Yazar: Zeynep Naz Inansal
14 Ocak 2022
Yeni kurulan Uzaylı Konsolosluğu sayesinde içimizdeki uzaylıyla iletişim kurabilir miyiz?

David Bowie’den Mustafa Topaloğlu’ya, hemen hemen herkesi meraka düşüren bir konu uzayda hayat olup olmadığı. 1960’lı yıllardan beri bilim insanları uzayda hayat ihtimalini resmi olarak araştırsa da henüz onaylanmış bir uzaylı yok. Durumun resmiyete dökülmemiş olması herkesin kendi zihnindeki uzaylı ihtimallerini paylaşmasının önünde bir engel değil elbette. Zaten popüler kültür, her yıl yepyeni uzaylı versiyonları hayal edip karşımıza çıkarmaya devam ediyor. Kocaman gözlü ve yemyeşil bir bedene sahip klasik uzaylılar, dev ahtapotlar, battaniyeye sarılıp uçan bisikletlere binmeyi sevenler bazı akla gelen uzaylı tasvirleri. Tabii uzaylıların bizim kılığımıza girip aramızda yaşadığını düşünen komplo teorileri bile var. Anlayacağınız, uzaylılar belki de olabilecek her formda hayal edilmeye mahkumlar.

Araştırmacı ve tasarımcı Hung Lu Chan, uzaylı algımızın limitliliği ve ötesine geçebilme yöntemlerine dair yaptığı araştırmayla uzaylı meselesine yepyeni bir bakış açısı sunmayı amaçlıyor. Uzaylı Konsolosluğu olarak çevirilebilecek olan The Embassy of Aliens projesi, şimdiye kadarki uzaylı algımızı kırıp yepyeni bir bakış açısıyla uzaylıları hayal etmeyi hedefliyor. Chan’a göre uzaylıları kendi limitli hayal gücümüzün el verdiği şekilde kafamızda canlandırıyoruz ve onlara korku ve hayallerimizi yansıtabiliyoruz. Yani uzaylı ilk olarak kendi içimizde oluşuyor ve ona yakından bakmak önemli hale geliyor. Projenin ilk aracı da içimizdeki uzaylıyla iletişim kurmayı kolaylaştıracak bir müzik aleti. The Embassy of Aliens projesine ve uzaylı algımıza dadanıyoruz. 

Çok uzun zamandır varolan bilim kurgu türünün her daim popülerliğini korumasının ardında bilinmeyene olan merakımız ve belki de bilinmeyene dair beslediğimiz umutlar var. Aynı fantastik edebiyat gibi bilim kurgu da bize farklı dünya ve evren ihtimalleri sunarken zihnimizin hayal bile edemeyeceği ihtimaller sunuyor. Bazıları için bomboş bir kaçış yöntemi olarak görülse de bilim kurgu aslında içinde yaşadığımız dünyayı da etkiliyor. Çünkü hayal edilen ve toplumun algısını etkileyen birçok fikir daha sonraları hayata geçiriliyor. Günümüzdeki birçok teknolojik aletin ilk fikirlerinin edebiyat ve sinemadan çıkması da tesadüf değil. Hayal gücünün sandığımızdan çok daha büyük bir etkisi var. 

Düşüncelerimiz ve hayal gücümüzün etkisinin farkında olan Hung Lu Chan, uzaylıları keşfetme çabamızın temelinde yatan paradoksu düşünerek The Embassy of Aliens projesine başlıyor. Kendi limitli teknoloji yöntemlerimizle ve sınırlı algımızla aradığımız uzaylıların bizim akıl edemeyeceğimiz bir formda olması bu yüzden de ulaşılamaz olması yüksek bir ihtimal değil mi? Bu sorunun yanı sıra tasarımcı uzaylılarla ilgili tasvirlerdeki vahşetten ve saldırgan tondan da uzaklaşmayı amaçlıyor. Popüler kültürün etkisiyle oluşmuş bu vahşi imajın gelecek tasvirlerini, komplo teorilerini ve tabii uzay yolculuklarını kötü yönde etkilediğini düşünüyor. Proje; ötekilere, farklı dünyalara, evrenlere  karşı olan önyargılarımızı, ötekileştirmelerimizi ve sınırlarımızı sorguluyor. Özetle, bu konsolosluktaki diplomatlar yepyeni ve farklı uzaylı bakış açılarını keşfetmeyi amaçlıyor. Bunu da daha yumuşak bir yerden yapmak istiyorlar. 

