40. Uluslararası İstanbul Film Festivali Nisan seçkisinde hangi filmleri izlemeli?
yazar: Burak Kazim Diken

Uluslararası İstanbul Film Festivali, pandemiden henüz ne derecede etkilenebileceğimize dair çok da bir fikrimiz yokken bile izleyiciyle buluşmanın yollarını bulmuştu ve 2020 Nisan ayında 39. kez düzenlendiğinde, seçkilerini hem çevrimiçi hem de salonlarda izlenebilecek şekilde takipçilerine sunmuştu. Yıl boyunca da çeşitli seçkiler dahilindeki filmleri köklü festivalin tarihinde ilk kez bu şekilde izlemiştik biz de.

Şimdi, pandemi krizi ile geçirdiğimiz koca bir yılın ardından ise, dünyadaki çeşitli festivaller kapsamında, gerek seyirci gerekse organizatörler tarafından düşünüldüğünde, programlamaların nasıl yürütülebileceğine dair tecrübelerimiz de oldukça artmış durumda. Pandeminin belirsizlikleri karşısında kendi formüllerimizle gardımızı aldık gibi.

Bu süreçte, Netflix, Amazon Prime Video, BluTV, ve MUBI gibi platformlar üzerinden bir filmin prömiyerine şahit olmak gibi oldukça ilginç ve eğlenceli dinamikler girdi hayatımıza. Bir süre öncesine kadar yalnızca belirli bir seyirci grubunun katılabildiği -örneğin Hollywood Chinese Theatre’da gerçekleştirilenler- gösterimlere artık evlerimizden erişim sağlıyor olabilmek bir yana; uluslararası film festivallerinin birçoğu, bu platformların getirdiği alışkanlıklara da biraz güvenerek tüm programlamalarını çevrimiçi düzenlemelere götürdü.

Tüm bunların getirdikleri -ve elbette götürdükleriyle-; Uluslararası İstanbul Film Festivali bu yıl Nisan ayında başlayacak 20 filmlik bir seçki ile 40. kez düzenlenecek -ve diğer festivaller gibi- ilk defa tamamıyla çevrimiçi takip edilecek. (En azından bu ayın seçkisindeki filmler için geçerli bu.) Ve biz de, her yıl bu zamanlarda karşılaştığımız “Hangi filmleri izlemeliyiz?” başlıklı tatlı ‘problem’in peşinde; festival programında beğeni alacağını düşündüğümüz filmlere kısaca dadanıp, bu dikkat çeken yapımları ve neden izlenmeleri gerektiğini içeren bir liste ile karşınızdayız. Neticede festival öncesi programdaki filmlere dadanmak da bir tür festival geleneği bizim için.

Köstebek Ajan / El Agente Topo / The Mole Agent

2016 yapımı The Grown-Ups belgeseli ile akıllarda yer etmiş Şilili yönetmen Maite Alberdi, festival kapsamında gösterilecek belgeseli El Agente Topo ile karşımızda.

Çok konuşulan belgeselin hikayesi biraz sert: Bir yaşlı bakımevindeyiz ve buranın sakinlerinin çalışanlar tarafından istismar edildiğine dair bir şikayette bulunuluyor; yine buranın konuklarından biri tarafından. Yaşlı ve amatör bir dedektif de bu söylenenlerin gerçek olup olmadığını araştırmak üzere işe koyuluyor. ‘‘Ajan olmak için asla geç değil’’ mottosuyla yola çıkan El Agente Topo; aynı zamanda Şili’nin 93. Akademi Ödülleri’ndeki “Uluslararası En İyi Film” başvurusunu gerçekleştirdiği yapım.

IndieWire yazarlarından Eric Kohn’a göre tüm zamanların ‘‘en yürek ısıtan ajan filmi” olan El Agente Topo, 24 Nisan ile 29 Nisan arası gösterime açık olacak.

Gönül İşleri / Les choses qu’on dit, les choses qu’on fait / Love Affair(s)

Un baiser s’il vous plaît (2007) ve L’art d’aimer (2008) gibi yapımlarla Fransız sinemasında adından söz ettirmeyi başaran ve Variety yazarlarından Derek Elley’in “Woody Allen ile Eric Rohmer kombinasyonu” sözleriyle tanımladığı yönetmen Emmanuel Mouret’nin festivalde gösterilecek yeni draması; tatiline sevgilisinin de katılmasını bekleyen Daphne isimli karakterin, bu süreçte kuzeni Maxime ile olan yakınlaşmasını anlatıyor.

