Yazar: Seden Mestan
26 Nisan 2021
”Tüm zamanların en siyahi Oscar’ları”: 93. Oscar Ödülleri kazananları ve övgülere açılan yorumlarımız

Başlıktaki cümle, birazdan okuyacağınız üzere bize ait değil. İddialı mı, orası kesin ama Akademi tarafındaki değişim rüzgarlarına dair çok şey de söylüyor. Çok fazla kapılmayalım ama hakkını da verelim tabii… 93. Oscar Ödülleri kazananları ile karşınızdayız ama öncesinde yer yer güzellemelere kaçan bazı yorumlarımız.

Frances McDormand, sahnede En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını alırken yaptığı konuşmasında, ”Tüm bu filmleri evinizde büyük ekranlarda izleyin ama sonra da gidip eşiniz dostunuzla sinema salonlarında izleyin” diyerek, sektörün son bir sene içerisindeki yaşadıklarını tüm vehametiyle anlatmış oldu aslında. Ve izleyici olarak bizim de nelerden vazgeçmek zorunda kaldığımızı hatırlattı. Herkes için hayatın zor olduğu; şaşkınlarla, kayıplarla, adaptasyon derken bocalamalarla geçirdiğimiz bir yıldı. Kültür sanat aleminde en büyük vurgunu yaşayan alanlardan biri de sinemaydı. Prodüksiyonlardan tutun, sinema salonlarının ayakta durabilme çabasına kadar. Çok şükür, şükürcü bir insan olmamakla birlikte bu koşullar altında, bir şekilde hâlâ sinemayı kutlayan bir organizasyonun yapılabildiğine, izninizle şükredeceğim. (Hayır, sabahlamanın verdiği bir çılgınlık değil bu.) Belki sabahlara kadar oturup izlemekten çoktan vazgeçtiniz, belki de zaten hiç sallamadınız, bu kadar önemsenmesine bir anlam veremediniz… Haklısınız, şimdi size durup dururken Oscar’ları övmeye kalkışacak değiliz elbette. Ama bir şekilde hâlâ sinemanın ayakta durmaya çabaladığının bir göstergesiydi 93. Oscar töreni. Ha gönlümüzden geçen ödülleri, gönlümüzden şekilde Nomadland almasaydı da söyler miydik? Onu uyuyup uyanınca tekrar düşünelim.

Pandemi koşullarına uyum sağlamaya çalışan film festivallerinin ve ödül törenlerinin ardından Akademi izlediklerinden ötürü daha deneyimli olduklarından olsa gerek, diğerlerinden farklı bir yolda gideceğini önden duyurmuştu zaten. Töreni Dolby Theater ve Union Station olmak üzere iki ayrı salona böleceklerdi ve sınırlı sayıda kişi davet edeceklerdi. Seyahat imkanı bulunmayanlar ise Akademi’nin belirlediği yerlerden canlı yayına bağlanacaklardı. Amaçları Altın Küreler veya Emmy’lerdeki ruhsuzluğun, aksaklıkların önüne geçmekti. Ve yine haklarını verelim, gerçekten de Zoom bağlantılarının yarattığı can sıkıcılığından kurtarabildiler kendilerini. Elbette, törene dışarıdan bağlananlar oldu ama ”Hay bağlantısı koptu kopacak”, ”Arkadan pijamalı biri geçecek” gerilimlerini de yaşamadık. ”Çok şükür.”

Aslında bakarsanız, düşen reytingler karşısında ne yapacağını şaşıran, sulak esprileri ve cringe fest’e dönüşen canlı performanslarıyla tahammülü zor hale gelen önce Oscar organizasyonlarından sonra bir şekilde silkelenip kendilerini güncellemeleri gerekiyordu. Pandemi belki de vesile oldu. Yönetmenliğini üstlendiği One Night in Miami ile bu yıl kendini sıkça andığımız Regina King’in yaptığı açılışla birlikte anladık zaten, bu sene işlerin değiştiğini. Yazılı metinlerle kotarılmaya çalışan berbat şakalardan sonra içten sözlerle karşılanacaktık belli ki.

