Anadolu Efes Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş ile kültür sanatın tüm alanlarına dadanıyoruz
yazar: Seden Mestan

Şehir kültürünün ayrılmaz bir parçası Anadolu Efes. Sadece bardaklarımızı doldurup bize dostlarımızla birlikte eşlik ettiği için değil, şehre hareket katan kültür sanat yaşantısını da her daim desteklediği için. 34 yıldır sinema, müzik, tiyatro ve tasarım etkinliklerinde karşımıza çıkıyor Anadolu Efes. Bu etkinliklerin var olmasındaki en büyük destekçilerden biri olarak… Festivallerde adını görmeye çok alıştık.

Sinema, müzik, tiyatro ve tasarım, bir de üstüne festival deyince garip bir hasret sarmış olabilir bünyeyi… Özledik tabii bir arada olmayı. Bu noktada tabii dijitalin hayat kurtaran formülleri devreye giriyor ve bir bakıyoruz ki Anadolu Efes yine orada. Film Festivali’nin yanında ya da çok izlenen oyunların dijitale taşınması sırasında… Kültür sanatın her alanına dadanmayı kendimize görev edinmişken bu noktada Anadolu Efes Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş ile bir röportaj için kesiştiriyoruz yollarımızı. O da bizimle aynı özlem içerisinde; bir filmden diğerine koşturacağımız o festival günlerini iple çekiyor. Tabii dijitalin hayat kurtarıcı olduğunu da söyleyerek. ”Dijitalin imkanları sayesinde hem erişim arttı hem de hiç izleyemediğimiz programları izleme şansımız oldu” diyor Tuğrul Ağırbaş, ”Ama tabii, tüm bu süreç bittikten sonra yine festivallerde, sinema salonlarında olacağımız günlerin de hayalini kurmuyor değiliz.”

Zihnimizin belirsizliklerle dolduğu şu günlerde hem Anadolu Efes’in kültür sanat alanında yer aldığı işleri hem de gelecek planlarını konuştuk kendisiyle. Arada da hayaller kurduk birlikte…

Portre fotoğrafları: Dinçer Dinç

2020, beklenmediklerle dolu bir yıldı. 2021 de çok öngörülebilir değil; gerçi biz artık birşeyleri öngörmekten çekinir olduğumuz için de böyle geliyor olabilir bize. Ama yine de sormak isteriz: Anadolu Efes olarak 2021 için, özellikle kültür-sanat alanında ne gibi planlar yaparak ilerlemeyi düşünüyorsunuz? Öncelikli olarak bu alanda gündeminizde neler var?

Evet, dünya gündemini pandemi belirliyor ama Anadolu Efes olarak kültür-sanat alanındaki faaliyetlerimiz gelip geçici değil; haliyle pandemiden bu açıdan etkileneceğimizi düşünmüyoruz.

Şirketin tarihi 52 yıllık; 1969’da kurulduk. 34 yıldır da kültür sanatın içindeyiz ve aralıksız destekliyoruz bu alandaki çalışmaları. Bundan da keyif alıyoruz açıkçası, çünkü sosyal yaşamın bir parçası olan bir markayız ve bu bizim için üretim yapmak, satış yapmak kadar doğal bir şey. Dolayısıyla kültür sanat alanındaki planlarımız pandemiyle birlikte değişmiş değil ya da sonrasında belirsizlik içerisinde olacağımız bir durumdan bahsedemeyiz.

Bu arada, kültür sanatın pek çok farklı alanında varız. Sinema veya tiyatronun yanı sıra, müzik ve görsel sanatlarda da uzun süreli iş birliklerine imza atıyoruz. Örneğin, İKSV ile 34 yıldır bir iş birliğimiz var. Ayrıca tiyatroların dinamikleri zaman içerisinde değişse de bizim onlarla olan iş birliklerimiz aynı şekilde devam ediyor. Eskiden belki hatırlarsınız, gazetelerin kültür sanat sayfalarında “Efes Pilsen’in ödül ve sanata katkıları devam edecek” başlıklı ilanlar çıkardı; genelde sinema ve tiyatroların programlarının, tanıtımlarının olduğu sayfalardı bunlar. İşte, bizim iş birliklerimiz de ta o zamanlara kadar dayanıyor. Tiyatroların reklamlarına ve kendilerini duyurmalarına destek vererek başlamıştık. Geçen sene evet, pek çok açıdan beklenmedik olaylarla doluydu ama İKSV ile Film Festivali için olan iş birliğimiz devam etti. Yine dijital olarak DasDas ile yaptığımız iş birliğinde de DasDas’ın oynadığı oyunların dijitale dönüşmesinde, taşınmasında katkımız oldu.