Les choses qu’on dit, les choses qu’on fait; birçok değerlendirmeye göre ilişki dinamiklerine dair yerleşmiş algılarla oynarken, sahiplenme ve kıskançlık gibi hislere de son derece yıkıcı bir şekilde yaklaşıyor. Kimilerince de ‘aşırı’ klasik müzik kullanımından dolayı yorucu ve gösterişçi bulunmuş film. Diyalog takibinin zor olduğu söyleniyor eleştirilerde. “Fransa’nın Oscar’ı” César Ödülleri’nde 13 adaylık elde ederek dikkat çekmeyi başardı oysa.

Yapım 10 Nisan ve 15 Nisan arası gösterime açık olacak.

180 Derece Kuralı / Khate Farzi / 180 Degree Rule

İranlı yönetmen Farnoosh Samadi’nin ilk uzun metrajı olan Khate Farzi… Hatırlarsanız Farzi’nin 2016’da Ali Asgari ile birlikte yazıp yönettiği The Silence kısasının prömiyeri Cannes’da yapılmıştı. Kendisi bir de Oscar, daha doğrusu Akademi üyesi.

Tahranlı bir kadının, eşinin ‘izin’ vermemesine rağmen çıktığı bir yolculuğun ardından söylemek zorunda kaldığı yalanlarından dolayı, içinde bulunduğu ‘kefaret’ sürecini anlatıyor film. Yine İranlı bir kadın yönetmenin gözünden böyle bir hikayeyi izlemek; ülkenin patriyarkal toplum yapısına ve yaratılan korku ikliminde yaşamak zorunda kalan insanların tecrübe ettiklerine dair etkili bir gözlem sunuyor izleyenlere.

Film, 18 Nisan’dan 23 Nisan’a kadar izlenebilecek.

Aalto

20. yüzyılın en etkili tasarımcı ve mimarlarından Finlandiyalı Alvar Aalto’nun işlerine ve yine mimar olan eşi Aino Aalto ile modern tasarım dünyasını ne derecede değiştirip geliştirdiklerine bir saygı duruşu olarak tanımlanan bir belgesel Aalto. Çiftin arasındaki aşka odaklansa da yapımın yazarı ve editörü Jussi Rautaniemi ile ödüllü yönetmeni Virpi Suutari’nin arşivleri açarak ilerlemesi sayesinde ikilinin birlikte imza attıkları keskin kenarlı mimari yapılara, dizayn ettikleri mobilya, tekstil ve endüstriyel tasarım ürünlerine de detaylı bir şekilde bakmamızı sağlıyor.

Belgesel 2 Nisan ve 7 Nisan arası izlenebilecek.

Sevgili Yoldaşlar / Dorogie Tovarishchi! / Dear Comrades!

Sibiriada, Runaway Train, Tango & Cash gibi yapımlarla dolu oldukça etkili bir filmografiye sahip olan ve Venedik’ten Bafta’ya, Cannes’dan Berlin’e kadar birçok festivalden büyük ödüllerle dönmüş Rus usta yönetmen Andrey Konchalovskiy’nin son uzun metrajı Dorogie Tovarishchi!. 1962’de komünist hükümetin yemek fiyatlarına uyguladıkları zamların ardından küçük bir endüstriyel kasabadaki işçilerin greve gitmesini anlatıyor film. Grev ardından olan olayları ve ‘katliam’ı, seyircinin bir parti aktivistinin gözünden izlediği film, Nisan seçkisinin de en dikkat çeken yapımlarından.

Bazı eleştirmenler tarafından “mizah ve dehşetin her zaman ayrı yerlerde tutulmaması gerektiğine dair bir kanıt” şeklinde aktarılan film, The Hollywood Reporter yazarlarından Deborah Young’a göre ise; “1962’deki bir Sovyet grevi günümüz seyircisi için her ne kadar uzak duyuluyor olsa da, şu sıralarda yaşadığımız tüm politik mücadeleler ile oldukça bağlantılı bir yapım.”