Şovun prodüktörlerinden olan Steven Soderbergh, bu seneki töreni bir film gibi kurguladıklarını söylemiş. Neden böyle bir şey söylemiş acaba? Twitter’da izleyenlerin yaptığı aşırı matrak yorumlar, aslında bunun bir mocumentary olsaydı çok başarılı olabileceğini gösteriyor ama… Amacı bu değildi galiba.

Neyse…

Dediğimiz gibi, Regina King’in açılış konuşması, törenin tonuna dair ipuçları verdi bize. Her adayı takdim ederken, her birinin kişisel hikayelerinden bahsetti bize. Sinemaya nasıl vurulduklarını, bu işe nasıl gönül verdiklerini tatlı tatlı hikayelendirerek anlattı o karizmatik ses tonuyla. Ve galiba her zamanki nemrutluğuyla Joaquin Phoenix dışında tüm sunucular bu hikayelerini paylaşarak anons etti adayları.

Aslında bu seneki Oscar’ları dikkate değer taraflarından biri de bu oldu. Oscar’ların o ağır ve demode havasından çıkaran bir içtenlik vardı sanki. Dolby Theather’ın o göz gözü görmez, gelenekçi ihtişamından sonra adayların sanki bir eski bir kulüpteymiş gibi yan yana, göz göze oturması, zoraki olmayan muhabbetler, sunucuların sahnede değil de bu seyirci düzenin arasında dolaşması amatör gibi gelse de tatlıydı. Amatörce gelebilir hatta pek çoklarına ama galiba en tahammül edilebilir törenlerden biri oldu bu. (Amma güzelledik değil mi? Törenlere hasretiz işte, anlayın.)

Akademi’nin imajını değiştiren bir tören oldu bir de tabii. Yani şimdilik. Lil Rel Howery’nin Glenn Close’un Da Butt dansından sonra söylediği gibi, ”Tüm zamanların en siyahi Oscar töreni” olmuş bile olabilir. Beyaz kasıntılığı alt seviyedeydi, en azından o söyleyebiliriz. Aday filmler bunun böyle olacağını gösteriyordu zaten. Ama Glenn Close’un o Da Butt dansı… Sırf bunun için bile övebiliriz seni Akademi.

Başka ilkler de vardı tabii törende. Mesela Glenn Close, sekiz kere aday gösterilmesine rağmen yine ödülü alamadığı için bir ilke imza attı: Sekiz kere aday olmuş ve hiçbirini kazanamamış. Adaylık sayısıyla kıyaslandığında en çok ödül alamayan oyuncu gibi bir rekoru var.

Elbette güzel şeyler de oluyor… Nomadland ile Chloé Zhao, En İyi Yönetmen kategorisinde ödül alan ikinci kadın yönetmen oldu. Ayrıca bu dalda ödül siyahi asıllı ve ilk Asyalı Amerikalı kadın yönetmen olarak da tarihe geçti. En İyi Film ve En İyi Kadın Oyuncu kategorilerinde de ödül Nomadland’in. Tam da kalbimizden geçtiği gibi. Frances McDormand’ın ödül konuşmasından bahsederken, ödülü aldığını da söylemiş olduk tabii. En İyi Yönetmen ödülünü verirken Bong Joon-ho’yu görmek de iyi geldi. Özellikle de çevirmeni Sharon Choi’yi de ayrı özlemişiz. O ikili güzel ve mutlu anlarla özdeşleşmiş zihinlerde. Yine bir sevindirik olduk, eski yaşantımızı hatırlattılar bize.