Gelelim Sound of Aliens ya da Uzaylıların Sesi projesine. Konsolosluğun ilk ürünü ya da iletişim aracı; insanların uzaylılara dair hayal ve düşüncelerini müziğe çeviren bir enstrüman. Bu proje, her zaman görsellik üzerinden tasvir edilen uzaylılara görselliğin ötesinde bir tasvir sunuyor. Görselliğin dışında bir algı alanı açarak, bir nevi uzaylıları ses üzerinden yeniden hayal etmiş oluyor. İnsanların ötekilere, farklı dünyalara ve gezegenlere dair algılarına meydan okumayı amaçlıyor. Bunun da insanların içindeki uzaylıyla iletişimi kolaylaştıracağını düşünüyor Chan. Görselliğin ötesinde bir tasvir oldukça ilham verici gerçekten de. Ama yine de bu tasvirin zihnimizdeki fikirlerin sonucu olduğunu unutmamak gerekiyor. Belki de Chan karşımıza çıkabilecek formun görsel olmayacağını hatırlatmak istiyor olabilir. 

Uzaylı hikayelerinde işgal ve savaş teması kadar popüler olan bir tema da uzaylılarla iletişim ve bunun farklı yöntemleri. Bu konuyu oldukça orijinal bir yerden ele alan Arrival (2016) filmi de en etkileyici örneklerden. Zaten birçok dilbilimci Arrival filminin bambaşka bir gezegenden varlıklarla iletişim kurma konusunu olabilecek en gerçekçi yerden ele aldığını söylüyor. Filmde bambaşka bir zaman algısına sahip olan, ya da özetle zamanı lineer olarak algılamayan uzaylıların dillerinin bunu nasıl yansıtacağı keşfediliyor. Amy Adams’ın canlandırdığı dilbilimci, yabancı bir dili anlayabilmek için en önemli etkenin bağlam olduğunu söylüyor. Çünkü bizim dilimizde nötr bir kelime onların bağlamında saldırgan bile olabiliyor. Uzun çabalarla uzaylılarla iletişim kurmayı başaran karakter, bir an önce sonuca ulaşmak isteyen dünya liderlerinin sabırsızlığıyla savaşmak zorunda kalıyor. Bu kısım bile ne kadar gerçekçi değil mi?

Uzaylı iletişimlerine dair tasvirlerden hareketle düşününce, Otostopçunun Galaksi Rehberi’ndeki gibi, galaksiler arası her dili anında çevirebilen bir babil balığımız olmadığına göre uzaylılar bizimle iletişime geçerlerse onları anlayabilecek miyiz? Ohio’daki Bowling Green State Üniversitesi’nde çalışan Sheri Wells-Jensen tam da bu konu üzerine araştırma yapıyor. Gelişmekte olan uzaylı dilleri alanı üzerine çalışan bir ekibin parçası olarak olası bir gelecek için hazırlık yapıyorlar. Farklı ihtimalleri hesaplayıp bambaşka dillerin nelere benzeyeceğini araştırıyor ve ilerde uzaylılar bizimle iletişime geçerse yanlış gidebilecek tüm senaryoları düşünmeye çalışıyorlar. Bu arada hayal ettiğimiz gibi bir uzaylının gelip bizimle konuşmaya çalışmayacağını, muhtemelen bu iletişim isteğinin bir radyo sinyalinden ibaret olacağını söylüyorlar. 

Net bir iletişim kurmak ve karşı tarafı anlayabilmek için gösterilen tüm bu çabalar umut veriyor. Uzaya dair tüm fikirlerin işgal ve fetih bağlamında konuşulduğu günümüzde, bambaşka varlıklarla iletişim kurmayı amaçlamak da taze bir bakış açısı sunuyor. Kendi gezegenimizi tüketip başka gezegenleri sömürmektense, farklı algı biçimlerini ve hayatları deneyimlemek bize iyi gelecek asıl şey olabilir. Hem de gezegenimizde ilk yöntemi deneyip başarısız olmuşken. Ancak, şimdilik elimizden gelen tek şey içimizdeki uzaylıyla iletişim kurmaya çalışmak galiba. Nasıl anlamak ve denemek isterseniz tabii. 

editörün seçtikleri