Yazar: Gamze Akyol
13 Temmuz 2021
Marvel Sinematik Evreni’nde (muhtemelen Scarlett Johansson’suz) yeni bir dönem başlıyor: Black Widow film incelemesi

Avengers ekibinin gözü pek kahramanlarından Black Widow, sekiz Marvel filminde ‘yan’ rollerde karşımıza çıktıktan sonra sonunda kendine ait bir filmle karşımızda. Marvel cephesinden şu ana kadar aksi bir açıklama gelmediği için muhtemelen Scarlett Johansson’ı Black Widow olarak gördüğümüz son filmdi bu. Tam da bu yüzden filmi izlerken bir yanımız buruktu ama Marvel fanlarını rahatsız eden tek konu da bu değildi; Marvel’ın bu süper ajanın hakkını yeterince veremediğini ve onu cinsiyetçi kalıplara sokarak kahramanlığına gölge düşürüldüğünü düşünüyorlardı. Ve karakterin geçmişine şöyle bir bakınca bu suçlamalarında hiç de haksız sayılmazlar. O nedenle bu yazıyı MCU’ın ilk kadın yenilmezi olan Black Widow’a adanmış hisli bir veda olarak görebilirsiniz…

Aslında kadın süper kahramanların kaderi neredeyse yer aldıkları bütün yapımlarda/çizgi romanlarda aynı diyebiliriz. Eril hakimiyetin sürdüğü bu dünya düzeninde, ne amaçla ekrana taşınırlarsa taşınsınlar temsilleri hep sorunlu ve de eksik oldu bugüne kadar. Kadın süper kahramanların temsili konusundan uzun uzun bahsetmiştik zaten, bu defa gündemimizde tek bir kahraman olacak; Natasha Romanoff namı diğer Black Widow. 15 aylık bir ertelemenin ardından vizyona girebilmiş solo filmine gelmeden önce karakterin MCU’daki geçmişine şöyle bir göz atalım birlikte.

Ondan önce de MCU’daki Black Widow’ın “insanüstü” güçlere sahip olduğunu ve vücudunun küçük yaşlardan beri bir ölüm makinesine dönüştürülmek amacıyla biyokimyasal olarak değiştirildiğini hatırlatalım. Çizgi romanda ise süper asker serumu enjekte edilmiş bir “süper insan” kendisi. Marvel Sinematik Evreni (MCU) Iron Man karakterinin solo filmiyle ilk fazının açılışını 2008 yılında yapmıştı. O zamanlar büyük ses getirip, sinemaları kasıp kavuran bir süper kahramandı Iron Man. Muhtemelen çoğumuzun aklında da böyle yer etti zaten, karakterin bütün o cinsiyetçi sözlerini ve de davranışları bize oldukça “normal” geldi. Ve Marvel, sevilen bu karaktere peşi sıra devam filmleri çekti. Natasha Romanoff’la tanışmamız da bu filmlerden birinde gerçekleşti. 2010 yılında yayınlanan Iron Man 2 filminde, Tony Stark’ın hassas noktasından yani kadınlara olan “düşkünlüğünden” vurmak için bütün cazibesiyle karşımızdaydı Natasha. Ve Tony Stark’ın kendisini görünce söylediği ilk şeylerden biri “I want one” gibi tatsız bir replikti (orijinali daha vurucu ama ‘ondan istiyorum’, ‘onun gibi bir tane bende de olsun’ gibilerinden de çevirebiliriz bu cümleyi).

Geçtiğimiz ay verdiği bir röportajda Scarlett Johansson da bu repliğe vurgu yaparak bu durumdan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi: “Iron Man 2’ye baktığınızda içinde birçok harika an olmasına rağmen Black Widow’un ne kadar cinselleştirildiğini görebiliyorsunuz. Ondan sanki bir eşya ya da et parçasıymış gibi bahsediliyor. Hatta bir noktada Stark, Natasha’dan ‘bir parça’ istediğini söylüyor.” Johansson yine aynı röportajda “belki o zamanlar bu replikler bana bir iltifat gibi geldi, bilemiyorum. O zamanlar benim de düşüncelerim farklıydı; kendi değerimi bu yorumlarla ölçüyordum. Ama zaman içinde, karakterle birlikte benim de düşüncelerim değişti ve sadece vücut hatlarıyla gündeme gelmek istemeyen bir kadın olarak çok daha memnun olduğum bir noktaya evrildi” diyor. Scarlett’in eleştirisini (biraz yumuşak bulmakla birlikte) haksız bulmadığımızı söyleyebiliriz biz de. Ama bu değişimin çok yavaş ve de eksik gerçekleştiği de ortada. Biz en iyisi bunu Black Widow’ın MCU’daki yolculuğuna geri dönerek anlatmaya devam edelim.

