Yazar: Zeynep Naz Inansal
16 Haziran 2021
Z kuşağına bir rahat verin: Shiva Baby film incelemesi

Okul bitmedi mi hâlâ? Mezuniyet sonrası ne yapmayı düşünüyorsun? Ee çocuk ne zaman? Çok zayıfsın, hiç yemek yemiyor musun? Sevgilin yok mu, neden? Okurken bile soğuk terler döktüğümüz bu soruları ve benzerlerini maalesef hepimiz duymuşuzdur. Az tanıdıklarımızla dolu etkinliklerden ve çoğu akraba ziyaretinden kaçma sebebimiz olan bu sorular hep cevapsız kalır ve yalnızca iki tarafı da huzursuz eder. Bu yılın en orijinal filmlerinden Shiva Baby, tüm bu soruların ortasında kalan Danielle’in huzursuz mu huzursuz birkaç saatine odaklanıyor. Ailesinin zoruyla sürüklendiği bir cenazede; eski sevgilisi, tüm akrabaları, para karşılığı seks yaptığı adam, onun eşi ve bebeğiyle aynı evin içinde sıkışan Danny akıl sağlığını korumaya çalışıyor.

25 yaşındaki Emma Seligman’ın yazıp yönettiği Shiva Baby, bu belirsiz zamanlarda genç olmanın zorluklarını, daha önce pek de görmediğimiz bir bakış açısıyla anlatıyor. Ailesinden maddi ve manevi destek görse de kendini pek desteklenmiş hissetmeyen bir karakterin, varolma ve kendini bulma sürecinin dış dünyadan gelen sorular ve yorumlarla mütemadiyen bölünmesini izliyoruz. Bu huzursuz ortamda herhangi bir kişinin ayakta bile kalabilmesine şaşırırken, en karanlık anlarda da kendimizi kahkahalar atarken buluyoruz. Seligman’ın aynı adlı kısa filminden uyarladığı filmi, etkileyici ve kaçırılmayacak kadar şaşırtıcı bir ilk film. Başkalarının gereksiz kaygıları altında debelenen herkesin izlerken kendinden birşeyler bulabileceği Shiva Baby’e, yetişkin olmanın imkansızlığına ve bir türlü susmayan yabancılara dadanıyoruz. 

Danielle ve kendinden yaşça büyük bir adam arasındaki seks sahnesiyle açılıyor Shiva Baby. Biraz mekanik olan seks sonrası, daha da mekanik bir sohbet geçiyor aralarında. Adam onu önemsiyor gibi davransa da pek inandırıcı olmuyor. Zaten Danielle de parasını isteyince, ikilinin sevgili olmadığını ve Max’in onun para karşılığı seks yaptığı yaşça büyük bir erkek olduğunu anlıyoruz. Bir nevi sugar daddy de diyebiliriz onun için. Sonrasında anne ve babasıyla buluşan Danny bir şivaya, yani cenaze töreni sonrası toplaşılan yas evine gidiyor. Eve girmeden önce annesi çevresine ve ailesine rezil olmamak için Danny’nin söylemesi gerekenleri sıralıyor. Bazı iş görüşmeleri olduğu konusunda yalan söylemesi için anlaşıyorlar. Bir de annesi Danny’i çocukluk arkadaşı -ve belli ki eski sevgilisi- Maya konusunda da uyarıyor, çünkü daha girmeden görüyorlar ki o da ailesiyle orada. Annesi çok ciddiye almadığı bu ilişkiye ve Danielle’in cinsel kimliğine bir tür çılgın deneme olarak bakıyor ve açık görüşlülüğüyle gurur duyuyor; olur böyle dönemler gibisinden ifadelerle. Şivadaki ortam da Danielle’in annesinin kafası kadar kaotik: herkes yüksek sesle fazlaca kişisel sorular soruyor. Üstelik eski sevgilisi Maya yetmezmiş gibi, Max’in de burada olduğunu görüyoruz; hem de Danny’nin varlığından haberdar olmadığı eşi ve bebeği de geliyor sonra. 

Shiva Baby, sanki genç bir kız için olabilecek en korkunç durumu bulmak adına yola çıkmış ve sonunda tüm korkuları tek potada eriten bir ortam bulmayı başarmış gibi görünüyor: Geniş aile, meraklı ve dedikoducu akrabalar, eski sevgili, yeni sevgili gibi olan sugar daddy, bu yeni sevgili gibi olan sugar daddy’nin güzel ve başarılı eşi, belirsiz bir gelecek ve saklanması gereken dev bir sır… Tüm bunlar yetmiyormuş gibi her şeyin bir cenaze atmosferinde gerçekleşmesini de unutmayalım. Danny kaçacak yer arasa da her kaçtığı yer onu daha da korkunç bir yere çıkarıyor. Sanki çevresindeki herkesin ondan koparmak istediği bir şeyler var. İmalı sözler, incitici yorumlar ve haddini aşan sorular arasında ana karakterin bunalmasını ve giderek mutsuzlaşmasını izliyoruz.

