Yazar: dadanist
14 Ocak 2021
Yaşamak dediğin üç-beş kısa mutlu andan ibaret: Soul film incelemesi

Up ve Inside Out gibi nefis animasyonların Oscar ödüllü yönetmeni Pete Docter yine şanına yakışır bir işle, Soul’la karşımızda. Pixar dünyasından çıkan, yine sonunda bizi Coco’daki gibi sağlam ağlatan ve tabii arada da güldüren bir film Soul. Gelişen teknoloji nasıl mı kullanılsın işte tam olarak böyle animasyonlar yaratmak için kullanılsın, ekrana kilitlesin, detaylarla ‘‘vay be’’ dedirtsin. Anlattığı hikayenin güzelliğinin yanı sıra bu şahane gerçekçiliğiyle de takdiri hak ediyor Soul. Gelin etraflıca konuşalım bu buram buram yaşam kokan animasyon filmini.

Yazı: Gamze Akyol

Bazı animasyonlar vardır üzerine yapılan dublajlarla orijinalinden daha iyi olur, hah işte Soul bunlardan değil kesinlikle. Karakterlerin seslendirmeleri o kadar doğru kişilerce yapılmış ki bunu değiştirince filmden aldığımız tat da değişir. Soul’da, Pixar başrolü ilk defa bir Afro-Amerikan bir karaktere veriyor. Joe Gardner, bir caz tutkunu ve müzik öğretmeni.

Jamie Foxx tarafından seslendirilen Joe, orta okulda öğretmenlik yapan bir müzisyen. Yıllar boyunca, gönül verdiği piyanoyu çalarak hayatını geçindirmek istemiş ama bir türlü istediği olumlu tepkileri alamamış insanlardan. Filmimizin başında yarı zamanlı görev yaptığı okulunda artık kadrolu, kalıcı öğretmenlik teklif ediliyor Joe’ya. Bu teklif bir köşede dursun, Joe’nun eline aynı gün bir caz kulübünde seçmelere katılma fırsatı da geçiyor. Tam hayalindeki işi yapmaya bu kadar yaklaşmışken, bizim şaşkın ve heyecanlı Joe’muz bir kanalizasyona düşüyor ve maalesef fani ömrünün sonuna geliyor. Joe ile birlikte öbür dünyaya gidiyoruz biz de ve maceramız yavaştan başlıyor.

Jaime Foxx Joe Gardner’ı, Tina Rey ise 22’yi seslendiriyor.

Pixar, filmi oluştururken başta Joe’nun bir bilim insanı olmasını düşünmüş, sonra seyircinin gerçekten hissedebileceği, tutkulu bir meslek olsun diye müzisyen olmasında karar kılmışlar. Bu da filmin odak noktası olan tutkular, kişilikler ve daha birçok detayı şekillendirmede çok daha başarılı olmuş bence. Yapım sürecinde birçok isme danışarak ilerlemiş Pixar: Herbie Hancock, Terri Lyne Carrington, Quincy Jones gibi siyahi cazın büyüklerinden ve Johnette Cole, Jon Batiste gibi eğitimcilerden yardım almışlar.  Bilhassa Afro-Amerikan kültürünü tüm yönleriyle yansıtabilmek adına… Dünyada artan ırkçılığı ve Black Lives Matters hareketi gibi toplumsal tepkileri görmezden gelmemiş Pixar, hep beyaz karakterlerle yarattığı animasyonlarından vazgeçmiş. Ve de basmakalıp karakterlerden çok daha doğal ve özgün karakterler yaratmaya gayret etmişler Soul’da. Gerçekçi karakterler yaratmak adına özene bezene uğraşmış animatörler ve aydınlatma konusunda görüntü yönetmeni Bradford Yound’dan yardım almışlar. Doğru ışık kullanımıyla ne kadar başarılı olduklarını filmi izlerken fark edeceksiniz.

Joe’nun terzilik yapan ailesi son derece samimi bir şekilde anlatılmış. Benim filmdeki en beğendiğim detaylardan biri… Ailenin neden bu kadar ‘gerçek’ geldiğini ise sonradan öğrendim. (Sanki her gün Amerika’da terzi geziyorum gibi oldu böyle söyleyince de…) Meğer bu dükkan gerçekten varmış. California, Berkeley’de halen çalışan Advanced European Tailoring isimli terzi dükkanından esinlenmişler burayı yaratırken. Pixar animatörleri bu dükkanı yaratmak için günlerce burada zaman geçirmişler, notlar almışlar. Dükkan sahipleri Zoltan Hajnal ve eşi Puje Dorjsure filmin bir parçası olmaktan çok mutlu olmuşlar, gönüllü bir şekilde yardım etmişler animatörlere.