Dediğim gibi, bunlar tek seferlik iş birlikleri değil. Sponsor olarak da konumlandırmıyoruz kendimizi. ‘‘Bu sene yapalım da seneye bakarız başka neler yapabileceğimizi’’ diyerek girişmiyoruz bu işlere. İçinde olduğumuz işlerin devamlılığını sağlamaya yönelik planlarımız var. 2021 içinde de yine dijitale taşıdığımız işler devam edecek, iş birliklerimiz de… Ama tabii, tüm bu süreç bittikten sonra yine festivallerde, sinema salonlarında olacağımız günlerin de hayalini kurmuyor değiliz. Yeniden bir arada olup, o deneyimi birlikte paylaşmayı gerçekten çok arzuluyoruz.

Dediğiniz gibi kültür sanat organizasyonları da COVID-19 ile birlikte yeni formüller yaratarak izleyicisi/kitlesi ile buluşmak için farklı yollar deniyor. Dijital bu anlamda bir kurtarıcı oldu diyebiliriz 🙂 IG Live üzerinden dinleyiciyle buluşan konserler, dijital platformlarda sahnelenen oyunlar ve yine benzer platformlardan izlenebilen film festivalleri… Kendi deneyimlerinizden yola çıkarak değerlendirecek olursanız, dijitalin başlattığı bu dönüşüm ne kadar kalıcı olacak? Bu dönemden ileriye neler taşınacak? Ve neler eskiye dönecek?

Gerçekten ben de ‘‘Dijital olmasaydı, ne yapardık’’ diye sorarken buluyorum kendimi. Cevabını da bulamıyorum… Mesela İstanbul Film Festivali’nin dijitale taşınması sayesinde, farklı koşullarda da olsa yine tüm programa ulaşma fırsatını bulduk. Ben de herhalde, neredeyse tamamına yakınını seyretmişimdir evde olduğumuz dönemde. Dijital hayatımızı kurtardı, iyileştirdi ve çok iyi geldi.

Aslında bu sorunuzun cevabını bence tüm dünya arıyor. Dijital nasıl devam edecek, nasıl şekillenecek… Çünkü gerçekten dijitale çok hızlı adapte olundu. Bu, Türkiye için de geçerli. Konserler, tiyatrolar ve festivaller; hemen dijitalin formüllerini uygulayarak seyircinin karşısına çıkmanın yollarını buldu. Salgın döneminde zor günler geçiren kültür sanat sektörüne açıkçası bu dijitalleşme bir çözüm oldu ve dijitali en etkili olarak bu sektör kullandı diye düşünüyorum. Tabii ki olumsuz etkilenen sektör çalışanları da oldu. Mesela tiyatrolar biraz daha geç katıldı dijitalleşme işine ama sinema da çok hızlı geçti.

Bu yöntemlerin ne kadar kalıcı olacağı kısmına gelirsek… Açıkçası ben kalıcı olacaktır diye düşünüyorum çünkü dijitalin imkanları sayesinde hem erişim arttı hem de hiç izleyemediğimiz programları izleme şansımız oldu. Örneğin, Londra’daki National Theatre’ın sitesi üzerinden yayınladığı oyunları 170 ülkeden 15 milyon kişi izlemiş.