Gecenin en büyük sürprizi kapanıştaydı. En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde tahminler ve favoriler ”genellikle” Riz Ahmed ve Chadwick Boseman arasında gidip geliyor gibiydi. Ödülle birlikte Akademi’nin Chadwick Bosman’a güzel bir veda planlayacağını düşünülüyordu. Ama Anthony Hopkins’çiler kazandı. Bu Anthony Hopkins’in ikinci Oscar’ı. Bizim mesela gönlümüz Riz Ahmed’den yanaydı fakat Anthony Hopkins, kendisine verilen her rolde sağlam bir şekilde döktürdüğü gibi The Father’daki rolüyle de karakterini resmen yaşadı ve yaşattı bize de. Kırk yıllık ustaya Riz Ahmed yüzünden ayıp edecek değiliz ayrıca. Anthony Hopkins törene katılamadı. Belki Akademi’nin, ”KİMSE VIDEO CALL’LA KATILAMAZ” gibi bir kuralı olmasaydı o hem güldüren hem de korkutan (Hannibal etkisi) yüz ifadeleriyle sir’lüğüne yakışan bir bir teşekkür konuşması yapardı, evinden bağlanıp. Kimse o yaştaki adamın kalkıp da COVID zamanı bir yerlere gitmesini beklemesin. Gerçi Harrison Ford da 80’ine merdiven dayadı ama gerçekten çakı gibi gelmiş törene. Bir ara nefes nefese kalınca endişelenmedik değil. Neyse, ageism’in karanlık sularına düşmeyelim.

Nomadland’in dışında gecemizi aydınlatan bir diğer ödül ise En İyi Yardımcı Oyuncu kategorisindeydi: Minari filmindeki rolüyle ”başka anneanneler mümkün” mesajı veren Youn Yuh-jung, bu kategoride ödül alan ilk Koreli oyuncu oldu. Ve Minari’deki karakteri kadar matrak biri olduğunu kanıtlayan bir konuşma yaptı. Olivia Colman’lı o güzel günlerimizi hatırlattı bize. Brad Pitt’in koluna girerek uzaklaştı sonra.

Anlayacağınız, pandemi koşullarında zoru başarmasaydı bile överdik bu seneki töreni. Bize geçen yılların kasıntı eziyetini yaşatmadığı için. Gerçi Parazit’ten beri hislerimiz de değişmişti. Bilhassa Amerikan tarihiyle yüzleşen adaylıklarıyla bize farklı bir kafa yapısına geçtiklerini demeyelim de geçmeye kararlı olduklarını göstermişlerdi. Black Live Matter başta olmak ABD’de yükselen politik hareketlerin bir etkisiyle kendilerini dönüştürmeye mi karar verdiler, yoksa günü mü kurtarıyorlar göreceğiz. İkna olmamız biraz zaman alabilir ama kimse içimizdeki tören goygoyunu köreltemez.

Muhtemelen çoktan görüp haberdar oldunuz ama adettendir: İşte 93. Oscar Ödülleri’ni kazananlar!

En İyi Film

Nomadland

En İyi Yönetmen

Chloé Zhao – Nomadland

En İyi Kadın Oyuncu

Frances McDormand – Nomadland

En İyi Erkek Oyuncu

Anthony Hopkins – The Father

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Youn Yuh-jung – Minari

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Daniel Kaluuya – Judas and the Black Messiah

En İyi Özgün Senaryo

Promising Young Woman

En İyi Uyarlama Senaryo

The Father

En İyi Uluslararası Film

Another Round – Druk / Danimarka

En İyi Animasyon

Soul

En İyi Belgesel

My Octopus Teacher

En İyi Görüntü Yönetimi

Mank

En İyi Kurgu

Sound of Metal

En İyi Ses

Sound of Metal

En İyi Kostüm Tasarımı

Ma Rainey’s Black Bottom

En İyi Saç ve Makyaj Tasarımı 

Ma Rainey’s Black Bottom

En İyi Görsel Efekt

Tenet

En İyi Müzik

Soul

En İyi Şarkı 

Fight For You – Judas and the Black Messiah

editörün seçtikleri