Gördüğünüz gibi hayranlık duyulası, üzerinde düşünülmüş birçok tatlı detaya sahip Soul. Ama bunların yanı sıra beni konusu itibariyle de (pandemi zamanlarında “normal yaşamak” üzerine fazla kafa yorduğumuz için mi bilemiyorum) bir başka etkiledi. Gördük ki herkesin normali kendineymiş ve gerçekten elimizdeki hayat şu ankine göre yaşaması nispeten daha kolay bir hayatmış. Yaşamın kıymetini, ertelenmemesi gereken bir şey olduğunu suratımıza suratımıza bağırmışlar Soul’da sağ olsunlar. Zaten bu dönemde herkes neler yaşadığından çok neler yaşayamadığını, pişmanlıklarını, ertelediği planlarını düşünür oldu (uyumadan hemen önceki o çok tehlikeli, boğucu, kasvetli zamanlarda özellikle). Bu konuda dertli olanlar kendini ona göre hazırlasınlar diye söylüyorum. Hep hüngür hüngür ağlatıyor diye de düşünmeyin ben böyle yazınca. Her Pixar filmi gibi Soul’da da kahkaha attığımız yerler var. Önceki dünyadaki karakterler güldürüyor ve kişilikler, ruhların dünyaya gelişi gibi olaylara getirdikleri açıklamalar kendine hayran bırakıyor (Inside Out’da duygulara getirdikleri bakış açısı gibi). Her yaştan insanın ama bence özellikleri yetişkinlerin ayrı bir keyif alarak izleyeceklerini tahmin ettiğim bu animasyon filminin derinliklerine inelim birlikte.

Buradan sonrası spoiler!

Hani hepimizin hayatında önemli virajlar vardır. Mesela üniversite kazanmak, mezun olmak, evlenmek, işe girmek gibi. Eğer bunlardan birini yaşarken kendimizi hoşnut hissetmezsek hep bir sonraki aşamada daha iyi olacağını söyleyerek avuturuz kendimizi. Joe da tam olarak öyle yapıyor. Aslında yaşıyor hayatını bir şekilde ama gözü hep o müzisyenlik hayalinde. Bu sebeple o gerçekleşene kadar sanki tam olarak yaşadığını hissedemiyor, yaptığı işleri önemsemiyor, ciddiye almıyor kendisini. Tam bu hayalini gerçekleştirmeye 24 saatten daha az bir süre kalmışken de iş bu ya, hayatını kaybediyor. O kadar kabullenemiyor ki bu gerçeği, ölüme direniyor bir şekilde. Kendisini dünyaya gelmek için bekleyen ruhların arasında buluyor ve 22 karakteriyle tanışması burada gerçekleşiyor. Burada ruhlar var olma sıralarına göre numaralarla isimlendiriliyor. Tina Rey tarafından harika bir şekilde seslendirilen 22 de şu ana yaratılmış 22. ruh. Düşünün artık ne kadar zamandır orada… (Hatırlarsanız 22’yi sahneye çağırmadan önceki ruhun numarası yüz milyarlardaydı.)

22’yi şu ana kadar kimse ikna edememiş dünyaya gelmeye. Ama gerçekten hiç kimse. Abraham Lincoln, Mahatma Gandhi, Mother Terasa, Nicolaus Copernicus, Marie Antoniette ve daha kimler kimler. Bu isimlerin 22’ye akıl hocalığı yaptığı kısacık sahneler benim favori sahnelerimdi desem abartmış olmam. Neyse devam edelim. Aslında Soul’un ilk taslağında Joe değil, 22 ana karaktermiş. Ama böyle olunca filmin çoğu gerçek dünyada değil, Öbür Dünya’da geçiyormuş. Bu sebeple Joe yaratılmış. Birbirinden oldukça farklı olan bu özgün iki ruhun macerası da böylelikle başlamış. Hayata geri dönüp bir caz kulübünde performans sergilemek için çırpınan Joe ile yaşamak istemeyen, dünyaya gelmek için gerekli kıvılcımını bulamayan 22 şahane bir ikili olmuşlar. Joe’nun dünyaya geri dönmesine yardım eden 22, bizi astral seyahat yapanların ya da sevdikleri işi yaparken kendinden geçenlerin ruhlarının bulunduğu bir başka kısma götürüyor. Buradaki fikri de yine çok başarılı bulduğumu söylemeliyim. Hele kaygıdan ve stresten yaşamayı unutan kayıp ruhları çok güzel bir şekilde resmetmişler. Hepimizin öyle yaşadığı dönemler oluyor malum. Yaşam enerjimizin tükendiği, olumsuz düşüncelere takılıp kaldığımız, ruhumuzun dipsiz kuyulara girip çıkamadığı. 10/10’luk tasvir gerçekten. Kayıp ruhların bulunduğu yerden, yanlışlıkla Joe’nun bedenine düşen, oradan dünyayı tecrübe etme şansı bulan 22 ve bir kedi bedenine hapsolan Joe’yla birlikte gerçek dünyamıza geçiyoruz.