İstanbul Film Festivali ekibiyle de geçtiğimiz yaz, gösterimler Sabancı Müzesi’ne taşındığında konuşmuştuk; çevrim içi gösterimlere Türkiye’nin dört bir yanından, bilhassa da Karadeniz’den yüzlerce bilet alınmış. Eskiden festivali takip edebilmek için İstanbul’a gelip gidilmesi gerekiyordu. Hatta İstanbul’da olanlar bile bazen bilet bulamadığı için bazı filmleri kaçırabiliyordu. Açıkçası dijital bize bu noktada iyi geldi. Ben bu olumlu yönlerinin kullanılmaya devam edeceğini düşünüyorum çünkü pandemiyle birlikte evlere kapandığımız ve yalnızlaştığımız bu dönemde çevrim içi kültür sanat etkinliklerinin izolasyonun etkilerini hafiflettiğini düşünüyorum.

Gerçekten de 2020’de her zamankinden daha çok dizi, film ve hatta tiyatro oyunu izleme fırsatımız oldu. Siz yakında neler izlediniz?

Bahsettiğim gibi, dijital platformları bu süreçte çok fazla kullandım. Aslında ben açık havada konser ya da festival izlemeyi çok severim. Aynı şekilde sinemayı salonda, tiyatroyu da sahnede izlemeye meraklıyımdır. Daha önce benim Netflix aboneliğim bile yoktu mesela. (Gülüşmeler :)) Şimdi ise MUBI, Netflix, Amazon Prime Video; hepsi var. Hatta geçenlerde Amazon Şubat seçkisinden, Jude Law’un oynadığı The Nest’i izledim. Çok da güzel bir filmdi.

Akşamları vaktimi olabildiğince bunlara ayırmaya çalışıyorum. Günün stresini atmak için, insanı rahatlatan iyi bir yöntem. Bu açıdan bence dijital hayatımızda kalacak ama o festival atmosferini ya da salonda film izleme hissini vermeyecek. Aynı şekilde festival sırasındaki o sosyalleşmeler de dijitalde eksik olacak. Yine de hakkını verelim ama dijitalin; sayesinde acayip konserler, oyunlar, filmler izledik; şu koşullarda gidip göremeyeceğimiz yerlerde dolaştık.

Evet, sanki bu hibrit formül devam edecek gibi… Yani fiziksel mekanda buluşmalar olacak ama dediğiniz gibi bu erişimin sağlanması için de sanki o dijital ayaktan da hiç kopamayacağız. Göreceğiz, açıkçası ne olacağını biz de hiç bilmiyoruz…

Hep beraber yaşayıp göreceğiz. Bir taraftan da gençler çok alıştı dijitalin bu getirdiklerine. Bizde ise hâlâ eskinin o tadı var. Festival sırasında koştura koştura gidip günde üç-dört film izleyenler bilir bunu… Bizim şirkette de festival sırasında izin alan arkadaşlar var; programdaki filmleri izleyebilmek için. Festival döneminde 15 gün şirkete gelmeyenler oluyor. (Gülüşmeler :)) Benim maalesef bu kadar yoğun şekilde izleme fırsatım olmayabiliyor ama 32 yıldır film festivalini takip ediyorum ve hiçbir sene kaçırmadım. Rusya’da çalışırken de sırf festivali kaçırmamak adına hafta sonu uçup geldiğim olmuştur. Bence bu bir tutku.

Vazgeçilmez bir alışkanlık sahiden. Filmler arası birkaç dakikada arkadaşlarla, tanıdıklarla görüşmek; salonlar arası koşuşturmak… İstiklal’deyse salonlar, bir-iki bira içip konuşup sonra tekrar filme yetişmeye çalışmak…

Çok özledik, çok! Yani koşuşturmak, geç kalmak bile bir heyecan. Eskiden Şişli tarafına, koşturarak kan ter içinde gittiğimiz zamanlar olurdu. Son yıllarda da karşıdan vapurla geçip Kadıköy’e geliyorduk. Umarım en kısa zamanda kavuşuruz tüm bunlara yine.