Scarlett’in Black Widow olarak yer aldığı ikinci film ise ekipteki tek kadın süper kahraman olduğu 2012 yapımı Avengers filmi. Ve bu filmin, adı birçok taciz ve zorbalık olayına karışmış yönetmen Joss Whedon tarafından çekildiğini hatırlatalım. Hatta son olarak DC’nin Justice League filminde yer alan Gal Gadot, çekimler sırasında bu filmin de yönetmeni olan Whedon’ın kendisini kariyerini bitirmekle tehdit ettiğini ve istemediği birçok sahnede onu zorladığını söylemişti. İşte, çalıştığı kadınlara yaptığı zorbalıkların/tacizlerin günümüzde bir bir ifşalandığı Joss Whedon tarafından çekilen Avengers filmindeki Black Widow’un ilk sahnesi de, “tüm vücudunu saran” kıyafet seçimi de çok konuşulmuştu. Zaten kendisinin dövüş sahnelerinin de erkek süper kahramanlarınkinden çok daha farklı bir açıyla çekildiğini fark edebilirsiniz. Ve yine bu filmde Loki’nin kendisine “mewling quim” (bu deyim “sızlanan vajina” anlamına gelen cinsiyetçi bir hakaret) şeklinde çıkıştığını görebilirsiniz.

Tüm karakterlerin takımdaki yeri hakkında bilgi sahibi olduğumuz Avengers filminde Nat’in rolü genelde Captan America ve de Hawkeye’a duygusal destek sunmak ya da Quinjet’i çalışır durumda tutmaktan öteye pek geçemiyor diyebiliriz. Küçük silahları ve de yetenekleri bir hayli küçümseniyor hatta. 2015 yılında yayınlanan ve yine Whedon’ın imzasını taşıyan Avengers: Age of Ultron’da da  Nat’in yetenekleri göz ardı edilmeye devam ediliyor. Burada, aralarında romantik bir ilişkinin başladığı öfkeli yeşil devimiz Hulk’ı yatıştırmak ve kontrol altında tutmak gibi bir görevi var Natasha’nın. Ve bu filmde birçok kadın izleyiciyi bir hayli sinirlendiren o meşhur Bruce-Natasha diyalogu gerçekleşiyor; Bruce Nat’e bir canavar olduğu için kendinden nefret ettiğini söylüyor ve Nat de ona “ekipteki tek canavar sen değilsin” diyerek kendisinin de bir canavar olduğunu ima ediyor. Kendisini bir canavar olarak görmesinin sebebini ise “ömür boyu bir çocuk sahibi olamayacak olması” şeklinde açıklıyor.  (çünkü Natasha’nın küçük bir çocukken zorla dahil olduğu “Black Widow programı” kapsamında rahmi ve yumurtalıkları da alınmıştı) Çocuk sahibi olamayan ya da olmayı tercih etmeyen kadınlar için oldukça kırıcı/aşağılayıcı olan bu diyalog halen Marvel’ın en büyük cinsiyetçi gaflarından biri olarak anılıyor.

Gördüğünüz gibi Whedon’ın önderlik ettiği Marvel yapımlarında durum oldukça can sıkıcı. Neyse ki Russo kardeşlerin devraldığı Marvel yapımlarında bir umut ışığı görmeye başlıyoruz. Captain Amerika: The Winter Soldier filminde Winter Soldier’ı yani Bucky karakterini durdurma konusunda kilit bir role sahip Natasha. Ve Captain America’yla olan ilişkisinde artık tek taraflı duygusal desteğin bir adım ötesine geçiyorlar; birbirlerine daha saygılı ve de eşit bir konuma geliyorlar. Captain America: Civil War’da da Natasha’nın Tony Stark ve Steve Rogers ile birlikte Avengers’ı temsil eden ekipte olduğunu ve yenilmezlerin kaderinde nispeten daha etkili bir rolü olduğunu görüyoruz. Yine ajanlık yeteneklerini kullanarak, kahramanların iç savaşında tarafını tuttuğu Kaptan’a yaptığı yardımlarla savaşın kaderini değiştiriyor kendisi. Infinity War’da ise Avengers ekibi için oldukça önemli bu savaşın neredeyse tamamında Marvel’ın “girl power” ekibiyle birlikte MCU’nun bir başka kadın kötüsü Proxima Midnight ile savaşıyor. Ve çok geç kalınmış solo filminden önce son olarak Avengers: Endgame’de izliyoruz Black Widow’u. Burada zaten filmin öncesinde yarıdan fazla kahramanın toz olması sebebiyle hakim olan kasvetli hava neredeyse tüm karakterlerin önüne geçiyor.

