Yeniden yükselen bir isyan: Pembe saç
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Uçuk pembe, pastel pembe, neon pembe ya da mercan pembe… Her birimizin ruhunda var mutlaka bir tonu. Instagram’da şöyle kısa bir tur atınca bile görüyoruz pembe saçın herhangi doğal bir renk tonu kadar yaygın olduğunu. 2020’nin en çok konuşulan dizilerinden I May Destroy You’da Arabella rolünde izlediğimiz Michaela Coel de daha ilk sahneden pembe saçlarıyla nasıl da kazınmıştı zihnimize. Bu yeni bir trend mi, yoksa pandeminin yarattığı gri atmosferin sonucu olarak bu eski trendi güncelledik mi? Kurt Cobain ve Gwen Stefani’nin 90’larda estirdiği o pespembe saçları da hâlâ aklımızda. Bazı dönemlerde daha gerilere düşse de pembe saçın gücü her daim baki. Günümüzde de sessiz ve derinden yayılmaya devam ediyor. Bazen yanına neon yeşiller, elektrik maviler de ekleniyor… Pembenin gücü hakkında ise saç tarihçilerinin (evet, var böyle bir uzmanlık alanı) ve akademisyenlerin de söyleyecek çok sözü var.

Instagram’ın etkisiyle günümüzde daha çok görünür olsa da pembe saç popüler kültürdeki altın çağını 90’larda yaşamıştı kuşkusuz. Poptan rock’a, MTV kültüründe yükselmiş pek çok isim, pembenin türlü tonlarıyla karışımıza çıkıyordu. 2000’lerin ilk yıllarında ise daha çok filmlerde gördük pembe saçı. Ama ”abartılı” anların parçası olarak. Scarlett Johansson, Lost in Translation’da, o absürt karaoke sahnelerinde bir kostüm olarak geçirdi başına, Natalie Portman da Closer’da lap dance yaptı o peruğuyla… Bir kostümün, bir stilin temsili olarak kabullenilmişti artık belli ki pembe saçlar o dönem.

Ama hakkını verelim, geçmişi çok daha eskilere dayanıyor, saçlardaki pembenin. “Pembe saçın bir trend olarak erken bir örneği 17. ve 18. yüzyıllarda görülüyor, özellikle de peruklar için özel olan saç tozlarının pembe ve diğer pastel tonlarda da üretilmeye başlamasıyla” diyor, saç tarihçisi Rachael Gibson. Ve tabii bu açıklamadan da anlaşılıyor ki pembe daha çok üst sınıfların egemenliğinde o dönemlerde. Süslenme lüksüne sahiplerin elinde çünkü o şaşalı peruklar ve onlara sıkılan tozlar.

Aristokrasinin alaşağı edilmesiyle birlikte (bkz. Fransız Devrimi) peruklar ve süslenme ile olan ilişki de değişiyor belli ki. Pembe de siliniyor tarihten bir süreliğine. Dünya savaşları, yeni sınıf kavramı vs. derken kimsenin pembeye, süse ayıracak zamanı olmuyor belki de.

1970’lerin başlarında ise pembe saçlarda yeniden gösteriyor kendini ama alt kültürün bir parçası olarak; diğer ”sıra dışı” renklerle birlikte. İşte ana akıma sıçraması da 90’ları buluyor. (Her alt kültür ana akımı tadacaktır zaten…) MTV’nin emeği büyük. Zaten alternatifin ana akıma hızla transfer olmasında genel olarak MTV’nin parmağı vardı o dönem. Şimdilerde de ana akım tarafından çok seviliyor. 2010’larda Rihanna’lar, Kardashian’lar ile birlikte yükselişe geçti, Demi Lovato, Nicki Minaj, Katy Perry, Zayn Malik ve hatta Kanye West tarafından bile sahiplendi.