Bizim de en büyük dileğimiz…

Bu arada şehir kültürü aslında komple değişmek zorunda kaldı. Yeme içme alışkanlıkları başta olmak üzere… Yeme içme tarafının kültür sanat sektörüne göre biraz daha zor durumu hatta. Mekanlar ve şefler tarafından üretilen formüllerin çoğu ayakta kalmaya yönelik, muhtemelen geçici çözümler. Geçtiğimiz yıl Ahbap Derneği ile birlikte Dayanışma Birlikte Güzel projesini başlatmıştınız. Projenin nasıl yola çıktığından ve nasıl bir süreç izlediğinden bahsedebilir misiniz? Dayanışma Birlikte Güzel, 2021’de işlemeye devam edecek mi?

Hakikaten hepimiz için, tüm dünya için çok zorlu ve belirsiz bir süreç… Bir yıldan beri de devam ediyor.

Evlere kapandığımız ve bu yeni koşullara alışmaya çalıştığımız ilk dönemlerde fark ettik, tüm bu zorlukları aslında dayanışmayla daha kolay atlatabileceğimizi. İlk etapta, ekibimizi ve ailemizi koruma iç güdüsüyle fabrikalarımızda ve sahada çalışanlarımız için gerekli tüm önlemleri aldık. Sonra baktık ki ekosistemimizin en önemli parçası olan yeme içme ve eğlence sektörü için -ki en fazla etkilenen sektör onlar oldu- bu süreç daha da uzayacak… Önlemler kapsamındaki kapanan işletmeler ve bu işletmelerde çalışan emekçiler için büyük zorluklar yarattı, yaratmaya da devam ediyor. Bu dönemde ekosistemimizin devamını sağlama işini odağımıza aldık. Sektör çalışanlarıyla birlikte haftada birkaç kez dijital buluşmalar gerçekleştirdik. ‘‘Neler yapabiliriz’’ diye konuşurken de bu fikir geldi bir arkadaşımızdan ve sektör çalışanlarına destek olmak için çalışmalara başladık.

Bu fikri adil bir şekilde kiminle gerçekleştirebiliriz diye düşünürken, yine ekipteki bir arkadaşımızdan Ahbap Derneği önerisi geldi ve iki gün gibi kısa bir süre içerisinde bu projeyi hayata geçirdik. Kapanan işletmelere destek olmak için zaten iş birliklerini başlatmıştık; ticari kolaylıklar sağladık, fıçı biralarımızı iade aldık, mağdur etmedik noktalarımızı… Ama Ahbap ile birlikte bu projeye başlayınca çok hızlı bir şekilde harekete geçtik ve 7.000 sektör çalışanı bu proje için başvuru yaptı. Onların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için de alışveriş kartları dağıttık.

Asıl güzel tarafı, bizden sonra bu hareketin sektörden ya da sektör dışından başka şirketler tarafından da devam ettirilmesiydi. Bu etkinin bu şekilde büyümesi de açıkçası bizi oldukça mutlu etti.

Yeme içme sektöründen sonra Tiyatro Kooperatifi’nin Bizde Yerin Ayrı kampanyasının ilk kurumsal destekçisi olduk. İhtiyaç Haritası da yine ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bir harita oluşturmuştu. Bu daha sonrasında FestTogether’a evrildi. Biz de desteğimizle FestTogether’da yer almaya karar verdik. Sonrasında da Sahneye Ses Ver kampanyası geldi; yine Ahbap Derneği’yle birlikte sahne ve müzik çalışanlarının yanında durmak için yola çıkan bu projeye 5.000 adet bilet alarak destek olmaya çalıştık. İmkanlarımız ölçüsünde, ekosistemimizdeki çalışanlara destek olmaya o dönemde devam ettik. Projelerde tek başımıza olmamız yetmez bu tür durumlarda. Sektörün bir şekilde birleşmesi ve el ele vermesi gerekiyor, ki bu konuda da çalışmalarımız devam ediyor. Ekosistemimizde bu tip destek ihtiyaçları ortaya çıktıkça değerlendirmek için elimizden geleni yapmak adına bekliyoruz.