Endgame’de bir avuç kalan kahramanları bir arada tutan lider konumunda Natasha. Nat’in bu ekibi ailesi olarak gördüğüne ve de kendisini bu aileyi korumaya adadığına birçok kez şahit olmuştuk daha önce. Aradan geçen beş yılda umudunu yitirmeyip yine bu ekip için savaşan ender kahramanlardan olan Black Widow’a filmin henüz ortalarına bile gelmeden yersiz bir veda ediyoruz maalesef. Ve filmin sonunda, bütün kahramanlık kredileri Captain America ve de Natasha tarafından ikna edilerek isteksiz bir şekilde bu savaşa dahil olan Iron Man’e gidiyor desek yanlış olmaz. Black Widow’un fedakarlığı ise, filmin sonundaki epik sahnelerin arasında oldukça sessiz ve de kısa bir an olarak hafızalarımızda yer ediniyor. Ve belki de Black Widow filminin Endgame’den önce geliştirilmeye başlaması sebebiyle kendisine doğru düzgün bir cenaze bile düzenlenmiyor. Kısacası bu güçlü ve de yetenekli süper ajan hakkında bildiklerimiz kısa flashback’lerle ve de yetersiz diyaloglarla sınırlı kalıyor solo filmine kadar.

9 Temmuz’da vizyona giren ve de Civil War ile Infinity War arasındaki zaman diliminde geçen Black Widow filminde ise sonunda Natasha’ya kendi hikayesini anlatması için fırsat veriyor Marvel. Bu filmde Natasha’nın her bahsettiğinde gözlerinin dolduğu çocukluk zamanlarına ve de kardeşi Yelena’yla beraber Black Widow programına katılma anlarına şahit oluyoruz. Ve kendisini Endgame’de kaybettiğimiz için tüm bu anılar bizim için çok daha üzücü bir hal alıyor. Filmin büyük çoğunluğunu bu hisli duygular eşliğinde izlesek de bu durum bir hayli başarılı aksiyon sahnelerinde heyecanlanmadığımız anlamına gelmiyor. Belki bu filmi, geçtiği zaman diliminde, yani Civil War’un hemen ardından izleseydik çok daha coşkulu duygulara kapılabilir ve de farklı bir açıdan etkilenebilirdik. Neyse, Natasha’nın Avengers’tan önceki “aile”siyle kaynaştıktan ve de geçmişi geçmişte bıraktıktan sonra Black Widow filminin, gelecek Marvel yapımları açısından da önemli bir yere sahip olduğunu görebiliriz. Yeni Black Widow olacağını tahmin ettiğimiz, Natasha’nın üvey kız kardeşi Yelena Belova ile tanışıyoruz bu filmde. Ve ilk yorumlar, Florence Pugh’ın başarılı oyunculuğu ve de tüm sevimliliğiyle canlandırdığı bu karaktere Marvel hayranlarının çabucak ısındığını gösteriyor.

Johansson’ın birlikte büyüdüğünü ve de şimdi 2010 yılında Tony Stark’ın özel boks ringine adım atan “seksi ajan”dan çok daha anlamlı bir kahramana dönüştüğünü söylediği Black Widow’un ilk fazı sona erdi bu solo filmle birlikte. After credit sahnesinde gördüğümüz üzere, büyük ihtimalle Marvel’ın 4. fazında Black Widow ismini taşıyan ve tıpkı ablası gibi kadın kahramanlara önderlik edecek isimlerden biri Yelena olacak. Üstelik yine bu filmde tanıştığımız ve David Harbour’ın karşı konulamaz “şeytan tüyü”yle canlandırdığı Red Guardian ve de Rachel Weisz’in yetenekli ellerinde hayat bulan ve keskin zekasına hayran kaldığımız Melena Vostokoff karakterlerini de MCU’nun büyük kazanımları arasında görebiliriz. Filmin kötüsü olarak karşımıza çıkan ve çizgi romanlardan tanıdığımız Tastmaster karakteri ise nihayet Marvel dünyasına havalı bir giriş yaptı.

Marvel hayranlarının son 10 yılda görmeyi en çok istediği filmlerden biri olan Black Widow filmi pandemiye rağmen beyazperde de iddialı bir açılış yaptı. İlk gösteriminin gerçekleştiği 8 Temmuz akşamı 13.2 milyon dolarlık hasılat ile bu senenin en yüksek ilk gösterim hasılatına da imza atmış oldu. Bu hasılatıyla Ant-Man and the Wasp ve Guardians of the Galaxy’in açılış performanslarını da geride bıraktı. Black Widow, her ne kadar çok geç kalınmış bir proje olsa da nihayetinde Marvel hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak ve de Natasha Romanoff’u onurlandıracak bir film olmuş diyebiliriz. Evet, Marvel bu sebeple biraz gönlümüzü aldı ama Natasha’nın harcanmış potansiyelini daha net gördüğümüz için birçok olumsuz eleştirinin de odağı oldu. Sonuç olarak elbette Scarlett Johansson’u Black Widow olarak izlemeyi özleyeceğiz ve de onsuz bir Marvel evrenine alışmak birçok Marvel hayranı için zaman alacak. Ama en azından Florence Pugh’ın kendisinden devraldığı bu unvanın hakkını vereceğini gördük, Black Widow’ın bundan sonraki gelişimi açısından içimize su serpen bir gelişme bu.

editörün seçtikleri