Son birkaç ay içinde pembenin çeşitli tonlarına geçiş yapan Kaia Gerber, Ashanti, Paris Hilton, Lady Gaga (her tonu denemiş olsa gerek), Ariel Winter ve Charli D’Amelio gibi sayısız ünlüye tanık olduk. Milyonlarca insanın da onlardan etkilenmediğini düşünmek naiflik olur. Ama sadece ünlülere benzeme isteği ya da onların stillerini uygulama fikri değil pembeyi günlük hayatımızda da yaygınlaştırmaya başlayan. Bir kere pembe, başlı başına çok şey söyleyen bir renk ve uygulanma şekliyle DIY (do it yourself) kültürünün bir parçası sayılabilir pembe, çünkü evde yapmayı kolaylaştıran pek çok ürün var artık piyasada. Bir de sanki Zoom, Instagram ve çeşitli görüntülü konuşma yolları derken kendimizle de normal hayat koşuşturmacası içinde yüzleştiğimizden daha çok göz göze geldik. Kim bilir belki bunun da bir etkisi vardır…

Renklerin ruh halimiz üzerindeki etkileri de neredeyse klişe bir konu olacak kadar konuşuldu ama bu tabii gerçek olduğunu değiştirmiyor. O yüzden psikologlara göre pembe saçlara sahip olmak ruh halimizi nasıl etkiliyormuş diye baktığımızda, davranış psikoloğu Ph.D. Michael Mazius şu açıklamayı yapıyor; ”Aslında saç renginin bir işlevi yok tabii, bu daha çok kişinin kendini ifade etme şekliyle alakalı. Kişinin kendini daha iyi hissetmesi için güvenli ve yaratıcı yollar bulması gerekiyor. Saç boyamanın da bu açıdan kilit bir rolü var. Pembe gibi cesur, mutlu bir renk kendini ifade etmenin ve olumsuz duyguları etkisiz hale getirmenin sağlıklı bir yolu olabilir.”

O zamanlar zenginler tabii…

Ayrıca bazı nöropsikologlar pembe saçı daha rahatlatıcı olarak görüyor. Columbia Üniversitesi’nde nöropsikolog olarak görev alan Sanam Hafeez; ”Pembe, kişinin kendine ve başkalarına olan evrensel sevgisinin rengidir. Çoğu zaman, pembenin sakinleştirici bir etkisi olduğu düşünülür. Sarı veya turuncu gibi ‘gürültülü’ bir renk değildir. Çoğumuz şu ara evde tişört ve eşofman altı gibi kıyafetlerle neredeyse dağınık bir şekilde dolaşırken pembe saç, daha yumuşak tarafımızı günlük bakım gerektirmeyen ve pahalı olmayan bir şekilde ortaya çıkarmanın bir yolu olabilir” diyerek günlerimizin çoğunu evde geçirsek de kendimizi görsel olarak ifade etme ihtiyacımıza açıklık getiriyor.

Sally Hershberger’in saç tasarımcısı ve renk danışmanlarından olan Aura Friedman pembe saçın son zamanlarda en yaygın güzellik trendini temsil etmesinin başka bir önemli nedeni olduğunu düşünüyor. ”Pembenin güzel yanı, her etnik köken için işe yarayan çok fazla seçenek sunması” açıklamasını yapıyor. Bunun da en sağlam örneğini birkaç ay önce hem kalıplara meydan okuyan hem de derin yüzleştirmeler yaşatan, 2020’nin en çok konuşulan dizilerinden I May Destroy You’daki Arabella karakterinde gördük. Michaela Coel’in canlandırdığı karakterin önemli ve karakteristik bir parçasıydı saçları.

Michaela Coel plays Arabella in the HBO drama she created, I May Destroy You. 

Yazar Ronda Racha Penrice de ”Pembe çok uzun zamandır güzellik ve kadınlıkla ilişkilendiriliyor ve bazı nitelikler uzun süredir siyahi kadınları inkar ediyor. Bu yüzden belki de kadınların güzelliklerini ve kadınlıklarını öne sürüp onayladıkları bir eylemdir” diye ekliyor. Bunun çok daha ötesinde de aslında.

Güzellik algılarının da bir politika olduğunu, ta antik çağlardan günümüze uzanan kadın idealinin özellikle batı temsillerine baktığımızda karşılaştığımız çeşitli standartlar ile görüyoruz zaten. Kabul edelim ki idealize edilmiş beyaz dişil güzelliğin sayısız varyasyonu da hâlâ aramızda dolaşıyor ve sürekli olarak konuşmaya devam ediyor. O yüzden, her ne sebeple yapılırsa yapılsın pembe saçların gelip geçici bir trend olmaktan çok daha fazlası olduğunu düşünüyor bu yazıya da son noktayı böyle koyuyoruz.