Bu tür kriz ortamlarında kültür-sanat ve eğlence sektörü genellikle ‘‘lüks’’ olarak nitelendirildiklerinden olsa gerek, destek ve çözüm anlamında daha geri plana atılır. Oysa yüz binlerce çalışana istihdam sağlayan, ürettikleriyle hayata değer katan alanlar bunlar. Anadolu Efes bu anlamda, bu alanlara sağladığı destek ile dayanışmanın ne kadar mühim olduğunu gösterdi geçtiğimiz yıl. Ama zaten Anadolu Efes sadece pandemi zamanında değil, geçmiş yıllarda da her daim müziği, sinemayı, tiyatroyu benimseyen, destekleyen bir marka oldu. Biraz belki bu anlamda eskiye gitmek iyi olabilir: Anadolu Efes’in kültür-sanat ile yakın ilişkisi ne zaman başladı, nasıl şekillendi?

Başta dediğim gibi Anadolu Efes, 34 senedir sosyal yaşamın bileşenlerinin içinde ve kültür sanata desteği kesintisiz devam ediyor. Hatırladığım kadarıyla 1987’deki İKSV Film Festivali ile başladı tüm bu iş birlikleri. Sonra tiyatrodaki destekleri ise 1992 yılında, Evita müzikali ile başlıyor, ki Türkiye’nin ilk müzikali olduğu için çok da önemli bir projedir. Açık hava tiyatrosunda yazın aylarca devam etmişti Evita. Arada bir sürü festival ve oyun da gerçekleştirdik. En son usta oyuncu Şener Şen’in Zengin Mutfağı ile sahnedeydik. Toplamda, kayıtlarımıza baktığımızda binden fazla oyunun sahnelenmesine ve izleyiciyle buluşmasına destek olmuşuz. 2018’de Mavi Sahne’nin kurulması var, yine son dönemlerden aklımda kalan.

Her şey İKSV ile başladı ve zaten İKSV ile Anadolu Efes hep kol kola ilerledi sanıyorum.

Doğru, İKSV çok önemli bizim geçmişimizde ve iş birliklerimizde.

İKSV’ye de ayrı bir parantez açmamız gerekiyor bu noktada. Anadolu Efes ve İKSV iş birliği bu şehre değer katıyor. Önümüzdeki yıllarda da devam edecek bir iş birliği bu. 2021 planlarınızda neler var? Ya da şöyle soralım: Pandemi ile bildiğimiz festival anlayışı da değişime uğradı. Yeni dönemde bu ortama adapte olma açısından neler planlıyorsunuz?

İKSV bu süreçte çok hızlı çözüm buldu. Film Festivali ile başlayan çevrim içi programlar yıl boyunca devam etti. Hibrit yöntemler de geliştirdi; mesela dijitaldeki programlar devam ederken yazın bazı gösterimleri açık havada izleyiciyle birlikte gerçekleştirdi. Tiyatro Festivali de yine sahnelerde varlığını sürdürdü. Ama tabii izleyici ile dijitalde buluşarak… Bu dijitalleşme sürecinde de Tiyatro Festivali’nin yanındaydık. Caz Festivali ve Tasarım Bienali’nin de destekçisiyiz. Bu sene faaliyet açısından bir tek Salon’un etkisi nispeten azaldı ama onların da harika planları var; 2021’de hepsi gerçekleşecek diye ümit ediyorum. 2021 planları arasında Gezgin Salon’un da projeleri var çünkü.

Umarız, pandeminin etkisi bir an önce sona erer ve İstanbul Film Festivali olmak üzere özlediğimiz tüm etkinlikler, festivaller salonlarda ve açık alanlarda devam eder. Bizim iş birliğimiz İKSV ile hem açık havada hem festivallerde hem de dijitallerde devam edecek.