Film, bu klostrofobik ve bunaltıcı bir ortamı her detayıyla vermeyi başarıyor. Bunda tüm yakın planların, şahane performansların ve usta sinematografinin etkisi büyük. Ama asıl filmin müziğinden bahsetmemek olmaz, Ariel Marx’ın sinir bozmak konusunda ustalığa eriştiği müzikleri de bir an bile rahatlayamamamıza sebep oluyor. Sanki her daim ensemizde bir el, bizi dürtüyor, en ufak bir nefes almamıza bile izin vermiyor. Sebebini tam olarak anlayamadığımız anksiyeteyi bu kadar iyi verebilen Shiva Baby, biraz da zamanımızın kaotik ve boğucu ruhunu da yansıtmayı amaçlıyor gibi. 

Bu huzursuz ve bunaltıcı ortamı yaratmak yalnızca seyriciyi germek amaçlı değil tabii. Seligman, aslında kendi kuşağının dış dünyaya ya da ‘gerçek’ dünyaya atılırken ne büyük zorluklarla karşılaştığını hem karanlık hem de komik bir yerden anlatmayı başarıyor. Bu kara komedi, tam da tüm ekonomik ve iklimsel krizlerin ortasında hala ‘meme’ler üzerinden mizah yapabilen bir kuşağa uygun diyebiliriz. Hikayeyi oluştururken ana karaktere kendinden çok fazla detay ekleyen Seligman aslında oldukça kişisel bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. İlk olarak 2018 yılında yönetmenin NYU’dan mezun olurkenki mezuniyet projesi olarak çekmeye başladığı hikaye, başroldeki Rachel Sennott’ın katkılarıyla daha da gelişmiş. 

Belki de bu kişisel bakışın da yardımıyla Shiva Baby, bir an bile ana karakterini yargılamıyor. Aksine çevresini ve onu düşürdükleri durumu en çiğ haliyle gözler önüne seriyor ve bu medeni olduğu iddia edilen toplumun bir karikatürünü çiziyor. Kimse Danny’nin şimdiki anda kalmasına izin vermiyor mesela. İlk andan itibaren sürekli bir sonraki adımını düşünmek ve geleceğini planlamak zorundaymış gibi hissettiriliyor. Bu da yetmezmiş gibi her yaptığı için hesap soruluyor ve seçimleri çok da ciddiye alınmıyor. Bir an bile kendisi olmasına izin verilmeyen bu genç kızın nasıl kendi ayakları üstünde durması bekleniyor ki? Annesinin ısrarla balık yedirmeye çalıştığı Danny, ona vejetaryen olduğunu hatırlattığında dalga geçiliyor. Biseksüel olmadığı, yalnızca biraz çılgın denemeler yaptığı yüzüne vuruluyor. Kendini bir türlü ciddiye alamaması belki de çevresinin ona böyle davranmasından kaynaklanıyor. Para karşılığı seks yapması da bu inanmadığı sistemin bir parçası olmak yerine kendine bulduğu bir gelir kaynağı gibi görülebilir. Maya, ona bunu neden yaptığını sorduğunda yalnızca kolay para olduğu cevabını veriyor. Bu cevabı sugar daddy’si Max’e bile dürüstçe vermediğini hatırlıyoruz: Max’i para karşılığı seks yapma durumuna ikna edebilmek için bile hukuk okumak istediğini söylemek zorunda kalmış Danny.

Aslında Danny’e baktığımızda belki de o kadar gelecek kaygısı yaşamadığını fark ediyoruz. Ona dayatılan bir kaygı var, ama o bu kaygıyı benimseyemiyor. Zaten çevresindekilerin doğru yolda olduğu bir dünyada, diğer tarafta yer almayı seçeceğini anlıyoruz. Filmin sonlarına doğru Danny; tüm baskılara dayanamayıp patlıyor, çevresindekilere bağırıyor ve yere oturup ağlamaya başlıyor. Yanına gelen annesi onu sakinleştirmeye çalışırken her şeyin çok güzel olacağını, en kötü ihtimalle onların yanına geri taşınabileceğini söylüyor. Tabii bu cümleler Danny’i rahatlatmak yerine daha da korkutuyor. Aslında o an bile, gelecekten asıl korkanın anne ve babası olduğunu ve değişimle bir türlü yüzleşemediklerini görüyoruz. Herhangi bir belirsizlik onları delirtirken, Danny de inadına her türlü belirsizliğin peşinde koştuğu bir hayat kurmak istiyor.  

Bir jenerasyonun tamamını suçlamanın saçmalığının farkındayız. Ancak Shiva Baby, bizden önceki jenerasyonların bir an bile davranışlarının sonuçlarını düşünmezken, nasıl da gençlerden her şeyi düşünmelerini beklediğini sorguluyor. Her çabanın ve hatanın değerli olduğu, belirsizliğin bir norm olduğu yaşlarda her şeyi bilmek zorunda hissetmemizin sebebi biraz da devraldığımız enkaz değil mi? Kendi hayatının kontrolünde olmak isteyen, belki de yaşadığı dünya için iyi bir şey yapmak istediğinde bile dalga geçilen bu jenerasyonu biraz rahat bırakmamız gerekiyor. Danny’nin o korkutucu evden çıkarken biraz da olsa rahatladığını ve Maya’nın elini tuttuğunu görüyoruz. Çünkü gelecekteki tüm belirsizliklere rağmen, onu gerçekten dinleyen birini bulabilmiş, hem de tüm gürültüye rağmen.

editörün seçtikleri