Yazar: Zeynep Naz Inansal
30 Kasım 2021
Baba, Oğul ve Lady Gaga: House of Gucci film incelemesi

Aylardır heyecanla beklediğimiz, oyuncu kadrosuyla, kostümleriyle, her fotoğrafıyla ve tabii fragmanıyla aklımızı başımızdan alan Ridley Scott imzalı House of Gucci sonunda vizyonda. Maurizio Gucci ve eşi Patrizia’nın birbirlerinin sonunu getirdikleri bir aşk hikayesi olarak başlayan film, aslında Gucci ailesi üzerinden aile ve iş hayatındaki güç dinamiklerini anlatıyor. Lady Gaga, Adam Driver, Al Pacino, tanınmayacak haldeki Jared Leto ve Jeremy Irons gibi yıldızlar kadrosu da bu 160 dakikalık aile dramını sırtlarında taşıyor. Şaşalı bir hanedanlığın çöküşünü ya da el değiştirmesini izlerken hem dünyanın hem de moda sektörünün yaşadığı kaçınılmaz değişimlere şahit oluyoruz. Hikayenin abartılı karakterleri, iç içe geçen güç ilişkileri, bitmeyen dramı öyle sürükleyici ki, tahminimizden çok daha eğlenceli bir filmle karşı karşıyayız.

Tabii House of Gucci’nin de önüne geçen ve en az film kadar konuşulan Lady Gaga’ya da değinmeden olmaz. Yeni bir ödül sezonunu baştan sona kendi hakkında yapmaya kararlı olan Gaga, aynı A Star is Born zamanlarındaki gibi abartılı demeçleriyle dikkat çekiyor. Mesela kendini rolüne öyle kaptırmış ki, Maurizio Gucci’nin öldürüldüğü sokaktan geçerken içini bir vicdan azabı ve suçluluk kaplamış. Öyle ki, rolünün onu nasıl yorup ele geçirdiğini anlatınca Ridley Scott bile ona bu kadar abartmamasını söylemiş. Bir yandan kendisini beyazperdeye yakıştırsak da her yıl bu deliliği mi yaşayacağız diye düşünmeden de edemiyoruz. Neyse ki bu kez canlandırdığı karakter kendi kadar abartılı ve dramatik bir kadın olduğu için demeçleri rolünü destekliyor gibi. Moda dünyasına, yalan aşklara, Lady Gaga’ya, İtalyan’dan Rus’a kayan aksanına ve tabii House of Gucci’ye dadanıyoruz.

House of Gucci GIF - Find & Share on GIPHY

1970’li yılların Milano sokaklarındayız. Elizabeth Taylor’ı andıran Patrizia (Lady Gaga) bir grup erkeğin arasından geçiyor ve tüm kafalar ona dönüyor. Havalı havalı yürüyen karakterimiz cazibesinin farkında ve bu ilgiden oldukça memnun. Akşam gittiği bir partide Maurizio Gucci’yle (Adam Driver) tanışıyor ve soyadını duyduğu anda gözleri yerinden fırlıyor. Para avcısı mı yoksa basit bir hayran mı olduğunu başta anlayamıyoruz. Ancak sonraki günlerde Maurizio’yı takip edip şans eseri karşılaşmış gibi yapıp zorla bir görüşme ayarladığında, karşımızda oldukça hırslı bir karakter olduğunu görüyor ve ne yalan söyleyelim, hafiften tırsıyoruz. 

Hukuk okuyan Maurizio ailesinin dev markasıyla hiç ilgili görünmüyor ve hızlıca Patrizia’ya aşık oluyor. Ancak babası Rodolfo (Jeremy Irons) evlenmelerine karşı çıkıyor ve ona maddi anlamda destek olmayı kesiyor. Romantik prens bir süre Patrizia’nın aile işinde çalışıp gönlümüzü kazanıyor, ancak Patrizia’nın onunla ilgili başka planları var. İşleri devralmasını isteyen amcası Aldo’yla (Al Pacino) yakınlaşan Patrizia bir şekilde Maurizio’yu Gucci’nin başına geçmeye ikna etmeyi başarıyor. Oğlu Paolo’nun (Jared Leto) aptallığı ve yeteneksizliğine rağmen tasarımcı olmaktaki ısrarından bunalan Aldo, sonunda bir veliaht bulduğu için pek memnun. Ancak Patrizia’nın giderek daha da hırslanıp herkesin arasını bozması çok da uzun sürmüyor. Sonrası da hem kendisinin hem de parçası olmaya çalıştığı ailenin sonu oluyor. 