Pandemiden önce de Anadolu Efes her zaman kültür sanata destek olan bir marka oldu. Sadece köklü organizasyonlarda değil, bağımsız ve alternatif projelerin arkasında da Anadolu Efes’in desteğini görüyoruz sıkça. Genç sanatçıların yetişmesi açısından çok kıymetli bir destek. Mesela, 23. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında İKSV iş birliğiyle İstanbul Tiyatro Festivali Gençlik Platformu’nu gerçekleştirmiştiniz ve bu kapsamda Tuşba Kent Tiyatrosu’nu İstanbul’da sahnede izleme şansımız olmuştu. (Biz de kendileriyle İKSV üzerinden bir röportaj yapmıştık.) Pek çok örnek daha var aklımıza gelen… Hangi projelerde, ne şekilde yer alacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Amacımız kültür ve sanatın erişilebilir olması ve insanların kolaylıkla ulaşabileceği ve değer katan işlerin ortaya çıkması. “Proje Türkiye’de kültür sanatın gelişimine ne kadar katkı sağlıyor ya da sağlayacak mı?” Mesela değerlendirmelerimizdeki kriterlerimizden biri bu. Kültür ve sanatın yaygınlaşmasını, farklı şehirlere gitmesini önemsiyoruz. “Sanatın yaygınlaşmasına ve erişilebilir olmasına vesile oluyor mu bu projeler?” ve “Kültür ve sanat üretimini teşvik ediyor mu ve bu alandaki bir soruna çözüm olabiliyor mu?” İşte, bunlarla birlikte üç temel kriterimiz var. Bu bağlamda desteklerimiz bazen köklü bir tiyatronun devamlılığına katkı sağlamak olurken bazen de genç birini ödüllendirmek ya da genç ve yetenekli bir tiyatro topluluğuna sahne imkanı sunmak gibi farklı yönlerde olabiliyor. Bu konuda uzmanlaşmış arkadaşlarımız ve ekibimiz var ve açıkçası onlar bu kriterler çerçevesinde ama genelde İKSV çatısı altında ya da diğer köklü tiyatrolarla iş birliği yaparak ilerliyor.

Anadolu Efes’in katkılarıyla bugüne kadar sahnelenen oyun sayısı 1.000’den fazla. İstanbul ve diğer kentlerde pek çok özel tiyatroyla iş birliğiniz var. Son olarak da DasDas’a olan desteğiniz gündemde. Hatta birlikte Mavi Sahne Platformu ile sahne bulamayan tiyatrolara fırsat, üniversite öğrencilerine de uygun fiyatlı biletle tiyatro izleme imkanı sunuyorsunuz. DasDas ile birlikte yeni dönem projeleriniz arasında başka neler var?  

Tabii, DasDas da çok sevdiğimiz ve birlikte iş birliklerine imza attığımız, kültüre ve sanata destek veren bir kuruluş. DasDas’ın Westend, Joseph K., Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet gibi bazı kapalı gişe oyunlarını dijitale taşıdık birlikte. Bu noktada bizim de katkılarımız oldu. Kültür sanatın devamlılığı açısından dijitalleşme çok önemli, izleyicinin de ilgisi çok büyük. Biz de bu aşamada buna katkı sağlamayı gerekli görüyoruz.

Mavi Sahne de DasDas ile birlikte başladığımız bir projeydi. Mavi Sahne projesinin ilk iki sezonunda 10’un üzerinde tiyatro grubuna ev sahipliği yapıldı ve 4 binden fazla üniversite öğrencisi ağırlandı. Mavi Sahne ile önümüzdeki dönemde de farklı sürprizler hazırlıyor arkadaşlar, onları da yakın zamanda duyuracağız.

Hep pandeminin getirdiklerinden bahsettik ama 2020, +1 ile de tanıştığımız sene oldu. +1’in hikayesini bizzat deneyimleme şansımız oldu ama +1’in nasıl çıktığını ve +1 değer fikrinin neleri kapsadığını bir de sizden dinleyebilir miyiz?

2020’de pandeminin getirdiği zorluklarla uğraşırken +1 dinlendirme tekniğinin ortaya çıkması bizi çok mutlu etti bir taraftan da.

Arkadaşlarımız, ustalarımız ve mühendislerimiz yaklaşık iki yıldır bu teknik üzerinde çalışıyorlardı. Daha doğrusu ‘‘teknikler’’ üzerinde çalışıyorlardı. Yaklaşık iki yılda AR-GE tesislerimizde 138 deneme yapıldı. Her bir deneme de 1.000 farklı kalite analizinden geçiyordu; yani +1, 140 bine yakın analizden geçerek ortaya çıktı. Sonunda da en son bu teknikle üretilenin biranın sonucundan memnun kalındı ve işte biz de o zaman ekipçe ve yönetim olarak +1 dinlendirme tekniğine geçmeye karar verdik.