Andrei Tarkovsky ile -Türkçeye İvan’ın Çocukluğu olarak çevrilmiş- Ivanovo Detstvo filminde birlikte çalışarak sinema sektörüne giriş yapan ve ilk uzun metrajını Cengiz Aytmatov’un İlk Öğretmenim isimli kitabının uyarlaması olarak çeken Konchavolyskiy’nin bu tarihi draması Dorogie Tovarishchi!, aynı zamanda Rusya’nın “Uluslararası En İyi Film”  başvurusu.

Yapımı 1 Mayıs’tan 6 Mayıs’a kadar seyredebilirsiniz.

Düşüş / Falling

Harika oyunculuk kariyerinin yanında müzisyen, fotoğrafçı, ressam, ve şair olarak da tanıdığımız Viggo Mortensen’in ilk senaristlik ve yönetmenlik deneyimi olan Falling, demans ile mücadele elen bir baba ve -babaya göre uygunsuz bir durumda olan- eşcinsel oğlu arasındaki gerilimi odak noktasına alıyor.

Aslında sadece yazıp yönetmekle kalmamış filmin neredeyse her şeyini Viggo Mortensen üstlenmiş. Müziklerini, yapımcılığını, başrolünü… Daha doğrusu başrollerden birini: Baba rolünde, Alien serisinden tanıdığımız unutulmaz android karakter Bishop’u canlandıran Lance Henriksen var. İki usta aktör de tahmin edebileceğiniz üzere oyunculuklarıyla övgüleri topladılar Falling ile. Henriksen ve Mortensen’e aynı zamanda yönetmen David Cronenberg’in de küçük bir rol ile eşlik ettiğini de görüyoruz. Bu arada, yapım oldukça limitli bir bütçeyle çekilmek zorunda kalmış ve Mortensen yalnızca herhangi bir ücret almadan çalıştığı ile kalmamış; aynı zamanda bütçe açıklarını da kendi cebinden kapatmış.

Merkezine aldığı aile ve kayıp gibi konuları gösterişsiz bir dille aktararak ana akım seyircisi için oldukça ulaşılır olarak kabul edilen Falling hakkında “Mortensen’in oyunculuğundan da beklenileceği gibi, oldukça iyi kotarılmış bir karakter draması” ve “küçük detaylara öylesine dikkat edilmiş ki karakterler hayat kazanmış” gibi eleştiriler yayınlandı.

Film 30 Nisan ve 5 Mayıs arasında gösterimde olacak.

Possessor

Tam da David Cronenberg demişken, janrının efsanesi olan yönetmenin oğlu Brandon Cronenberg’in ilk yönetmenlik deneyimi olan Possessor da yine festival kapsamında yer alan yapımlardan. Gizli bir şirket için çalışan bir ajanın beyin implantı teknolojisi ile diğer insanların bedenlerini işgal edebilmesi ve bu bedenleri şirketin müşterilerinin talimatları doğrultusunda suikast amacıyla kullanmasını anlatan Possessor; Andrea Riseborough, Christopher Abbott ve Jennifer Jason Leigh gibi isimlerin oyunculuğu ile öne çıkıyor.

Sundance’te prömiyerini yapan Possessor bir yandan ‘çok yüzeysel ve yorucu anlatımı’ dolayısıyla eleştirilere maruz kalmış olsa da, aynı zamanda body-horror türünde varoluşçu bir yapım olarak da ilginç seyirliklerden birini sunmakta.

Possessor, 4 Nisan’dan 9 Nisan’a kadar izlenebilecek.

Sarayın Sessizliği / Les Silences du Palais / The Silences of the Palace

Şubat 2021’de hayatını kaybeden Tunuslu yönetmen Moufida Tlatli’nin anısına gösterilecek olan Les Silences du Palais, Tlatli’nin 1994 tarihli ilk uzun metrajı. Kariyeri boyunca kadınlara yönelik baskı, istismar ve sömürü ekseninde çektiği filmlerden ilki olan bu yapım, Fransız sömürgesi sonrası 1950’lerde ayrıldığı Tunus’a yıllar sonra geri dönüp annesinin hizmetkarlık görevinde bulunduğu sarayı ziyaret eden şarkıcı Alia’nın hikayesini merkezine alıyor.

Film, 25 Nisan Pazar ve 30 Nisan Cuma akşamı gösterimde olacak.

Ve bir not:

filmonline.iksv.org’da çevrimiçi gösterilecek bu filmlerin, ve elbette daha fazlasının bilet satışları 31 Mart Çarşamba günü saat 10.30’da başlayacak-mış.