Lady Gaga Ok GIF by House of Gucci - Find & Share on GIPHY

House of Gucci, tüm karakterlerin olduklarından farklı bir role bürünmek istedikleri bir dünyada geçiyor. Kimi daha ünlü, kimi daha zengin, kimi daha çok sevilen, kimi de olduğu halde bırakılan birileri olmaya çalışıyorlar. Ancak çevresel şartlar bu rollere bürünmelerine müsait değil. Hem aileleri, hem de toplum tarafından bir isim altında eziliyorlar. Şıkır şıkır ve havalı Gucci ismi hepsinin dolaylı yoldan kabusu haline geliyor da diyebiliriz. Patrizia’nın delicesine bir parçası olmaya çalıştığı, diğer karakterlerin her fırsatta ona bir parçası olmadığını hatırlattıkları Gucci’nin tam olarak ne olduğunu ise kimse bilmiyor. Rodolfo için herkesin layık olmadığı bir lüks, Aldo için para kazanmanın kolay bir yolu, Paolo için parlama fırsatı, Maurizio içinse bir güvenlik ağı.

Ridley Scott bir aile markasının dönüşümü üzerinden, bu markayı ya da ismi bu denli önemli kılanın ne olduğunu sorguluyor. Hatta belki de bazı şeylerin toplumdaki maddi değeriyle asıl değerleri arasındaki farkı anlamaya çalışıyor. Hem ailenin en yaşlısı, hem de Gucci’nin ikonik tasarımcısı Rodolfo’nun anlayışındaki Gucci, herkesin erişemeyeceği, yalnızca ünlülerin ve aristokratların giyebileceği bir markadan alışveriş merkezinde satılan bir markaya dönüşüyor. Bir aile şirketi imajı ve tabii İtalyanlığı da tüm şirketin yavaş yavaş Mısırlı bir şirkete satılmasıyla son buluyor. Hatta markayı yeniden görünür kılan da Teksaslı bir tasarımcı olan Tom Ford oluyor. Yani aslında film boyunca bize Gucci’yi Gucci yaptığı iddia edilen her şey bir bir yok oluyor. Geriye de yalnızca bir isim kalıyor. Şimdilerin moda markaları ve lüks anlayışı da bu yönde ilerliyor gibi değil mi? Yalnızca bir isme sırtını dayayan birçok lüks markayla dolu çevremiz.

Happy Adam Driver GIF by House of Gucci - Find & Share on GIPHY

Scott aslında günümüzde çoğu zaman ismin, içeriğin ve ürünün, hatta kalitenin önüne geçmesinden de bahsediyor olabilir. Bir işin etrafındaki konuşmalar o işin çoğu zaman kendinden de önemli hale geliyor. Günümüzde filmler için bile geçerli olan bir durum bu. Zira çoğu filmin kendisinden çok ismi ve etrafındaki dedikodular konuşuluyor ve önemseniyor. Bu House of Gucci için de geçerli. Mesela ikilinin tanıştığı havalı villanın Airbnb üzerinden kiralanabildiğini öğreniyoruz. Ya da Jared Leto’nun bu rol için abartılı bir miktarda İtalyan yemeği tükettiğini ve bu karakteri İtalya’ya aşk mektubu olarak nitelendirdiğini okuyoruz. Filmdeki karakterlerden biri olan, 1995 yılında Gucci’nin tasarımcısı Tom Ford’un filmi biraz abartılı bulduğunu ya da Gucci ailesinin filmi bir hakaret olarak nitelendirdiğini biliyoruz. 

House of Gucci GIF - Find & Share on GIPHY

House of Gucci, hem hikayeyi ele alış şekli, hem de Lady Gaga ve Jared Leto’nun başını çektiği performanslarıyla yer yer karikatürize ve abartılı olabiliyor. Ama film, bu abartılı ve komik tonunun gayet farkında aslında. Lady Gaga’nın adanmışlığı öyle etkileyici ki, gözümüzü ondan alamıyoruz. Yer yer aksanı İtalyan’dan Rus aksanına kaydığında bile sanki başka tarafa bakamadığımız bir araba kazası izler gibi daha ne kadar ileri gideceğini düşünerek onu izliyoruz. Scott gibi sinematik türler arası gezinmeyi pek seven bir yönetmenin bu hikayeyi anlatmayı seçmesinin sebebi ne olabilir? Belki de günümüzün abartılı isimlerinin biraz derinine inmek ve anlamsızlığını göstermek istemiştir. Tüm isimleri unutup hikayeye kendinizi kaptırdığınızda sizi oldukça eğlenceli bir film bekliyor. Hepimize Lady Gaga’nın basın turunda kolaylıklar diliyoruz.

editörün seçtikleri