Çok heyecan vericiydi bizim için çünkü bununla birlikte, dünyada iki tane olan üretim tekniklerine bir üçüncüsü de eklendi ve bu teknikle üretim sürecimize özel bir aşama eklendi. Maltın dinlendirilme süresini iki katına çıkardık ve böylelikle maltın tadının biraya daha fazla geçmesini sağlamış olduk. Bu tekniği de dünyanın en önde gelen bira enstitüsü, Almanya’daki VLB Berlin’den sertifika alarak tescil etmiş olduk. Ardından da patent başvurumuzu yaptık; şu anda patent ile ilgili sürecin ilerlemesini bekliyoruz. Dolayısıyla eğer +1 dinlendirme tekniği dünyada üçüncü bira tekniği olarak kayıtlara girerse Türkiye bira kültürüne ve dünya bira tarihine, Türkiye’deki mühendislerinin ve biracıların yazdığı bir hikaye olarak geçecek.

+1’in çağrışımı da pozitif: genellikle kültür sanat alanında, konserlerde, festivallerde, filmlerde bize eşlik eden kişiden bahsederken, ‘‘+1’imle geleceğim’’ deriz mesela. ‘‘+1’’ dendiğinde sizin aklınızda neler canlanıyor?

Bira ana işimiz, merkezimiz. Bira kültürünü geliştirmek ve tüketiciye bu kültürü tanıtmak da en iyi biraları üretmek kadar önemli bizim için.

Ama bahsettiğiniz ve hepimizin aklından geçtiği şekliyle ‘‘+1 olmak’’; hayata, kültüre, sanata, yaşama katkı sağlamak ve anların eşlikçisi olmak hepimizin pandemide hatırladığı en önemli değerlerden biriydi. Küçük bir ‘‘İyi misin?’’ mesajı ya da binlere ulaşan bir dayanışma kampanyası… Her türlü destek hepimizi çok mutlu etti. Komşumuzun ne kadar önemli olduğunu hatırladık. Sokaktaki hayvanlara mama bırakmanın önemini anladık. +1 bizim için bu demek oldu, yani hem biraya +1 dinlendirme tekniği eklerken hem de topluma, çevreye, bira kültürüne +1 eklemenin değerini bir kere daha anladık.

Biz de işte hep konserleri ya da festivalleri, sevdiklerimizle bir yerlere gitmeyi, o güzel anları onlarla birlikte yaşamayı düşünüyoruz, +1 denince. Özlediğimizden herhalde, doğrudan bunlar geliyor aklımıza.

Kesinlikle katılıyorum.

Aslında şimdi hiçbir şeyi öngörebilmek mümkün değil biz de hiçbir şeyi öngöremiyoruz o yüzden size soralım dedik. Sizce biz bir daha ne zaman böyle elimizde biralar (+1’lerimiz, Kendine Has’larımızla) kendimizi konserlerde festivallerde bulabileceğiz? Sizin öngörüleriniz ya da dilekleriniz neler?

İnanın bu sorunun cevabını en çok ben merak ediyorum 🙂 Hem kişisel olarak hem de işi yöneten biri olarak, çünkü dediğim gibi sektör için endişeliyiz ve bir an önce her şeyin düzelmeye başlamasını istiyoruz. İnsanların normal hayata dönmesini istiyoruz. Sağlık tehdidinin ortadan kalkmasını istiyoruz. Onun dışında da dediğiniz gibi festivalleri, tiyatroları, sokak buluşmalarını çok çok özledik. Umarım en kısa zamanda bu belirsizlik dönemi biter ve dostlarımızla, yakınlarımızla, sevdiklerimizle +1’lerimizle buluşacağımız günleri görürüz. Açıkçası benim dileğim bu yazı güzel konserlerle ve festivallerle geçirmek. Tabii ki dostlarımızla birlikte…