem daha da karışıktı, yeterince hakkını veremedik. Ama dün (31 Mart) itibariyle Gil Grissom’ı canlandıran Billy Petersen ile büyük aşkı, CSI’ın bir diğer dahisi Sara’yı canlandıran Jorja Fox’un dahil olmasıyla birlikte projeye yeşil ışık verildiği açıklandı.

”CSI markasını gelecek kuşaklara efsaneler eşliğinde taşıyacağız” diyor, projenin arkasındaki CBS’in başkanı Kelly Kahl. Az önce söylediklerimize de cevap veriyor: ”Evet, teknoloji çok değişti ama bu yeni teknolojisiyi CSI’ın klasik hikaye anlatımıyla birleştirdik yine.”

Bu arada dizinin meşhuuur yapımcısı Jerry Bruckheimer’ın ekibi de projeye dahil oluyormuş. Fanatikler biliyordur, Bruckheimer dev bir the Who hayranı olduğu için CSI’ların hepsi birer the Who parçasıyla açılıyor.

Yeni projenin jeneriğinde de the Who’yu duyar mıyız bilinmez ama, en son baş başa romantik bir tatile doğru yelken açarken görmüştük Sara ve Gil’i. Bırakmışlardı bu işleri, emekli olmuşlardı. Yapımcılar yakalarını bırakmadı işte…