Aslında dünyanın tahmin ettiği kadar kötü bir yer olmadığını fark eden ve burada yaşamayı sevmeye başlayan 22 ile biz de Joe gibi hayata farklı bir yerden bakıyoruz. Amacına kilitlenmişken hayatta neleri ıskaladığını, yıllardır hayatında olan kişileri (berberi Dez gibi) tanımak için hiç çaba göstermediğini fark ediyor Joe. Ruhu ölümle yaşam arasında bir yerde sıkışmış biri için çok acı olmalı değil mi? Daha sonra, Önceki Dünya’ya dönmeyi değil gerçek dünyada kalmayı isteyen 22 ile Joe arasında bir tartışma yaşanıyor. İlahi bir el yani Terry tarafından müdahale ediliyor bu olaya. Terry’nin seslendirmesini yapan Rachel House’a değinmeden geçmek olmaz, tek kelimeyle şahane bir iş çıkarmış (seslendirme övmeye doyamadım resmen). Terry’nin olaya el atmasıyla iki ruh da kendini tekrar Önceki Dünya’da buluyor ve hayalleri suya düşüyor. 22’ye oldukça kırıcı davranan Joe, daha sonra hatasının farkına varıyor ve durumu düzeltiyor. Birlikte yaşadıkları bu macera sonunda, eksik olan kıvılcımını yani yaşama isteğini kazanan 22 dünyaya gönderiliyor. 22’yi yaşamaya ikna eden Joe’nun, bu davranışı ödüllendiriliyor ve kendisine dünyada ikinci bir şans daha veriliyor. Artık yaşamdan makul ve basit beklentileri olan, yaşamın değerini anlamış biri olarak yeniden doğuyor Joe.

“Spark” konusu filmin ana teması diyebiliriz. Soul, spark (kıvılcım, tutku artık nasıl çevirirseniz) meselesini gerçekten tutkulara, yaşam amacına da bağlayabilirdi ama daha farklı bir yöne saparak klişe bir sondan uzaklaşmış. Böylece sadece tutkularının peşinden koşan insanlara değil herkese dokunan bir son çıkmış ortaya.  Zaman zaman düşünürüz ya hani bizim yaşam amacımız ne, bu dünyaya neden geldik diye. Soul bize, aslında yaşama gelme sebebiniz yaşamı sevmek, dümdüz yaşamak yani diyor. Dümdüz derken tabii ki sizi yaparken kendinizden geçiren bir tutkunuz, işiniz olsun ama her anın kıymetini bilerek yaşayın, mutlu olmak için bir şeylerin gerçekleşmesini beklemeyin diyor. Joe gibi, mutlu olmak için istediğimiz şartların gerçekleşmesini bekliyoruz genelde. Biz bekledikçe de hayat yanı başımızda akıp gidiyor. O beklediğimiz şey gerçekleşince de Joe gibi “eee bu muydu?” diyoruz genelde. Bilemiyorum belki de belli bir amacımız vardır gerçekten. Ama yine de tutkularımız, hırslarımız uğruna yaşamın kendisini görmezden gelme hatasını yapıyoruz çoğumuz. Yemek, içmek, gezmek, nefes almak gibi basit eylemleri bile yeri gelince nasıl mumla aradığımızı şu an tecrübe ediyoruz zaten hepimiz. Hayattan beklentilerimizi ve ona bakış açımızı tekrar gözden geçirmemizi hatırlatan Soul, bu konuda algılarımızı açan, her şeye rağmen belki de umut aşılayan bir film.

Not: Soul’un bitiş jeneriğinde (hiçbirimizin beklemediği en son kısımda) Created by Pixar Animation Studios kısmına ek olarak “… ve Bay Area’da birbirinden en az 2 metre uzaklıktaki evlerde yaratıldı” yazıyor. Animatörler, Covid-19 salgını sebebiyle evlerinden yaratmışlar Soul’u. Onun için böyle bir not düşülmüş sonuna.

editörün seçtikleri