Yazar: Zeynep Naz Inansal
11 Kasım 2021
Zuckerberg kalan son dikkat kırıntımıza da talip: Metaverse’den bir kaçış yok mu?

Bu aralar yeryüzünün en sevilmeyen insanlarından biri olan Facebook kurucusu Mark Zuckerberg, geçtiğimiz haftalarda şirketinin adını Meta olarak değiştiriceğini duyurdu. Biliyorsunuz ki artık Facebook denince herkesin aklına korkunç skandallar ya da en iyi ihtimalle ölü bir sosyal mecra geliyor. Bu yüzden de bu hamleyi bir imaj yenileme, dikkat dağıtma veya isim temizleme taktiği gibi görenler oldu tabii. Ancak bu yenilenme süreci, Zuckerberg’ün çok daha büyük planının bir parçası. Çünkü yeni ismin açıklandığı etkinlik, aynı zamanda şirketin yepyeni sanal gerçeklik markası Metaverse’ün de lansmanıydı. Bir buçuk saatlik bir videoyla bu sanal evreni duyuran Zuckerberg, özetle insanların sanal ortamda bir araya gelip zaman geçirebileceği bir platform yaratacaklarını ve çalışmalara başladıklarını anlattı. Metaverse’ün internetin yerini alacağını bile söyledi hatta. 

Tabii bu lansman sonrası Zuckerberg’in her fikri gibi kucağa korkunç gelen Metaverse fikriyle ilgili de çokça soru oluştu kafamızda. Mesela, Facebook gibi kişisel verilerimizi reklam uğruna satıp dünyada yalan haberlerin ve dolaylı olarak da radikal fikirlerin yükselmesine sebep olmuş bir şirketin yarattığı evrene nasıl güvenebiliriz ki? Ya da gerçek dünyaya, insan temasına ne kadar ihtiyacımız olduğunu iyice anladığımız bir dönemde, birçokları ekranlardan uzaklaşmanın yollarını ararken bir de sanal gerçeklikte mi zaman geçireceğiz? Zaten şimdiden reklamlardan nefes bile alınmayacak bir ortam olacağını hayal edebiliyoruz. Üstüne üstlük de videoda bahsi geçen teknolojiler henüz yoklar, yani birer hayalden ibaretler. Bu evrene girmek videoda anlatıldığı gibi kolay olacak mı? Her şeyi bu şirkete emanet etmeden yaşamanın bir yolu var mı? Kafamızda sorular, bir türlü peşimizi bırakmayan ve kalan son dikkat kırıntımıza da göz diken Zuckerberg ve Metaverse’e dadanıyoruz.

Öncelikle Metaverse’ün ne olduğuna, daha doğrusu nasıl yansıtıldığına bir bakalım. Facebook’un isminin Meta olarak değişeceğinin açıklandığı sunumda Zuckerberg, kendi gelecek tasviriyle biz ölümlüleri onurlandırmayı seçiyor. Ona göre birçokları geleceğe odaklanmayı yanlış bulsa da o, geleceğin öncüsü olmayı ve teknolojinin bu gelecekte iyi bir rol oynaması için elinden geleni yapmayı hedefliyor. Bu arada bu cümlelerle laf çarptığı kişiler de aslında Facebook’un yıllardır adının karıştığı kişisel veriler odaklı skandalları soruşturanlar. Zuckerberg dünya siyasetine, insanların akıl sağlığına ve daha bir sürü farklı alana verdiği kalıcı zararların artık geçmişte bırakılması gerektiğini düşünüyor yani. İlgilenenler için, bu skandallardan daha detaylı bir şekilde bahsetmiştik zaten. Dediğimiz gibi, maalesef peşimizi bırakmıyor, illa kendine dadandırmanın bir yolunu buluyor. 

Geleceğin vizyonunu temsil ettiği iddia edilen Metaverse ise videodan görüldüğü kadarıyla 1990’lı yıllardan kalma bir sanal gerçeklik tasvirinden, eskimiş ve hiç de heyecan verici olmayan bir hayalden ibaret. Gözlükler veya başka tür teknolojik aletlerle Metaverse evrenine bağlanan insanlar burada arkadaşlarıyla zaman geçirebiliyor, konserlere ve NFT sergilerine gidebiliyor, spor yapabiliyor, istedikleri şekilde avatar’larını giydiriyor ve iddiaya göre gerçek dünyadan kaçmış oluyorlar. Bu alanın deneyimi olarak gösterilen videolar gerçek insanlar ve kameralarla çekilmiş görüntülerden ibaret. Yani Metaverse’ün kullanıcı deneyiminin bu şekilde sorunsuz, rahat ve hatta kusursuz olacağı izlenimi yaratılıyor. Ancak hem bu teknolojiler henüz dünyada yoklar, hem de bir gözlükle, başka tür aletlerle bu deneyimi yaşamak muhtemelen gösterildiği gibi hissettirmeyecek ve rahat da olmayacak. Bir de tabii Metaverse’ün sunduğu en büyük ayrıcalık dünyanın her yerinden insanlarla bir araya gelebilmek ve ‘deneyimler’ yaşayabilmek. Bu iki durumu da her türlü sosyal medya sayesinde yaşayabiliyoruz zaten. Sanki gözlükle bir sanal konser izlemekle, Youtube’dan izlemek arasında çok da ciddi bir fark olamayacak gibi duruyor. Hatta video izlemenin daha sorunsuz geçeceğini şimdiden görebiliyoruz. 

Tüm bu detaylar Facebook’un ya da yeni adıyla Meta’nın imajını temizlemek için bir reklam kampanyası gibi görünüyor. Ancak Zuckerberg’ün bu Metaverse fikrini öne sürdüğü zaman düşünüldüğünde, belli ki şirketin bu teknolojiye bir süredir ilgi duyduğu görülüyor. 2014 yılında VR gözlüğü şirketi Oculus’ü bünyesine kattığında da bu ilgisinin sinyallerini veriyor zaten. Sonra kurulan Facebook Reality Labs de şirketin sanal ve artırılmış gerçeklik alanındaki yüklü yatırımlarından en büyüğü. Bu teknolojide öncü olmak ve tekelleşmek isteyen Zuckerberg’in akıllı telefon teknolojisinde pay sahibi olamamaktan dolayı bu kez hızlı davranmaya çalıştığı konuşuluyor. Tabii internetin yerine geçmesini ya da interneti tamamen değiştirmesini beklediği bir teknoloji geliştirmenin onun için bir ego tatmini olması da mümkün. Zaten başa çıkamadığı her şirketi satın alan ya da batırmak için elinden geleni yapan bir patron Zuckerberg. Belli ki internete tamamen hakim olduğunda rahatlayacak ancak. 

Aslında Zuckerberg, post-truth çağında hep yanlış tarafta olan bir aktör olmamışçasına bir kez daha gerçeklik algımızla oynamaya ve hatta gerçekliği değiştirmeye çalışıyor bir yandan da. İnsanların günlük hayattaki iletişim şekillerini sanal gerçekliğe aktarmak ve tabii bundan kar etmek istiyor. Metaverse’ün ticari bir oluşum olduğunu, buradan her türlü ürün ve deneyimin satılmaya çalışılacağını tahmin etmiyor, biliyoruz. Eski bir Facebook çalışanının itiraf ettiği üzere Facebook, karını her daim insanların ve toplumun ruh sağlığının önüne koyuyor. Bu kez de reklamlarla ve yepyeni ticari fırsatlarla süslediği Metaverse üzerinden daha önce sahip olma fırsatı olmadığı türde kişisel verilere sahip olacak Zuckerberg. Her hamlemizi, mimiğimizi, bakışlarımızı ve hatta düşüncelerimizi gözetleyip satmanın türlü türlü yollarını bulacak. Tüm bu detayları hayal etmek bile o kadar korkunç ki.

Biz bu evrene kimsenin girmek istemeyeceğini düşünsek de Seul, Metaverse’e resmi olarak katılan ilk büyük şehir olduğunu açıkladı. Avatar’larıyla Metaverse’te yer alan Seul’a gidebilecek olan vatandaşlar, bu platformdan belediyeleri ve yöneticileriyle iletişim kurma ve şikayet ve isteklerini dile getirme fırsatı bulacaklar. Belli ki türlü kampanyalar ve reklamlarla birçok farklı şehri, şirketi ve oluşumu da Metaverse’e girmeye ikna edecekler. Sanki bu platformda yer almayanlar geleceğe yönelik düşünmüyormuş algısı yaratılacak gibi görünüyor. Halbuki insanlığı kurtaracak olan gelecekte abartılı bir gözetime, teknolojiye muhtaçlığa, dikkatimizin her kırıntısının ticari amaçlar için kullanılmasına yer yok ve olmamalı. Geleceğin teknolojiyle değil, yenilikçi ve özgürlükçü fikirlerle kurgulanması bizim için çok daha iyi olurdu doğrusu.

Tabii, özgürlükçü bir geleceği Zuckerberg’den alamayacağımızı biliyoruz. Zira kendisinin gerçeklikten ne kadar kopuk olduğu videodaki hal ve tavırlarından belli. Aldığı eleştiriler arasında insanların bu şekilde hareket etmediğini söyleyenler bile olmuş. İnsan faktörünü her daim unutan belki de önemsemeyen Zuckerberg’ü, özel hayatımızın kalmadığı, abartılı şekilde dijitalleştiğimiz bu dünyada bırakıp bambaşka bir gelecek kurabilsek keşke. Facebook’un o kadar çok sorunu var ki, gerçekliği değiştirerek bu sorunlardan kaçabileceğini düşünüyor. Ama belki de artık yaptıklarının sorumluluğunu alıp kendiyle yüzleşmesi gerekiyor. Tabii bizim de Facebook ve Meta’dan özgür bir dünyada yaşamanın yollarını bulma zamanımız geldi. Daha neler göreceğiz acaba? Hakkımızda hayırlısı. 

editörün seçtikleri